Minnet ve şükür arasındaki o küçük fark

Mümkün’de yazmaya başladım başlayalı, bu köşe için kendime bir yol haritası belirlemek istiyordum. O zaman gelene kadar akışta kalmaya, yol kendini belli edince onunla akmaya karar vermiştim. Sonradan bir şeyler oldu ve ben fark ettim ki, kendim için kafa karışıklığı yaratan, eş anlamlı gibi görünen ama aslında arasındaki farkı anlayınca hayat dönüştüren kavramlar üzerine yazıyorum bir süredir.

İlk önce Neşe temasını ele alan sayı için, Mutluluk ile Neşe arasındaki farka odaklandım. Geçenlerde yayınlanan son yazımda ise Emek ve Çaba’ya baktım yakından. Şimdi bana gelen şey, “Minnet ile Şükran’ın arasına bir bak Nihan!” diyor. Ve ben bu iç sesi dinlemeyi çok önemli buluyorum. Çünkü “şeytan ayrıntıda gizlidir” dense de aslında hayat ve büyüme alanları da ayrıntılarda gizlidir. Buraları ne kadar iyi anladığımız, kelimelerin derin anlamlarıyla hangi düzeyde bağ kurduğumuz bizim gibi kelime işçileri için hayati. Ve hatta kişisel gelişim yolunda emek verenler için de öyle.

NE DEMEK İSTİYORUM?

İlişkileri, işimizi, uğraşlarımızı yüzeysel bir şekilde icra ettiğimizde olan şey oluyor kelimelerin anlamlarını doğru bilemediğimizde. Derin anlamlarıyla buluşamıyor, anlattığı eğer bir duygu ise o duyguyu tam da deneyimleyemiyoruz. Şükran ve Minnet arasındaki o küçük fark şimdi burada hizmet edecek işte. O yüzden gelin Türk Dil Kurumu’ndaki anlamlara yakından bakalım:

Şükran (TDK): İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık

Şükür (TDK): Tanrı'ya duyulan minneti dile getirme

Minnet (TDK): Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu sayma, gönül borcu

O minicik farkı görebiliyor musunuz? Tamam ben kendi çözümümü yazayım bakalım anlamlı olacak mı?

ŞÜKÜR daha çok AN’da duyulan bir iyi hissetme halinin (ŞÜKRAN) ile, içerden taşan bir duyguyla dile gelmesi iken, MİNNET geçmişte bize karşı yapılmış iyiliklerin kıymetini anlayıp, içimizin o olay, kişi veya duruma karşı duyduğu duyguyla ilgili bir anahtar. En azından benim çözümlemem bu.

NEDEN BU YAZIYI YAZIYORUM?

Yazmak hemen hemen her yazar için olmazsa olmaz bir kendini anlama ve anlatabilme aracıdır. Ben de kendince tuttuğu YOL’da tutarlı olmaya çalışan bir yolcu olarak yazıyı kendimi disipline etme, hayatı sorgulama ve bunu yaparken YOL kardeşlerime fayda sağlayabilme motivasyonlarıyla kullanıyorum. Bu o kadar şifalı, o kadar dönüştürücü ve o kadar büyülü ki bazen duyumsadığım duyguları anlatmaya kelimeler yetmiyor. İstiyorum ki hayat yolculuğumda bana eşlik eden kişi / durum / olgu her şeyi ama her şeyi bir ara hakkıyla anlatabileyim. 

“Kendi hayatımın romanı yazılsa nasıl olurdu?” diye düşündüğüm anlarda çıkıyor bu esriklik halleri benden. O zamanlarda kelimeler havada uçuşup, duygularla buluşmayı bekliyor bazen. Ben de oturup bazı kelimelere methiyeler düzüyorum. Kendi kendime uzunca konuştuğum zamanlar dahi oluyor. Eğer yazamıyorsam, konuşuyorum doğrudur. Çünkü ifade edebilmek içimdeki sanatçı ruhun en büyük ihtiyaçlarından biri.

İşte bir gün yine varlığına ŞÜKRAN mı, MİNNET mi duyduğumu bilmediğim insanlar ve onlarla ilişkilerim geldi gözümün önüne. Bir bir geçit yaptılar. O zaman fark ettim, arada bir fark var.

Bazıları için ŞÜKRAN duyarken bazıları için MİNNET duyuyorum. Ve MİNNET de en az ŞÜKRAN kadar önemli. Çünkü eğer o insanlar o iyilikleri veya kötülük gibi gözüken ama hayrıma dönen o işleri icra etmemiş olsalardı şu an her anına ŞÜKRAN duyduğum hayatımı bu şekilde yaşıyor olamazdım. Öğrenmem gereken dersleri öğrenemez olduğum kişi olamazdım. Başıma gelen olaylar geride bıraktığım olay dizisiyle gerçekleşmemiş olsa yine her şey farklı olurdu. 

Hayat işte böyle büyülü, böyle güzel ve derslerle dolu. Minnettar olduğumuz için içimizden taşan şükürler, bolluk kapılarını açıyor bir de! Söylemedi demeyin! Yani biz ne kadar kıymet bilir, minnettarlığını sergileyen tavırlar ortaya koyarsak evrenin ilahi dengesi, verdiğimiz kadarından çok daha fazlasını cömertçe önümüze koyuyor.

O halde her ne kadar Türk Dil Kurumu bizi minnet kavramıyla borçlu gibi hissettirse de aslında bahsettiği şeyin bir alma verme dengesi olduğunu anlamak neleri mümkün kılardı? Merak ediyorum. 

Bir dahaki sefere kadar sizlerin de bu soruyla kalmanızı ve kimlere minnet duyuyorsunuz? Hangi olaylardan dolayı hayata minnettarsınız? düşünmenizi rica ediyorum. Gerçek farkındalıklar buraları çalışınca, isim isim ilişkilerin üzerinden geçince ortaya çıkıyor. Yoksa gerisi hep teori ve bir bildiğini zannetme hali. 

Mesajımı iletmiş olmanın gönül rahatlığından sonra, buradaki ifade alanını bana sağlayan Serda Kranda Kapucuoğlu ve Yaprak Gökçen Çetinkaya’ya ne kadar minnettar olduğumu huzurlarınızda da söylemek isterim. Bunu borçlu hissettiğim için değil, onların açtığı bu imkânın bana sunduklarını fark etmemden dolayı yapıyorum ve aldıkça daha iyisini verebilmek için enerjiyle doluyorum. 

Tıpkı annemize, babamıza, öğretmenimize, hayatımızı kurtaran doktorumuza duyduğumuz minnet kadar, daha önemsiz gibi gördüğümüz her tür ilişkide de minnetin rolünün olduğunu düşünüyorum. Minnet duymayı bilmek erdemli ve geliştiren bir davranış. Çünkü her ilişki, her olay ve her durum sadece bizim öğrenmemiz için. Bu koskoca evren boşuna değil! 

Hepimize idrak etmek nasip olsun

Sevgilerimle 

Yorumlar