ZORUNDA OLMADIĞIMIZ ŞEYLER VAR
Farkındalık

Zorunda olmadığımız şeyler var

Geçtiğimiz haftalarda bir tatil beldesindeki bir plajda güneşleniyordum. Havada tatlı bir esinti vardı. Hani kendimizi çok iyi hissettiğimiz anlar vardır ya tam da öyle bir an yaşıyordum. Şezlonguma uzanmış, elimdeki kitabın sayfaları arasında kaybolmuşken içimde derin bir dinginlik hissediyordum. Tam bu sırada, yan şezlongdan gelen bir sesle dikkatimi topladım. Genç bir kadın, elindeki telefonla hararetli bir konuşma yapıyordu. “Hayatımı mahvettim,” diyordu kadın, sesi titreyerek. “Her şeyi düzeltmek için daha fazla çabaladım ama her seferinde daha da kötü oldu. Nereye dönsem, bir hata, bir pişmanlık…”

Kadının bu sözleri, içimde bir yerlere dokundu. Kitabımı yavaşça kapattım ve dikkat kesildim. Telefonun diğer ucundaki kişi, belli ki kadını teselli etmeye çalışıyordu ama kadının içindeki çaresizlik ve pişmanlık o kadar derindi ki teselliler yetersiz kalıyordu. Kadının konuşması devam ettikçe onun mücadelesini ve yaşadığı zorlukları daha da net bir şekilde hissetmeye başladım. Yıllar önce bir şirkette üst düzey yönetici olarak işe başlamış, ilk başlarda her şey yolundaymış. Ancak kısa sürede yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma gibi karanlık işlere bulaşmış. Para ve güç kazanma arzusu onu, içinden çıkamayacağı kadar büyük suçların ve hataların içine çekmiş. Her seferinde, işler daha da karanlıklaşmış. En korkutucu olanı ise bu düzenin parçası olmaktan kurtulmak isterken daha da derinlere batması olmuş. Öyle bir noktaya gelmiş ki her adımda daha fazla suç işlemeye zorlanmış. O kirli düzenin içinde kalmaya mecbur kalmış. Pişmanlık yaşıyor ama çıkış yolu bulamıyordu. Gücünü korumak zorundaydı çünkü aksi halde onu bitirebilirlerdi. Öyle diyordu. Anlattıklarından anlayabildiklerim, bunlardı.

HANGİ KONULARDA ZAFİYET GÖSTERDİK?

Kadının konuşması sona erdiğinde, bir an duraksadım. Kalbimin genişlediğini, içimde ona karşı bir şefkat oluştuğunu hissediyordum. Evet ben bir şifacıydım ama acaba böylesi biri, iyi niyeti, şefkati, kapsanmayı hak ediyor muydu? Aslında ona kızmam, belki “Oh, beter ol,” demem gerekiyordu. Sonuçta belli ki bir yozlaşma yaşıyordu. Peki ama ben kimdim ki onu yargılıyordum? Onu, bunları duyan pek çok kişi gibi kınayabilirdim ama ya içinde taşıdığı pişman ve üzgün parça? Orayı görmüştüm bir kere.

Bu sıradan bir telefon konuşması değildi; bu, bir insanın en derin yaralarını, hatalarını ve pişmanlıklarını açığa vurduğu bir itiraftı. Kadının hikayesi, benim içimde de derin bir yankı uyandırdı. Kendi geçmişimde yaşadığım güçsüzlük sınavları, erkeklere güvenip sırtımı yaslayamadığım her yerde güçlü durabilmek için yaptığım hatalar bir bir gözümün önüne gelmeye başladı. Evet ben hiçbir zaman bir suça karışmamıştım, görevimi kötüye kullanarak bundan kazanç sağlamamıştım, hiçbir zaman böyle şeylerle sınanmamıştım ama bir yandan da şifacı olarak görevim, sadece fiziksel yaraları değil aynı zamanda ruhsal ve duygusal yaraları da iyileştirmekti. Bu kadının acısını hissedebiliyordum ve ona yardım etme ya da yaralı ben’e ulaşma isteği içimde giderek büyüyordu. Kadın hangi konularda zafiyet göstermiş olabilir diye düşünmeye başladım. Dürüstlük, sorumluluk, adalet, saygı, alçakgönüllülük? Peki ben bu konularda hiç zafiyet göstermemiş miydim? Sanırım herkes hayatının bir yerinde, bu konularda değişik boyutlarda zafiyet göstermiştir.

Aklıma Bert Hellinger’in, Sevgi Düzenleri kitabında yer alan şu diyalog geldi:

Hellinger: Sana bir şey daha söyleyelim: Yumuşaklığı yalnız günahkârlar tanır.                

Ute: Yumuşaklığı mı?                              

Hellinger: Yumuşaklığı, evet. Suçsuzlar katıdır. Suçsuzluk ve suç, iyi ve kötü gibi değildir. Çoğu zaman daha ziyade tersidir.

Ben bunları düşünürken kadın toparlandı ve yanımdan ayrıldı. Onunla konuşamadım, konuşur muydum, doğrusu bunu da bilemiyorum.

KENDİNİZİ BİLMEK, KENDİNİZİ YARATMAKTIR

Affetmek, sadece karşımızdakini değil en çok da kendimizi özgürleştiren bir eylemdir. Bu sadece geçmişin yüklerinden kurtulmak değil, aynı zamanda yeni bir başlangıç yapmaktır. Affetmek kadar önemli bir diğer konu da kişinin kendini affetmesi ve kabul etmesidir. Yine Bert Hellinger bunu “Kişi kendi yükünü, suçunu ve alınyazısını taşıdığında bu onu güçlü kılar,” şeklinde anlatıyor.

Şezlongdaki kadını, suçları, hataları, hayatın iyi gitmeyen yönlerini her şeyi bir çuvala koyalım şimdi. Bazen inançlar ve yargılar bir anda değişir, bazen şifa bir anda içimize sızıp bizi dönüştürür.

Ve şifaya geri dönelim. Sevgili Tetha Healing hocam Vianna Stibal’ın ilham verici, şifalı sözleriyle sizi baş başa bırakmak istiyorum:

“Cesaret, korkularımızla yüzleşip ilerlediğimiz zamandır. Bazen, kötülükle savaştığımızı düşünüyoruz, ancak bize karşı olan şey; aslında kendi içimizdeki korkularımızdır.”

“Bazı Erdemleri, Örneğin neşe, olana kadar varmış gibi yapamazsınız. Neşeli olmak, ruhsal seviyede öğrenilmesi gereken bir erdemdir. Olana kadar varmış gibi taklit edeceğiniz tek şey, affetme erdemidir.”

“Erdemlere sahip olmak kadar düşüncelerimizi; nezaket, sevgi, uyum ve alçakgönüllükle yönlendirebilmek de önemlidir.”

“Yaşamımızı kontrol eden şeyler düşüncelerimiz ve ruhumuzdur.”

“Harika bir arkadaşım bana bir keresinde ünlü bir Budist rahiple kısa bir zaman geçirdiğini söylemişti. Arkadaşım bu kutsal adama hayatta en önemli şeyin ne olduğunu hissettiğini sormuş. Cevabın başkalarına şefkat duymak olacağını düşünebilirsiniz ama rahip şöyle yanıtlamış: ‘Arkadaşlık etmektir.’ Bu hayatta yapabileceğiniz en önemli şey kendinize iyi arkadaşlar edinmektir.”

“Sadece yolculuk yazılıdır, varılacak yer değil. Gelecek değiştirilemez değildir, o sürekli olarak bizim yaptığımız seçimlerle değişir.”

“Değişebilirsiniz, kendinize yeni şeyler katabilirsiniz, kendinizi yeniden yönlendirebilirsiniz, ama kim olduğunuza ve neyi yaratıp tezahür ettirebileceğinize sadece siz karar verebilirsiniz. Kendinizi bilmek, kendinizi yaratmaktır.”

“Hayat size acı çektirmek için değil, öğretmek için tasarlandı”

“Koşulsuz sevgi, herkes ve her şey hakkındaki gerçeği görmek, ancak yine de onlar için sevgi duymaktır.”

“Öğrenmesi pek çok yaşam süresi alabilecek olan şeyler, saniyeler içinde öğrenilebilir. Her şeyin Yaratıcısı bize bu hisleri en iyi en yüce şekilde her seviyede öğretebilir.”

“Her insan bir kristal gibidir. Bazılarının çamurdaki elmaslar gibi parlatılmaya ihtiyaçları vardır. Diğerleri ise karanlıkta bile parıldar.”

Stibal’ın sözlerinin affetmek, kabul etmek ve yeni bir zihniyete geçiş yaparak eskisinden özgürleşmekle ilgili sizi desteklemesini dilerim. Kim bilir belki o da bu yazıyla karşılaşır da hiçbir şeyin zorunda olmadığını, değişimin ve dönüşümün, işleri düzeltmenin her zaman mümkün olduğunu düşünmeye başlar.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Avatar photo
2003 yılından bu yana kişisel gelişim ve spiritüalite alanında aldığı sayısız eğitim, edindiği pek çok lisanslı uzmanlık ve yaptığı çalışmalarla binlerce insanın hayatına dokunan Saba Deniz Uzun, çalışmalarına Sistem Dizimi ve Somatik Deneyimleme Uzman Uygulayıcısı ve Theta Healing Eğitimcisi unvanlarıyla devam ediyor. Edirne’de kurduğu Carpe Diem Gelişim, Eğitim ve Danışmanlık Merkezi’nde bireysel ve kurumsal koçluk hizmetleri veren Saba Deniz Uzun, kendi yaşam hikayesinin içinde Kahramanın Sonsuz Yolculuğu eşiklerinden zarafetle geçmiş, mağarada uyumuş, ejderhalarla savaşmış, iksiri almış ve nihayetinde hediyeleriyle evine dönmeyi başarmış kahramanlardan biri.