Kadın Olmak, Ressam Olmak: Ankara’dan Bir Bakışla Yasemen Latife Ayvaz ve Görünürlük Meselesi
Aktüalite

Kadın Olmak, Ressam Olmak: Ankara’dan Bir Bakışla Yasemen Latife Ayvaz ve Görünürlük Meselesi

Yasemen Latife Ayvaz, 1995 yılında Bilkent Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olduğunda önünde muhtemelen başka bir kariyer haritası vardı. Hayatın rotası ise onu yıllar sonra tuvalin başına götürdü.

Bu yazının meselesi, sanatçının biyografisinden çok Türkiye’de kadın ressam olmanın taşıdığı görünürlük sorunu. Elbette bir sanatçıyı yalnızca cinsiyeti üzerinden okumak, eserlerini dar bir çerçeveye hapsetme riski taşır. Buradaki amaç tam tersine, sanatın ortaya çıktığı toplumsal zemini de görmeye çalışmak.

Sanat Tarihinin Sessiz Bıraktığı İsimler

Sanat Tarihinin Sessiz Bıraktığı İsimler

Tarih boyunca kadın ressamların erkek meslektaşlarına kıyasla çok daha az görünür olduğu söylendi. Akademilere kabul edilmemek, atölye kuramamak, sergi ve koleksiyon çevrelerine erişememek, bakım sorumlulukları nedeniyle üretim zamanının bölünmesi bu tablonun başlıca nedenleri arasındaydı.

Reklam

Türkiye’de erken Cumhuriyet döneminde kadın ressamlar önemli bir görünürlük kazansa da sanat piyasasının uzun yıllar erkek merkezli ilerlemesi, kadın sanatçıların tanınmasını zorlaştırmayı sürdürdü. Yasemen Latife Ayvaz’ın farklı bir eğitim geçmişinden gelerek resme yönelmesi, yıllar boyunca atölye disiplinini sürdürmesi ve eserlerinin önemli koleksiyonlara girmesi bu açıdan ayrıca anlam taşıyor.

Bir kadının otuzlu ya da kırklı yaşlarında tamamen yeni bir alanda kariyer kurması hâlâ sık sık açıklama gerektiren bir tercih gibi görülebiliyor. Üstelik kadın sanatçıların üretimleri tarih boyunca “duygusal”, “dekoratif” ya da “içgüdüsel” gibi küçümseyici sıfatlarla anılırken benzer özellikler erkek sanatçıların işlerinde yenilikçilik ve cesaret olarak yorumlanabildi. Ayvaz’ın on üç yıl boyunca kesintisiz sürdürdüğü atölye çalışması bu nedenle yalnızca sanatsal disiplinin değil, kendi seçimine ve üretimine sahip çıkmanın da göstergesi olarak okunabilir.

Sanat, Fayda ve Piyasa

Sanat, Fayda ve Piyasa

Yasemen Latife Ayvaz’ın Tohumluk Vakfı gibi kuruluşlarla köy çocukları yararına düzenlenen sergilere destek vermesi, kadın sanatçıların üretimleriyle toplumsal fayda arasında kurdukları bağı da düşündürüyor. Sanatın toplumsal yararla buluşması elbette kıymetli. Bununla birlikte kadınlardan sanatsal üretimlerinin yanında toplumsal duyarlılıklarını da kanıtlamalarının neden daha sık beklendiğini sormak gerekiyor.

Benzer bir eşitsizlik sanat piyasasında da karşımıza çıkıyor. Kadın sanatçıların eserleri tarihsel olarak koleksiyonlarda ve müzayedelerde daha az temsil edildi. Bu durum yalnızca tanınmayı değil, sanatçının yeni eser üretmek için kullanabileceği ekonomik imkânları da etkiliyor.

Ayvaz’ın eserlerinin önemli koleksiyonlarda yer alması bu nedenle yalnızca kişisel bir başarı olarak tanımlamak yerine, kadın sanatçıların sanat piyasasında kendilerine açtıkları alanın bir parçası olarak kabul edilmeli.

Ustanın Gölgesinden Kendi Diline

Yasemen Latife Ayvaz’ın Ressam-Akademisyen Yrd. Doç. Seyit Mehmet Buçukoğlu ile uzun yıllara yayılan atölye çalışması, sanat tarihinde sık rastlanan usta-öğrenci ilişkisinin çağdaş bir örneğini oluşturuyor. Kadın sanatçılar açısından burada hassas bir nokta var. Başarının sanatçının kendi emeğinden çok ustasının etkisine bağlanması, sanatçının bağımsız kimliğini gölgeleyebilir. Bu nedenle belirleyici olan, sanatçının zaman içinde kendi dilini kurabilmesidir. Ayvaz’ın renk, leke ve kompozisyon üzerinden geliştirdiği kişisel ifade, onun bu bağımsız dili oluşturduğunu gösteriyor.

Kendine Ait Zaman ve Genç Kuşağa Bırakılan İz

Kendine Ait Zaman ve Genç Kuşağa Bırakılan İz

Sanatsal üretimin temel kaynaklarından biri kesintisiz zamandır. Kadınların zamanı ise tarih boyunca ev içi emek, bakım sorumlulukları ve toplumsal beklentiler nedeniyle daha fazla bölündü. Virginia Woolf’un “kendine ait bir oda” fikri burada hâlâ anlamını koruyor. Çünkü üretmek için yalnızca fiziksel bir mekâna değil, korunmuş bir zamana da ihtiyaç var.

Reklam

Yasemen Latife Ayvaz’ın on üç yıl boyunca atölye disiplinini sürdürebilmiş olması, kendi hayatında bu alanı kurabildiğini gösteriyor. Sanatın sürekliliği biraz da insanın kendi zamanını savunabilme becerisinden doğuyor.

Bir sanatçının yolculuğu zaman içinde yalnızca kendisine ait olmaktan çıkar. Ardından gelenler için de bir ihtimal yaratır. Edebiyattan resme geçen, yıllarca çalışan ve eserleri uluslararası koleksiyonlara ulaşan Ayvaz’ın hikâyesi, “çok geç kaldım” ya da “başka bir alandan geliyorum” diye düşünen genç kadınlar için güçlü bir örnek taşıyor. Farklı bir disiplin geçmişinin eksiklik yerine zenginlik olabileceğini gösteriyor.

Uluslararası Sahnede Görünürlük

Uluslararası Sahnede Görünürlük

Türkiye’deki kadın sanatçıların görünürlük mücadelesi, dünyadaki benzer tartışmalardan ayrı düşünülemez. Guerrilla Girls gibi sanat kolektifleri yıllardır büyük müze ve galerilerde kadın sanatçıların ne ölçüde temsil edildiğine dikkat çekiyor. Bu çalışmalar, sanat dünyasında görünürlüğün hâlâ eşit dağılmadığını gösteriyor. Bu açıdan Yasemen Latife Ayvaz’ın uluslararası fuarlarda ve koleksiyonlarda yer bulması, kişisel kariyerinin ötesinde bir anlam taşıyor. Kadın sanatçıların yerel sınırları aşarak daha geniş bir sanat çevresinde görünür olabildiğinin örneklerinden birini oluşturuyor.

Son yıllarda müzelerin, küratörlerin ve koleksiyonerlerin kadın sanatçılara ilgisinin artması, geçmişte göz ardı edilmiş isimlerin yeniden gündeme gelmesi umut verici. Asıl mesele ise bu ilginin dönemsel bir eğilimden çıkarak kalıcı bir dönüşüme dönüşebilmesi.

Yasemen Latife Ayvaz’ın hikâyesi, yalnızca kişisel bir azmin hikâyesi değil. Aynı zamanda bir kadının kendine zaman ayırmasının, üretim alanı açmasının ve sanat dünyasında kendi adıyla görünür olmasının hikâyesi. Bugün kadınların ressam olması geçmişe göre çok daha mümkün. Buna rağmen görünür olmak, ciddiye alınmak ve yalnızca “ressam” olarak değerlendirilmek konusunda alınacak hâlâ yol var.

Belki de bir sanatçının en kalıcı mirası yalnızca tuvalinde bıraktığı renkler değildir. Kendinden sonra gelenlere, “Bu yol senin için de mümkün” duygusunu bırakabilmesidir.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Reklam
serda-kranda-kapucuoglu_
Kitap projeleri, yayın danışmanlığı, yazar koçluğu ve geliştirici editörlük yapıyor. Jungian Koç. Birdenbire adlı ilk romanını 2022’de yayımladı. Kurucusu olduğu ZB Akademi’nin Serda Kranda Akademi markası altında hem kurumlar hem de bireyler için editörlük ve yazarlık atölyeleri düzenliyor, editoryal danışmanlık veriyor. 21 Gün Okuyanları adlı okuma kulübünün kurucusu. Mümkün Dergi’nin ve 360 derece editörlük ve yayın danışmanlığı hizmetleri veren Mümkün Ajans’ın kurucu ortaklarından. Edebiyat, felsefe, mitoloji ve psikolojiyle ilgileniyor. 1979 İstanbul doğumlu. Evli, kedili ve iki kız annesi.