Saldırının da mikrosu var!   

“Hiç yaşını göstermiyorsun.”

“Bir Karadenizliye göre burnun çok güzel.”

“Kilo verince güzelleşiyorsun.”

Söyleyenin iyi niyetinden kuşkunuz olmasa da duyduğunuzda sizi üzen cümleler, değil mi? Mikroagresyon olarak tanımlanan bu davranışlar, yavaş yavaş da olsa kalıcı hasarlar verebiliyor. Eğitim yönetimi alanında doktorasına devam eden Eğitim ve Öğrenci Koçu Elgiz Henden’in şu tanımlamasında olduğu gibi: “Mikroagresyon kaynar sudaki kurbağa gibi insanı yavaş yavaş öldürüyor."

Henüz pandemi başlamamıştı; maskesiz, dip dibe ve kalabalık normalimizde kendi halimizde yuvarlanıyorduk. Taksiye binmek için hızlıca bir adım attığımda sağ tarafımdan kulağıma, hiç tanımadığım birine söyleyen şu cümle çalındı: “Aaa hiç de 50 yaşında göstermiyorsun!” Öylece kalmışım, taksi şoförünün “Binecek misiniz?” dediğini güç bela duydum. O anda zihnimdeki matematik şuydu: “Bu kadın benden yaşlı. Ama benden genç duruyor. O zaman ben olduğumdan daha yaşlı görünüyorum. Peki, bu bana kendimi kötü mü hissettiriyor? Evet.” Şoföre de “Evet” deyip taksiye bindim.

Sadece bu da değil; uzunca süreden sonra ilk kez karşılaşıldığında sözün dönüp dolaşıp alınan verilen kilolara gelmesi, kilo verince güzelliğin ortaya çıktığının söylenmesi, önce telefonda görüştüğümüz bir haber kaynağının beni görünce “Telefonda sesiniz ne kadar genç geliyor. 25 yaşındasınız diye düşündüm en fazla” demesi, falancanın çocuğunun davranışlarının “Ne bileyim işte, bi oğlan çocuğuna yakışmıyor” diye anlatılması, kız çocuklarının “erkek gibi” ya da , “kız olmalarına rağmen matematikte çok başarılı olmalarının” sözleriyle övülmesi... Benim yıllarca ucundan kıyısından rahatsız olduğum, rahatsız olduğumu dile getirdiğimde de “Canım seninki de alınganlık. Ne var bu sözde?”leri duya duya vazgeçtiğim bu düğümün bir adı varmış; mikroagresyon. Öyle bir düğüm ki atanın niyeti kötü değil, karşısındakine hakaret etmek, aşağılamak istemiyor ama yollar, buraya çıkıyor. 

MİKROAGRESYON NEDİR?

Ben bu güzelim mikroagresyon kavramı ile (kiminiz geç bulabilir haklı olarak) bir süre önce, öğrenci koçluğu eğitimi sırasında Elgiz Henden’in anlatımıyla haberdar oldum. Bir güzel anlattı bize ne olduğunu, sonra da “Peki, siz ne tür mikroagresyonlara maruz kaldınız ya da başkalarına böyle davrandınız?” diye sordu. “Bir dakika henüz tam olarak ne olduğunu bile anlatmadın” diyorsanız haklısınız. Şimdi Elgiz Henden yine anlatacak, bu kez Mümkün Dergi okurları için. Ben de yukarıdaki soruyu bugün yine kendime sorarak bitireceğim bu yazıyı.

TEMELİ IRKÇILIĞA DAYANIYOR

Mikroagresyon kavramı ilk kez 1970’te Harvard Üniversitesi Psikiyatri Profesörü Chester Pears tarafından kullanılmış, ilk kullanımı da ırkçılığa dair farkındalık amacını taşıyor. Kavram, “etrafımızdaki kişilere bilerek ya da bilmeyerek gösterdiğimiz sözlü ya da sözel olmayan küçük düşürücü, zarar verici bir tür istismar davranışı” olarak tanımlanıyor.

LAKAPLAR DA MİKROAGRESYON KAYNAĞI

Coğrafya öğretmenliği yaptığı yıllarda gençler için neler yapabileceği üzerine kafa yorarken yolu koçlukla kesişen Elgiz Henden, uzun yıllardır eğitim ve öğrenci koçluğu yapıyor. Yüksek lisansın ardından eğitim yönetimi alanında doktorasına da devam ediyor. O da bu kavramla koçluk eğitimleri alırken tanışmış. “Öncelikle bana yapılan mikrogresyonları fark ettim ki bunlardan biri küçükken takılan bir lakaptı. Aslında kimse o lakabı beni kötülemek için takmamıştı ama anlamına baktığımda şimdi küçük bir kıza söylenecek bir sözmüş gibi gelmiyor” diyen Elgiz Henden, şöyle devam ediyor: “Sonra benim yaptığım mikroagresyonları fark ettim! Aslında niyetim kötü olmasa da söylediklerim şaka yollu bile olsa mikroagresyonmuş. Karşıdaki kişiye bunu devamlı yaparsanız bir süre sonra kendine olan güvenini kaybedebiliyor. Benim için önemli bir farkındalıktı. Hangi davranışların mikroagresyon olduğunu anlamak ve iletişimde kullanmaya çalışmak... Mikroagresif ifadeler konusunda daha özenli olduğumu söyleyebilirim hem kendime hem de başkalarına karşı. Çünkü mikroagresyon kaynar sudaki kurbağa gibi insanı yavaş yavaş öldürüyor."

MİKROAGRESYONUN ÜÇ TÜRÜ BULUNUYOR

Aslında ayrımcılığın görünmez yüzü de denilen mikroagresyonun kültürel, fiziksel, cinsel, ırksal ve dinsel boyutları var. Ön yargıların yoğun olduğu ortamlarda insanlar farkında olmadan bu davranışı sergileyebiliyor. Bu alanda yapılan araştırmaların çoğuna imza atan Dr. Derald Wing Sue, mikroagresyonu; “mikrosaldırı, mikroaşağılama ve mikroyoksayma” olmak üzere üçe ayırıyor. Şimdi bu üç kavrama biraz daha yakından bakalım:

MİKROSALDIRI

Mikrosaldırı, bilinçli olarak karşıdaki kişiye hakaret etmeyi içeriyor. Öyle ki bu saldırıyı yapan kişi de davranışının karşısındakine zarar vereceğini biliyor. Elgiz Henden, “Örneğin bir öğrenciye ya da çalışana bir öğretmen ya da yönetici ‘Bu performansı senden beklemiyordum’ derse altında hangi anlamlar yattığını anlamak güç olmaz. Başka bir örnek daha vereyim -ki ben bunu çok duyarım- ‘Bir Karadenizliye göre güzel bir burnun var’ cümlesi de mikrosaldırı aslında” diyor.

MİKROAŞAĞILAMA

Mikroaşağılama ise mikro saldırganlığa göre daha gizli bir tavır. Ancak kabalık ve duyarsızlık içerdiği için kişiye zarar veriyor. “Siz kadınlar,” diye başlayan bir cümle örneğin, rahatsız edici ve aşağılayıcı olabiliyor. Kimi zaman “pozitif ayrımcılık” gibi duran tavır ve yaklaşımlar da aslında mikroaşağılama içeriyor.

MİKROYOKSAYMA

Mikroyoksayma (değersizleştirme) ise etnik kökenleri farklı olan insanların düşüncelerini duygularını ve deneyimlerini yok sayan değersizleştiren davranışlar için kullanılan bir tanımlama. İnsanlara “Çok tepki gösteriyorsun” ya da “Çok hassasın” demek onların duygularını düşüncelerini deneyimlerini yok saymanın değersizleştirmek olduğunu söyleyen Henden,  “Aslında farklı düzeylerde her birini görüyoruz. Bazıları bilinçli bazıları bilinçsiz. Her nasıl olursa olsun migroagresif davranışlar ve tavırlar maruz kalan kişileri olumsuz etkiliyor. Bu nedenle toplumu bilinçlendirmek bu konuda çok önemli ki bence ilk başlangıç noktası bunun eğitim olmalı” diyor.

KALICI HASAR BIRAKABİLİYOR

Okullarda migroagresyon konusunda farkındalık olmadığı için bu tür davranışların daha çok meydana gelebildiğini belirten Henden, “Bizim niyetimiz iyi olabilir ama niyetiniz iyi de olsa da uzun süre şaka yollu yapılan mikroagresyonlar kalıcı hasarlara neden olabilir. Kültürel, fiziksel, bireysel olarak farklılıklarımızı gözetmek birbirimize saygılı davranmak önemli olan. Öğretmenlerin ve psikolojik danışmanların mikroagresyon konusunda farkındalıklarının artırılması gerektiğini düşünüyorum. Aslında herkes aynı haklara sahip, ister okulda ister iş hayatında ister toplumsal yaşamda olsun mikroagresyon bu eşitlik hakkını bozuyor ve insanlar hiç de hak etmedikleri bir yaşama sürüklenebiliyorlar” diye devam ediyor.

Mikroagresyonun psikolojik etkilerine gelince Elgiz Henden, şunları söylüyor: “Uzmanlar,  mikrosaldırıya maruz kalanlarda geçmiş travmaların tetiklendiğini, duygusal yorgunluk yaşandığını, benlik saygılarının olumsuz etkilendiğini, depresyon görüldüğünü, sosyal ve duygusal gelişimin zedelediğini,  kaygının  ve intihar oranların arttığını belirtiyor.”

Mikroagresyonu önlemenin yolunun farklılıklara saygılı olmaktan ve insanları oldukları kişi olarak, olduğu gibi kabul etmekten geçtiğini vurgulayan Henden, “Eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılık kavramları son dönemde öne çıkıyor. Bu kavramları benimsememiz gerekiyor” diye sözlerini tamamlıyor.

Peki, ben bugün ne tür bir mikroagresyon davranışı sergiledim? Davranışa dönüşmese bile “Marketin manav reyonundaki çocuk ne kadar güzel konuşuyor!” diye düşündüm. Övgü gibi düşünülebilir ama alttaki düşünceden emin değilim. Sanki güzel konuşmak sadece belli kentlere ve bazılarına ait bir özellik olmalıymış gibi...

Yorumlar