Her insanın rengi, her rengin potansiyeli var

Neşenin rengi pembe ve turuncu... Mor rahatlama, siyah mesafe ve lüks... Renklerin hayatımıza etkisini nasıl bilinçli kullanabiliriz?  

Hayatım çok renksiz diye başlarız bazen söze. Eğer her şey tek düzeyse, hayatın türlü türlü aromasını tadamıyorsak... Bir anda her şey renksizleşir. Ya da yeni bir renk lazım deriz. Yeni bir keşif, yeni bir güvenli alan terki için. Bir de hayatın gökkuşağı gibi rengarenk olsun deyimi vardır, her ne kadar artık adını kullanmak bile mesele olmuşsa da gökkuşağı hem mutluluğun hem neşenin sembolü olmuştur. Belki gök yaşlarının ardından ortaya çıktığı için bize hatırlatır her fırtınanın sonrasında bir hediyenin saklı olduğunu.

Peki nedir renk? Aslında renk yoktur, sadece ışığın dalga uzunluğu vardır. Dalga uzunluğunun boyutuna göre de beynimiz farklı renkler olarak bu ışığı algılar. Dolayısıyla aslında biz renkleri değil yansıtılmış ışığı görürüz. Peki ışığı nasıl görür, renkleri nasıl algılarız? Gözün arkasında yer alan fotoreseptör adı verilen duyargalar ışık yoluyla alınan bilgiyi beyinde elektrik sinyaline dönüştürür. Üç fotoreseptör türü vardır; kırmızı, mavi ve yeşil. Renk körlüğü yeşil reseptörde sorun olmasıyla ortaya çıkar. Dahası ışık fotonları kişinin sinir sistemi ve göz fonksiyonuna bağlı olarak farklı algılanabilir, dolayısıyla da aynı obje iki kişi tarafından farklı renklerde görülebilir. Yıllar önce sosyal medya ve hatta haber bültenlerini etkisi altına alan elbise fotoğrafında olduğu gibi. Gelelim renklerin algılanmasında cinsiyetin etkisine, kadınlarda renkleri ayırt etmeyi sağlayan koni hücreleri erkeklerden daha fazla, dolayısıyla erkekler tarafından fark edilmesi çok zor olan bir renk tonu, bir kadın tarafından rahatlıkla ayırt edilebiliyor.

İSMİ EN SON VERİLEN RENK MAVİ

Renklere isim verilmesinin tarihine baktığımız medeniyetle önce siyah ve beyaz ardından da kırmızının isim aldığını görüyoruz. En son isim bulan renk ise mavi. Bu durum, insanların hayatlarında hangi renkler daha önemliyse öncelikle bu renklere isim vermeleriyle açıklanıyor. Antik Yunan’a baktığımızda renklerin kırmızı, siyah, beyaz ya da ışıktan oluştuğuna, onların cennetten aşağıya tanrılar tarafından indirilen bir göksel ışık olduğuna inanılıyordu... 

Isaac Newton’ın prizma deneyiyle de gökkuşağının nasıl oluştuğu ve ana renklerin kırmızı, sarı ve mavi olduğu ortaya çıktı… 

İlahi ışığın dünya ile buluşup 7 çakranın rengine bürünmesi gibi belki de her renk bir duyguya büründü hayatta. Peki duygular mı çıktı renklerden, renkler mi doğdu duygulardan? İnsan neşelenince mi fark eder etrafındaki renkleri yoksa renkler insanı neşelendirir mi? Bu konuyu hem içten hem de dıştan ele almak istedik. Bu nedenle iki uzman ile görüştüm... İlki Bige Gürışık, kendisi renk ve stil danışmanı. Diğer uzmanımız ise bir psikolog, Sandra Pasansya, Renkler Psikoeğitim’in kurucusu.

Bige bize anlatır mısın, renkler ne ifade ediyor?

Renkler, gözümüzle gördüğümüz her yerdeler. Ve gözümüzle ayırt edebildiğimiz her renk de bilinçdışımızda yerleşmiş kodlarla anlamlanarak duygularımızı ve yaşam enerjimizi etkiliyor. “Renk, ışığın kırılmasıdır ve ışık, yaşamın var olabilmesi için elzemdir”, diyor Color For Life isimli renk terapisi okulunun kurucusu Mark Wentworth.

Renklerin dili nedir?

Evrende her şey bir enerjidir aslında. Her şey gibi renklerin de farklı frekansları vardır. Bu bakış açısıyla yaklaştığımızda renklerin doğrudan duygularımızı etkilediği, hatta bedenimizde farklı fizyolojik etkiler yarattığını gösteren pek çok çalışma bulunuyor. Aynı zamanda bir rengi gördüğümüzde kültürümüze ve içinde büyüdüğümüz toplumdaki kodlarla birlikte, insanlar olarak pek çoğumuz benzer bir algıya sahip oluyoruz. Örneğin mavi renk doğada denizi ve gökyüzünü çağrıştırarak rahatlatıcı, özgürlüğü düşündürücü ve güven veren bir algı yaratıyor.

NEŞE, YARATICILIK VE HAYALLERİN RENGİ: PEMBE

Renkler duygularla ne kadar ilintili?

Renkler enerjimizle yani ruh halimizle doğrudan ilintili. Aynı zamanda algılarımızla da. Örneğin kırmızı, kan basıncını arttırıyor. Bu pek çok bilimsel araştırmayla da kanıtlanmış durumda. Hatta dünyada renk terapisinde soğuk algınlığı yaşayan insanların vücut ısılarını yükseltmek için de kullanılıyor. Fizyolojik olarak bizi bu kadar etkileyen renk de doğal olarak duygularımızı ve ruh halimizi de fazlasıyla etkiliyor.

Hangi renk bize ne hissettirir?

Temel olarak birkaç rengin etkisini ve yarattığı algıyı özetlemek gerekirse,

Kırmızı: Cesaret, meydan okuma, var olan öfkeyi daha da yükseltme, agresyon,

Mavi: Özgürlük, güven, dinginlik,

Yeşil: Huzur, denge,

Pembe: Neşe, yaratıcılık ve hayaller,

Sarı: Mantık,

Beyaz: Ferahlık,

Turuncu: Çocuksu bir neşe, keyif ve harekete geçme,

Mor: Rahatlama,

Siyah: Mesafe ve lüks.

Seçtiğimiz renk duygumuzu etkiler mi?

Seçtiğimiz renkler, büyük parçalarda ise (örneğin bir elbisede, bir gömlekte, bir koltukta, bir duvarda) doğrudan o anki ruh halimizi ve duygumuzu etkiliyor. Aynı zamanda hayatımızda bizim için en önde gelen değer, hatta o dönemdeki duygusal ihtiyacımızı da seçtiğimiz renk ifşa ediyor. Örnek vermek gerekirse çoğunlukla mavi giyen, dekorasyonunda kullanan kişilerin birincil değeri “güven” olabiliyor. Ya da içindeki çocukla bağı kopmuş bir insanın, tekrar o çocuksu neşeyi yaşamak adına eli sürekli turuncu kıyafetlere, aksesuarlara ya da yiyeceklere gidebiliyor.

Neşenin rengi hangisidir?

Neşenin rengi turuncu ve pembedir. Turuncu bizim öz şefkatimizi yükselmeye destek veren, içimizdeki çocukla bağımızı kuvvetlendiren, neşelendiren ve harekete geçiren bir etkiye sahip. Pembe ise hayal kurmamızı destekleyen, sağ beynimizi çalıştıran, ayaklarımızı yerden kesen bir enerjiye sahiptir.

Çoğunlukla pembe giyen kadınların, hayatın karamsarlığını çok takmayan, anda mutlu olmaya çalışan ve daima gülen kişiler olması tesadüf değil diyebilirim…

Sen hayatında renkleri nasıl kullanıyorsun?

Hayatım boyunca renkleri çok sevdim ve aslında onlarla iç içe olmak vazgeçilmezimdi. Renklerle ilgili eğitimlerimi aldıktan sonra ise hem görüntümü hem enerjimi nasıl etkilediğini fark eder oldum. Yaptığım renk analiziyle bana iyi gelen ve gelmeyen renk ve tonlarını bildiğim için artık sadece bana iyi gelenleri kullanarak renklerden faydalanıyorum. Örneğin dikkati üzerimde toplamak istediğim, bilgi olarak kendime güvendiğim ve akılda kalmak istediğim bir sunumda kendi tonumda bir kırmızı giyerek bu etkiyi destekleyebiliyorum. Ya da enerjimi emen ve beni karartan siyah rengi hayatımın hiçbir alanında kullanmayarak (kıyafet, aksesuar, dekorasyon, makyaj vb.) benim için olumsuz olan enerjisinden kendimi koruyabiliyorum. Umarım bir gün herkes kendi renkleriyle buluşur.

RENK TERAPİSİ: KROMOTERAPİ

Sevgili Sandra Pasensya, psikolojide renkler ne anlam ifade eder?

Renk kavramı, 1665 yılında Isaac Newton’un “Prizma Deneyi” olarak adlandırılan çalışmasıyla birlikte bilim dünyasında bambaşka bir boyut kazandı. Prizmadan günışığını geçirip, ekrana düşürmeye çalışan Newton, ışığı, hazırladığı delikten geçirdiğinde şaşırtıcı bir sonuçla karşılaştı: Ekranda beyaz ışık yerine, günümüzde spektrum olarak adlandırdığımız geniş bir renk yelpazesi vardı. Bu izlenimi ile beyaz ışığın, birçok rengin birleşimi olduğu sonucuna vardı. Bu değerli bilgi, psikoloji alanına da dokunan renk kavramının temeli niteliğindedir. Tıpkı bir renk spektrumu gibi, her bireyin mizaç ve karakterinden oluşan kişiliği de biriciktir. Bu nedenle, renklerin kişide bıraktığı etki, birçok bilimsel araştırmaya konu olsa bile halen duyularımızın bizde bıraktığı his kadar özeldir. Dolayısıyla, renkler günlük yaşamımızdaki kararlarımıza büyük oranda etki etse bile, tercihlerimizi genelleştirebilmek ve bilimsel bir düzlemde nitelendirmek oldukça güçtür. Bu nedenle, bireysel ve nitel değerlendirilmektedir. Renk terapisi olarak adlandırılan kromoterapi, elektromanyetik frekansları inceleyerek, her rengin kendine özgü titreşime sahip olduğunu araştırmakta ve frekans değişimlerinin kişinin iyi oluş halini etkilediğini düşünmektedir. Uzakdoğu felsefesinden gelen ve alternatif tıp dallarında anılan kromoterapi, kişiyi denge değişimine uğratan rengin vücuda farklı duyular ile entegre edilmesini destekler. Örneğin, sinir sisteminin dengeleyicisi olarak kabul edilen kırmızı renk, kendimizi yorgun ve halsiz hissettiğimiz günlerdeki denge bulucu olarak kabul edilirken; kasları harekete geçiren mavi rengin kişiye sakinlik hissi verdiği düşünülmektedir.

Sıcak ve soğuk renkler olarak tanıdığımız spektrum içerisindeki tonlardan da bildiğimiz üzere kırmızı-turuncu-sarı geçişleri “sıcak” olarak tanımlanırken, mor-mavi-yeşil geçişindeki tonlar “soğuk” olarak anılır. Vücuttaki enerji merkezleri olarak adlandırılan çakra renkleri de kırmızı-mor arasındaki geçiş tonlarından oluşmak ve farklı anlamlar taşımaktadır.

Kişisel gelişimin yanı sıra, gıda, giyim ve teknoloji alanına da yön veren renkler, birçok marka tarafından özenle seçilmekte ve logolarıyla birlikte kendi çalışma alanlarını dönüştürmektedir.

Kırmızı heyecan ve dikkat sinyali verirken turuncu canlılık ve sıcakkanlılık; sarı, iyimserlik; yeşil, gelişim ve doğallık; mavi, güven ve olgunluk; mor, yaratıcılık ve bilgelik; beyaz, sadelik anlamı taşımaktadır. Psikoloji alanına konu olan duygular, hissettirdikleri olumlu ve olumsuz halleri ile yaşamımızdadırlar. Bu nedenle, farklı alanlarda değer kavramları ile ön plana çıkan renkler, psikoloji alanında birçok duyguyu nitelendirmektedir. Kırmızı, öfke; turuncu, korku; sarı, endişe; yeşil, mutluluk; mavi, üzüntü kavramları ile ön plana çıkar. Duyguları, renk çemberleri içerisinde işleyen birçok yaklaşımda amaç, duyguları birbirinden ayırmaktır. Bu nedenle, her birey kendine özgü renk ve duygu tanımını seçebilmekte; renkler “sembol” niteliğinde görülmektedir.

Siz hem çocuklarla çalışıyorsunuz hem de suluboya yapıyorsunuz. Sizin için renkler ne anlama geliyor? Terapilerde renklerden yararlanıyor musunuz?

Kurucusu olduğum Renkler Psikoeğitim’in adından da anlaşıldığı üzere renklerle uzun amandır iç içeyim. Renkler’in logosu renkli yaprakların oluşturduğu bir ağaç sembolüdür. Tıpkı rengarenk yaprakların oluşturduğu bir hayat ağacı gibi. Renkler Psikoeğitim’in kurumsal logosu tasarlanırken, bir cümle mırıldanıyordum içimden, “Her çocuk bir renk, her renk ışık tutsun diye...” Benim için her çocuk, kendi içinde sonsuz potansiyel barındıran ve yaşamdaki deneyimler sayesinde bu gizli potansiyele ulaşmak için beceri edinmeyi bekleyen birer birey. Her çocuğun bir rengi olduğu gibi, her rengin içinde de sonsuz potansiyel rengi olduğu hissindeyim. Çocuk her beceri edindiğinde, bir renk beliriyor sanki yaşamında ve sonra bir renk daha... Bir yaşam ağacı oluşuyor her çocuğun kendi iç dünyasında. Psikoloji ve eğitim kelimelerinin harmanından oluşan psikoeğitimin yaratıcı materyallerinde birçok duygu rengini kullansam da odaklandığım kısım genelde çocuğun ağacında renklenen yaprakları. Dolayısıyla, çocuğun “farkındalık” ve “deneyim” edinimlerine rehber olmak önceliğim.

Neşe kavram olarak nedir? Nasıl neşeli oluruz?

Neşe kavramı, sevinç ve mutluluk kelimelerinin harmanından oluşmaktadır. Sevincin dışavurumu olarak tanımlanan “neşe” kelimesi bir “hâl” olarak karşımıza çıkarken, mutluluk bir “duygu” niteliğidir. Kişinin motivasyon sistemi iç ve dış olarak ikiye ayrılmaktadır. İçsel motivasyon, kişinin kendi iç duygu ve değer sistemi ile motive olma hali iken, dışsal motivasyon kişinin iç kaynaklarından yararlanmaksızın, harekete geçmek için dış uyaranların desteğine ihtiyaç duyma halidir. Dolayısıyla, bazen yeni bir beceri öğrenmenin verdiği neşe kişiyi motive ederken, bazense yeni bir beceri öğrenmede öğretmenin sunduğu destek bizi neşelendirebilir. Kişinin ihtiyacı, onun neşesini de belirlemede önemli bir etkendir.

Renklerin neşe ile bağlantısı nedir? Neşenin rengi nedir?

Her rengin kişide uyandırdığı his biricik ve özeldir. Bu nedenle, neşenin rengini tanımlarken, tek bir renkten bahsetmek mümkün değildir. Her kişinin kendine ait bir parçasını bulabilmesi için tıpkı Newton’un spektrumu gibi, neşeyi “beyaz” olarak nitelendirmek ve yansımasıyla birlikte her kişinin kendine özgü olan neşe rengini ortaya çıkarmasını değerli buluyorum.

Yorumlar