Farkındalık

Emek, çaba ve kendinden oluş haline geçmek

Bu yazıyı her alanda EMEK vererek, kendinin ve BÜTÜN’ün hayrını gözetmiş, çalışmış, akılcı şekilde çabalamış, bir şeylerin değişip dönüşmesi için, üretime katkı sunabilmek için dirsek çürütmüş, kafa patlatmış ya da ellerinde, ayaklarında nasırlar açarak fiziksel çabasını üretime vakfetmiş CAN’lara adıyorum.

Hayır, hayır İşçi Bayramı falan değil ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü…İçimden fışkıran bir minnet duygusunun eseri bu yazı. Biraz emeği yücelten zihnimi buraya sunacak biraz da emek ile çaba arasındaki nüansa odaklanacağım. Ömrüm bu ikisi arasında gidip gelmekle geçti, geçiyor. Ve ben çabasızlık, kendiliğindenlik, kolaylıkla oluş haline geçmek vs. bunlarla pek ilgileniyorum şu sıra. Çok değil, akıllı çalışmanın yollarını araştırıyorum. Doğru soruları soruyorum artık. İç sesimle ve akışla uyumlu olmaya çalışıyorum.

Öncelikle yukarıda yazımı ithaf ettiğim kitledenseniz, şu sözlerime kulak verin lütfen. Hatta kalbinizi açın, bir derin nefesle içinize çekin. Çünkü çoğu zaman kimseden duymuyorsunuz bu sözleri:

O kadar kıymetlisiniz ki, o kadar önemlisiniz ki! Yaşadığınız ekosistemi besleyen, dönüştüren sizlersiniz. Dünya sizin yüzü suyu hürmetinize dönüyor, inanın bana. İyi ki varsınız.”

Şimdi burada bir duracağım. Tüm bu minnetime, övgü dolu sözlerime rağmen konuyu başka bir perspektife taşımak istiyorum. Zira biliyorum ki burada bahsi geçen kitlenin en büyük ikilemlerinden biridir EMEK ve ÇABA arasındaki o ince çizgi.

O kitleye ait bir birey isek yani çalışıp çabalayıp üretip, almadan veriyor, hiç yılmadan kendimizi birçok şey uğruna unutup feda ediyorsak şayet, en çok yukarıdaki gibi anlaşıldığımızı hissettirecek sözler duymak istiyoruz değil mi?

Duyuyor muyuz peki? Çok büyük ihtimalle HAYIR.

Nedenini çözdüm artık.

EMEK ile ÇABA çok karışıyor. Biz de kendimizi boşuna kürek çekmekten alıkoyamıyoruz bazen. Gereksiz beklentilere girdiğimiz çok oluyor, anlayamıyoruz akışın yönünü. O sırada ilahi olanla hizada değiliz aslında. Ne yaparsak boşuna çabalamak olur ne yaparsak akılcı bir emek verme eylemi gerçekleştiririz fark edemiyoruz.

Çok da zorlama, olmuyorsa olmuyordur.

Olmayacak duaya AMİN denmez!

Herhalde bunlar boşuna söylenmiş laflar değildir! Nesillerin bilgeliğini içerdikleri aşikâr. Bu noktada zamanı, gayretimizi harcayıp tüketiyor muyuz yoksa emeğimizi koyduğumuz işi geliştirip büyütüyor muyuz diye ara ara bakmakta fayda var.

Özetle EMEK enerjisi; büyüten, geliştiren, katlanarak genişleyen bir enerjiyken ÇABA enerjisi kendi içine doğru büzülen, adeta tüketen bir enerji. Bu ikisinin ayrımına bu şekilde varabiliriz.

Buna rağmen;

Ayırt etmeksizin her türlü emeği pek kıymetli bulduğumu söylemeliyim. Bunu sıkça tekrarlıyorum. Kaderin değiştiği noktadır, kişisel gayret. İnsanın taçlandırıldığı özgür iradenin ateşidir EMEK. İşte bu yüzden büyük küçük fark etmeden her türlü emeği onurlandırıyor ve önemsiyorum. Tarlayı ekip biçen köylü kardeşimle, bilincin tohumlarını zihnimize atan, orada yeşerecek cenneti düşleyen akademisyen kardeşim sen BİR’sin. Aynı oranda kıymetli aynı oranda değerlisin.

Zaman zaman yolu ilerletmeyen çabalara girsen de EMEK ile alanda kalmak için gösterdiğin gayret senin ve insanlığın kaderini değiştiriyor. Umarım anlatabilmişimdir.

Bu yazıyı özellikle, bilginin yayılması, bilincin dönüşmesi için çalışan, emekleri toplum tarafından pek de görülüp onurlandırılmayanlar için yazıyorum aslında. Onlar ki toplum kalkınmasını en çok önemseyenlerimiz, bu alanda yıllarını verenlerimiz…Ve yukarıda bahsettiğim ikilemi en çok yaşayanlarımız. Çünkü genelde hayattayken yaptıklarının kıymeti pek anlaşılamayabiliyor. Aslında bizler çoğu şeyi onlar sayesinde duyuyor, öğreniyor, uyguluyoruz hem de adlarını bir kez olsun zikretmeden! Halbuki onlar olmasa içinde yaşadığımız kısır döngüleri bile fark etmeden bu dünyadan geçip gidebilir, varoluşu onurlandıramadan bir parazit misali yaşam sürebiliriz.

Eminim herkesin çevresinde entelektüel olarak beslendiği, vizyon genişleten kişiler vardır. Onların varlığına şükrediyor muyuz hiç? Onurlandırıyor muyuz onları? Onlardan öğrendiğimizin geliştiğimizin farkında mıyız? Lütfen bu gözle bakalım çevremize. Eğer bir tane bile böyle tanıdığımız yoksa lütfen seçimleri gözden geçirelim. Gün sonunda her insan en sık görüştüğü, paylaşımda bulunduğu beş insanın ortalaması oluyor.

Belki, “bu gezegendeki zamanımızı en doğru nasıl kullanırız?” sorusu yardımcı olur bu seçimleri yaparken. Boş konuşmaların, zaman öldürmelerin ve geyik muhabbetlerinin çevresinde bir hayat sürmeleyelim artık. Bu koskoca kâinat, mükemmel kaos, sadece bunun için olabilir mi?

Hiçbir şey için emek vermek istemiyorsak bile kendimiz için emek vermek nasıl olur?

“Her şey bu haliyle de pek güzel ama bundan daha iyisi nasıl mümkün?”

“Hayatın tümü bize kolaylık, neşe ve ihtişamla nasıl akar?”

“Akışla uyumla olursak kendinden kolaylıkla olur mu her şey?”

“Peki akışla uyumlu emek vermek ne demek?”

Sordum, sorguluyorum, bekliyorum

Minnetimle…

©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

nihan-uycan-ozen_
Yazar, sosyal girişimci…”Her yeni adımla kendine biraz daha yaklaşmış, yapmak istediklerini keşfetme yolunda ilerleyen bir ruh. Toplumda sosyal fayda yaratımını @kopruproject ile destekliyor.