Bir Kilit Soru: Kitap Bir İnsanı İyileştirir mi?
Aktüalite

Bir Kilit Soru: Kitap Bir İnsanı İyileştirir mi?

Çeviri bir kitap okurken hep aynı şeyi düşünürüm. Bu cümleyi yazan kişi benim hiç bilmediğim bir sokakta büyüdü. Benim hiç tatmadığım yemekleri yedi, benim anlamadığım bir dilde rüya gördü. Ama şimdi benimle konuşuyor. Hem de benim dilimde.

Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı bu yıl bu küçük mucizeyi canlı canlı yaşattı. Birleşik Krallık’tan Roger Crowley, Amerika’dan John Perkins, Filistin’den Samir Atiye, Güney Kore’den Soyoung Park, İtalya’dan Paola Peretti, Bosna Hersek’ten Amina Şeçeroviç ve Kolombiya’dan Silvana Paternostro okurlarla buluştu. Listeye bakınca insanın önünde bir dünya haritası açılıyor. Her ülkenin kendi yarası, kendi hafızası var. Bosna’nın savaşı, Filistin’in acısı, Kolombiya’nın şiddet yılları. Coğrafyalar farklı, diller farklı. Ama insanın başına gelenleri anlatma isteği her yerde aynı. Fuarı gerçekten uluslararası yapan da bu ortak istek bence.

Bir Kilit Soru: Kitap Bir İnsanı İyileştirir mi?
Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nda kalabalık koridorlar.

Ya da bilmem, tanıdığım pek çok yazarın bir çekmecesi vardır. İçinde bitmiş ama basılmamış bir roman, bir şiir dosyası ya da yarım kalmış bir anı defteri durur. O çekmece, yazarın hem umudu hem de sessiz hüznüdür. Bir şehrin kültürel hafızası yalnızca geçmişte yazılanlardan ibaret değildir; bugün yazılıp henüz okura ulaşamamış metinler de o hafızanın parçasıdır. Kanaatimce bu proje, yarının kitaplarını bugünden sahiplenmek demek. Bunları düşünürken başka bir şey aklıma geldi. Kitapları bu kadar seviyorum, onlar hakkında yazıyorum, onları yazıyorum ya… Peki kitap insanı iyileştirir mi? Bu zorlu zamanlarda bize kitaplar çözüm olur mu? Biraz psikolojik durum yazısı kaleme alayım dedim, mecranın doğasına da uygun ve yazıyı çalıştım. Keyifle okuyalım umarım.

Reklam

Bir Sayfanın İçinden Geçen İlaç

Bu hafta kitabın ekonomisinden, raflardaki etiketlerden ve dağıtımcı vadelerinden biraz uzaklaşıp kitabın bize ne yaptığına bakmak istiyorum. Önceki yazıda kitabın kaç liraya satıldığını konuştuk. Şimdi daha eski ve bana kalırsa daha önemli bir soruyu sormanın vakti geldi: Kitap insanı iyileştirir mi?

Hepimizin hayatında, ağır bir günün sonunda elimize alıp birkaç sayfasıyla içimizi yatıştıran bir kitap olmuştur. Bu his gerçek. Ama bir yazar olarak his ile kanıt arasındaki mesafeyi de önemsiyorum. O yüzden bu yazıda iki şeyi birlikte yapacağım: Kitabın iyileştirici gücüne dair anlatılan hikâyelerin yalnızca doğrulanabilenlerini seçeceğim ve bilimin bu konuda ne dediğine, ne demediğine dürüstçe bakacağım.

Bir Sayfanın İçinden Geçen İlaç
Fuardan bir kare: Kitapla kurulan bağ çoğu zaman bir gülümsemeyle başlıyor.

“Ruhun Şifahanesi”: Bir Fikrin Uzun Yolculuğu

Kitabın iyileştirdiği düşüncesi bizim çağımızın buluşu değil. Antik Yunan tarihçisi Diodoros Sikeliotes, Tarih Kütüphanesi’nin birinci kitabında (I.49.3) Teb’deki Osymandyas anıt mezarını anlatırken oradaki kutsal kütüphanenin girişinde şu yazının bulunduğunu aktarır: Psyches iatreion, yani “Ruhun şifahanesi”. Diodoros bu bilgiyi kendisinden önce Hekataios’tan almıştır; Osymandyas da genellikle II. Ramses ile özdeşleştirilir.

Burada dürüst bir not düşmeliyim: Yazıtın kendisi bugüne ulaşmadı. Elimizde olan, ikinci elden aktarılmış bir tanıklık. Yine de bana göre bu ifadenin iki bin yıldır yinelenmesi bile bir şey söylüyor: İnsanlık kütüphaneyi çok erken bir tarihte bir tür hastane olarak hayal etmiş.

“Biblioterapi” kelimesinin doğumu ise çok daha yakın ve iyi belgelenmiş. Amerikalı papaz ve deneme yazarı Samuel McChord Crothers, Ekim 1914’te Pennsylvania’da bir kütüphaneciler toplantısında kitabın tedavi edici değerinden söz eder; toplantı raporuna göre “kütüphanecinin bilimi biblioterapi diye adlandırılabilir” der. Kelimeyi geniş kitlelere taşıyan metin ise Eylül 1916’da The Atlantic Monthly’de yayımlanan “A Literary Clinic” (Bir Edebiyat Kliniği) adlı mizahi denemesidir.

Fikri bir meslek pratiğine dönüştürenlerden biri de Sadie Peterson Delaney oldu. Delaney, 1924’te Alabama’daki Tuskegee Gaziler Hastanesi kütüphanesinin başına getirildi. Daha önce New York Halk Kütüphanesi’nin Harlem şubesinde göçmen ve sorunlu çocuklarla biblioterapiyi denemiş olan Delaney, hastanede bu yöntemi geliştirdi; 1935’te görme engelli hastalar için bir bölüm kurarak yaklaşık 600 hastaya Braille okumayı öğretti. Dikkatimi çeken şu: Biblioterapinin ilk ciddi uygulayıcılarından biri, ırkçılık yüzünden kendi meslek derneğinden ihraç edilmiş siyah bir kadın kütüphaneciydi.

“Ruhun Şifahanesi”: Bir Fikrin Uzun Yolculuğu
Sahaf reyonlarında eski kitaplar, bir şehrin hafızasını taşımaya devam ediyor.

Bilim Ne Diyor?

Kısa cevap: Kitap bazı durumlarda gerçekten iyi geliyor, ama her iddia aynı sağlamlıkta değil. Bulguları güvenilirlik sırasıyla dizmek istiyorum.

AraştırmaNe buldu?Ne kadar güvenilir?
Gualano ve ark., 2017, Clinical Psychology Review — sekiz randomize kontrollü çalışmanın sistematik derlemesi, 1.347 katılımcıYetişkinlerde biblioterapi depresyon belirtilerini uzun vadede azaltıyor; gençlerde anlamlı etki bulunmadıEn sağlam kanıt; yazarlar daha fazla çalışma gerektiğini vurguluyor
Bavishi, Slade ve Levy, 2016, Yale, Social Science & Medicine — 50 yaş üstü 3.635 kişi, 12 yıla kadar izlemKitap okuyanlar okumayanlardan ortalama yaklaşık iki yıl uzun yaşadı; haftada 3,5 saatten fazla okuyanlarda ölüm riski yüzde 23 daha düşüktüGüçlü bir ilişki, ama nedensellik kanıtlanmadı
Kidd ve Castano, 2013, ScienceKısa bir edebi kurgu okumasının başkalarının zihnini anlama becerisini artırdığı ileri sürüldü2016’da Panero ve arkadaşları bu etkiyi tekrarlayamadı

Bu tabloyu yan yana koyduğumda şunu çıkarıyorum: Kitabın etkisi tek bir sihirli okumayla değil, zamanla birikiyor. Nitekim Kidd ve Castano’nun bulgusunu tekrarlayamayan ekip bile, hayat boyu kurgu okumak ile başkalarını anlama becerisi arasında tutarlı bir bağ buldu.

Bilim Ne Diyor?
Okuma alışkanlığı kuşaktan kuşağa aktarılıyor.

Kitabı bir sağlık aracı olarak ciddiye alan ülkeler de var. İngiltere ve Galler’de The Reading Agency’nin halk kütüphaneleri aracılığıyla yürüttüğü Reading Well (“Reçeteyle Kitap”) programında kitap listeleri ulusal klinik kılavuzlara göre seçiliyor ve aile hekimleri hastalarını kütüphaneye yönlendirebiliyor. 2013’ten bu yana bu listelerden 4,3 milyonu aşkın ödünç alındı. Okurların yüzde 92’si kitabı yararlı bulduğunu söylüyor; ancak bu değerlendirmenin programı yürüten kurumca yapıldığını da eklemeliyim.

Bir Hücre, Bir Shakespeare

Kitabın iyileştirici gücüne dair okuduğum en etkileyici ve iyi belgelenmiş hikâyelerden biri Güney Afrika’dan geliyor.

1970’lerde apartheid karşıtı siyasi tutuklu Sonny Venkatrathnam, Robben Adası’nda yanında bulundurmasına izin verilen tek kitap olarak Shakespeare’in bütün eserlerini seçer. Kitap bir süre sonra elinden alınır. Venkatrathnam kendi anlatımına göre bir gün gardiyandan “Kutsal Kitabımı” ister; gardiyan da Shakespeare cildini getirir. Bundan sonra kitabın kapağına Diwali bayramı kartları yapıştırır ve onu Hindu kutsal kitabı diye korur.

Kitap hücreden hücreye dolaşır. Toplam 34 mahkûm, kendilerine en çok dokunan pasajın yanına adını ya da baş harflerini yazar. Nelson Mandela’nın seçtiği satırlar Jul Sezar’dan:

“Korkaklar ölmeden önce defalarca ölürler; yiğit ise ölümün tadına yalnızca bir kez bakar.”

William Shakespeare, Jul Sezar, II. perde, 2. sahne (çeviri bana aittir)

Mandela pasajın yanına 16 Aralık 1977 tarihini atar. Bugün bu cilt “Robben Island Bible” adıyla anılıyor.

Hikâyenin sınırlarını da belirtmeliyim. Kitabı İncil gibi gösterme ayrıntısı Venkatrathnam’ın kendi tanıklığına dayanıyor. Kitabı imzalayanlar adanın yalnızca okumuş, seçkin bir grubuydu; üç eski mahkûm da kendi imzalarının yanındaki pasajı seçmediklerini söylüyor. Yine de öz değişmiyor: Hapsedilmiş insanlar, dışarı çıkmalarına izin verilmeyen bir dünyada, bir kitabın sayfalarında bir araya geldiler. Bana kalırsa buradaki iyileşme, kitabın tek başına yaptığı bir şey değil; kitabın etrafında kurulan o sessiz dayanışmanın eseri.

Kitabın İyileştiremedikleri

Bu yazıyı kitaba bir övgü olarak bitirmek kolay olurdu. Ama kanaatimce dürüst olmak daha değerli. Kitap bir ilaç değil, ilaçların yerini de tutmuyor. Bilimsel derlemeler biblioterapinin en çok hafif ve orta düzeydeki depresyonda, çoğu zaman bir uzmanın rehberliğiyle işe yaradığını gösteriyor; gençlerdeki sonuçlar ise belirsiz. İngiltere’deki reçeteyle kitap uygulamasının bile kitapları hekim kılavuzlarıyla eşleştirmesi bu yüzden. Ciddi bir ruhsal sıkıntı yaşayan biri için iyi bir kitap, bir uzmana giden yolda yalnızca yol arkadaşı olabilir.

Bir de şu var: İnternette dolaşan “altı dakika okumak stresi yüzde 68 azaltır” türünden kesin rakamları hakemli bir bilimsel yayına bağlayamadım. Bu yüzden onları bu yazıda bilinçli olarak kullanmadım. Kitabın hakkını vermek, onu abartılı rakamlarla süslememekten geçiyor.

Bir Saatlik Okuma

Peki kitap iyileştirir mi? Bütün bunları yan yana koyduğumda cevabım şu: Kitap tek başına hastalığı iyileştirmez ama insanı iyileşmeye hazırlar. Yalnızlığı hafifletir, düşünceyi düzene sokar, bize başkalarının da benzer yollardan geçtiğini hatırlatır. Robben Adası’ndaki o Shakespeare cildi de Tuskegee’deki hastane kütüphanesi de bunu gösteriyor.

Bir Saatlik Okuma
Kalabalığın ortasında birkaç sayfalık bir sessizlik.

Bu konuda okuduğum en sade ve en sahici cümle, 18. yüzyıl Fransız düşünürü Montesquieu’nün kendi portresini çizdiği notlarında geçiyor:

“Çalışmak benim için hayatın bezginliklerine karşı en baş ilaç oldu; bir saatlik okumanın dağıtamadığı bir kederim hiç olmadı.”

Montesquieu, Pensées diverses, “Portrait de Montesquieu par lui-même” (çeviri bana aittir; asıl metin: “L’étude a été pour moi le souverain remède contre les dégoûts de la vie, n’ayant jamais eu de chagrin qu’une heure de lecture n’ait dissipé.”)

Tam da bu nedenle kitabı bir ilaç kutusundan çok, kapısı her zaman açık bir şifahaneye benzetiyorum. Diodoros’un aktardığı o eski yazıt belki bugüne ulaşmadı ama anlamı her kütüphanenin girişinde hâlâ duruyor.

Kaynakça


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Reklam
Uğur Batı
Prof.Dr.Uğur Batı, aralarında çok satanlar da olan 25 kitabın yazarıdır. Dünyaca ünlü Harvard Business Review, Bloomberg Businessweek , GQ, Esquire, The Independent, BrandMap dergilerinde uzun yıllardır köşe yazarlığı yapmaktadır. En çok tıklananlardan Milliyet.com.tr portalı köşe yazarlığı da yapmıştır. Onedio Küratörlerinden ve Onedio Yazio Projesinde köşe yazarlığı da yapan Uğur Batı, daha önceki yıllarda ise Grafik Tasarım Dergisi , Brand Age dergisinde ve Gennaration adlı gazetede uzun süreli köşe yazarlığı yapmıştır. Alanında öncü Global Savunma Dergisi yazarlığı ve yayın kurulu üyeliği de yapmıştır. Uğur Batı ayrıca daha önce kültür, sanat, edebiyat dergisi Trip ’te köşe yazarlığı, yine Mikrop Dergisinde köşe yazarlığı yapmış, mevcut durumda da Kafasına Göre dergisinde yazmaktadır. Dünyanın ilk nöropolitik kitabı ile New York Times, Independent , The Times gibi uluslararası gazetelerde, Hürriyet, Milliyet, Sabah, Star Gazetesi ve Türkiye’deki günlük ulusal gazetelerde, GQ, Alem, BrandMap, Brand Age, Harvard Business Review gibi dergilerde pek çok röportaj gerçekleştirmiş olan Uğur Batı, ikna, iletişim bilimleri, reklam, marka, deneyimsel pazarlama, nöropazarlama, davranış bilimleri, toplumsal sinirbilim ve kararbilimi, dil ve iletişim gibi alanında Türkiye’de saha, akademik ve laboratuvar çalışmaları yapan en önde gelen akademisyen konumunda. Toplamda 19 kitabı bulunan Batı’nın kitapları 60 üzerinde üniversitede ders kitabı olarak okutulmaktadır. Kitapları Alfa, Everest Yayınları, Media Cat, Doğan Kitap, Destek Yayınları ve Kara Karga gibi Türkiye’nin en önde gelen yayınevlerinden çıkmıştır. Kitaplarından bazıları şunlardır: Reklamın Dili, Marka Yönetimi, Enneagram İle Kişilik Analizi, Kendine İyi Bak, Dijital Oyunlar, Tüketici Davranışları, Marka Tasarımı ve İletişimi Uygulamaları (Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Tek Yazarlı Ders Kitabı), Markethink ya da Farkethink Ben Bilmem Beynim Bilir, Sinaps, Kusursuz Kararlar Vermek. Prof.Dr. Uğur Batı’nın kurgu alanındaki kitapları şunlardır: Azraa-eel Menkıbeleri adlı romanı, Aşkın Karanlık Yüzü, Karanlık Yılbaşı Hikâyeleri ve Anadolu Korku Öyküleri III. Ulusal ve uluslarası dergilerde bilimsel yüz kadar makalesi olan Batı’nın SSCI, AH&CI ve alan endeksli pek çok makalesi bulunmaktadır.