Kırmızı burunlular, beyaz ceketliler

Gülmekten burnu kızaranlarla, onları inceleyen beyaz ceketliler üzüntüyü eriten, anksiyete, depresyon ve kızgınlığı bertaraf eden, hatta çekingenliği bile hafifleten kahkahanın eşsiz bir “katharsis”, yani boşalma terapisi olduğu hususunda hemfikirler.

Bazen en olmadık anlarda yakalandığımız o leziz kahkaha selinin müthiş bir şifa kaynağı olduğu, hatta mistik anlamdaki aydınlanmada büyük rol oynadığı çok eski çağlardan beri bilinen bir gerçek. Ruhu beslediği kadar da hafifleten kahkahanın fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik özelliklerini merak eden bilim adamları, Yunanca gülmek anlamına gelen “gelos” sözcüğünden esinlenerek hevesle araştırmaya başladıkları bu konuya “gelotoloji” adını vermişler. Ve çok enteresan bilgiler edinmişler. 

Yaşam standartlarının yükselmesine karşın, modern insanın gittikçe asık suratlı olduğu ortaya çıkmış yapılan araştırmalarda. Alman Doktor Michael Titze, 1950’li yıllarda insanların günde on sekiz dakika güldüğünü, şimdilerde ise bunun altı dakikanın altına düştüğünü saptamış. Amerika’da da çocukların günde 300-400 kere gülmesine karşılık kahkaha atmakta epeyce zorlanan yetişkinlerin günde 15 kez kıkırdayıp gülebildikleri tespit edilmiş. 

İşte ilginç bir ev ödevi, hepimizin kolaylıkla yapabileceği hoş bir farkındalık testi: Neye, ne zaman, nasıl ve ne kadar gülüyoruz? Ya da bundan niye kaçınıyoruz?

“Kahkaha ve mizah mutluluktan değil, tahmin edilenin aksine; stres ve acıdan doğuyor.”

Komik ile trajik olanın, ışıkla gölge gibi birbirinden ayrılamayacağını söyleyen Sokrates haklıydı. Kahkaha ve mizah mutluluktan değil, tahmin edilenin aksine; stres ve acıdan doğuyor. Bunu çok iyi kavrayarak üzerine harika bir kariyer inşa eden Şarlo şöyle demişti bir gün, “Gülebilmek için acılarımızla oynayabilmeliyiz.”

Bizi yoran, üzen ve sinirlendiren her olayda gülünç bir taraf bulabildiğimizde, başımıza gelenleri alışık olmadığımız bir perspektifle değerlendirme fırsatı elde ediyoruz. Demem o ki, bakış açımızın değişip genişlemesinde, yaşanan zorluğun daha insani boyutlara bürünmesinde, altında ezildiğimiz hezimet ve çaresizlik duygusunun kolaylıkla çözümlenmesinde kahkaha ve mizah içtiğimiz su kadar elzem. Üstelik, kendimizle alay edip zaaflarımızı olgunlukla sergilemek, diğer insanlarla aramıza koyduğumuz bariyerleri yıkmaya, şahsımıza gelebilecek muhtemel ataklara mani olmaya, dal budak salabilecek komplekslerimizi budamaya, savunmaktan ve savaşmaktan yorgun düşen benliğimize tatlı bir mola vermeye imkân tanır. Dolayısıyla da hem kendimize hem de başkalarına yönelttiğimiz yargı oklarını hedefinden saptırır.

Gülmekten burnu kızaranlarla, onları inceleyen beyaz ceketliler üzüntüyü eriten, anksiyete, depresyon ve kızgınlığı bertaraf eden, hatta çekingenliği bile hafifleten kahkahanın eşsiz bir “katharsis”, yani boşalma terapisi olduğu hususunda hemfikirler. Doktorlar, bedene ve psişeye adeta düz kontak yaptıran ve bir elektrik dalgası halinde korteksin tamamına yayılan kahkahanın, endorfin salgılarını artırarak fiziksel acıyı azaltabildiğini, bağışıklık sistemini olumlu yönde etkilediğini, korku ve kaygının yarattığı stresle altüst olan kimyasal dengeyi düzeltebildiğini, “endothelium” denilen kan damarlarının iç zarına tesir ederek kan dolaşımını hızlandırabildiğini gözlemlemişler. 

Konunun başlıca uzmanlarından Dr. William Fry ve Dr. James Walsh, bir dakikalık kuvvetli bir kahkahanın on dakikalık kürek çekmeyle eşdeğerde olduğunu; iç organlara masaj yaparken, yüzdeki 17 kasa, göğüs, karın ve omuzlara da jimnastik yaptırdığını söylüyorlar. 

“Hintli Dr. Kataria’ya sorarsak eğer, on dakikalık şiddetli bir kahkaha en az altı saatlik bir meditasyona bedel.”

Sosyalleşmeyi kolaylaştıran, ilişkilerin derinleşmesine yarayan kahkahanın sadece yüzde yirmisini mizahla irtibatlandıran Dr. Robert Provine, gülmenin başkalarına gönderilen bir sinyal niteliği taşıdığını, yalnız başımıza kaldığımızda bunun yok denecek kadar azaldığını belirtiyor. Ve hepimizin gayet iyi bildiği o bulaşıcı yapısını, 1962’de Tanzanya’da yaşanan çarpıcı bir olayla örnekliyor: Kızların devam ettiği yatılı okulda bir grup öğrenci arasında başlayan gülme krizi orman yangını gibi yayılarak, Orta Afrika’daki diğer okullara da sıçramış! İki buçuk sene süren bu salgının yaklaşık bin kişiyi etkilediği saptanmış.  

Zen üstatlarına ve kurduğu uluslararası kahkaha kulüpleriyle yeni bir fenomen yaratan Hintli Dr. Kataria’ya sorarsak eğer, on dakikalık şiddetli bir kahkaha en az altı saatlik bir meditasyona bedel. Psikolog Willam James’in ifadesiyle: “Mutlu olduğumuz için gülmüyoruz, güldüğümüz için mutlu oluyoruz...” 

Yorumlar