Liderliğin hizmetkâr hali

Lider denilince aklınızda hangi özellikler canlanır? Fedakâr, yardımsever ve anlayışlı mı? Ya da herkes kadar çok çalışan, dürüst, içten ve insan odaklı? Çoğumuzun aklına bu özellikler gelmez; zaten çoğunlukla böyle liderlerle karşılaşmak da Unicorn görmek gibidir; denk gelmişseniz bu olağanüstü bir şans. Sadece şirket ve ülkelerle de sınırlamayalım; aynı amaç uğruna bir araya gelmiş birden fazla insanın olduğu her ortamda açık ya da kapalı bir lider bulunur. Grubun bir araya geliş amacı ve liderin kişilik özelliklerine bağlı olarak da yönetimi sağlama biçimi farklılaşır; kimi zaman otokratik veya otoriterdir, kimi zamansa demokratik, koç gibi ya da liberal. Ancak, tüm bu stillerin arasında özellikle bir tanesi var ki muhtemelen dünyada en çok sahip olunmak istenen, sahip olanların da en çok sevip saydığı ve iyi hatırladığı lider; işte karşınızda: hizmetkar lider!

ANCAK DİĞERLERİNİ YÜKSELTEREK YÜKSELEBİLİRİZ

Dur durak bilmeden hep daha fazlasını talep eden kapitalizmin üzerine kurulmuş sistematik köleleştirme düzeninde yaşıyoruz. Haddinden fazla zorlayıcı olan bu illüzyonun içinde gelişmiş etik değerleri olan ve insana insan olduğu için değer veren hizmetkar liderlerle fazla karşılaşmıyoruz çünkü; genelde kontrolü sağlamak ve işlerin daha verimli ilerlemesini sağlamak için insanlara baskı kurmamız, güçlü olmak için mesafeli kalmamız, suya sabuna fazla dokunmamamız ve biraz da üstten bakmamız gerektiğine inanıyoruz. Seviyemizin altına inmek otoritemizi sarsacak hatalı bir davranıştır. Biz, yönergeleri ve yapılması gerekenleri belirler; ihtiyaç olursa destek oluruz ancak hiçbir zaman takıma hizmet etmeyiz. İlk ve son sözü söyleriz. Biz söyleyen tarafızdır.

Hizmetkar lider ise geleneksel liderin aksine duyan ve dinleyen taraftır. Hiyerarşideki konumu ve otoritesindense aynı amaç uğruna bir araya geldiği insanlar ve ortak amaçları daha önemlidir. Ekibinin güçlü olmasının onun de gücünü arttıracağını; saygınlık kazanmanın üstten bakmakla değil, saygı göstermekle olduğunu bilir. Etrafına kurduğu kalın duvarlar yoktur ve sadece kararların sonuçlarına değil işin niteliğini belirleyen kişilere de özen gösterir. Onların güçlü yönleri ve potansiyellerine odaklanır, görev ve sorumluluk dağılımını da bu bilinçle yapar. Bu sayede de motivasyon kaybını azaltır hem de insanların yönelmiş oldukları alanda daha kuvvetli olmalarını sağlar. Fikirlerin rahatça paylaşıldığı eşitlikçi bir ortam olduğu için yaratıcılık enerjisi ve gelişim yolları da o denli verimli akar. Hizmetkar lider için ekibin derdi kendi derdi gibidir ve dertler gibi başarılar da ortaktır. Başarıların tek sahibiymiş gibi davranmak yerine bunun takım işi olduğunu gösterir ve ekibi güçlendirmek için çalışır. Benzer biçimde, gücü elinde tutan tek kişi olmak yerine kontrolü de dağıtır; ekipte herkes eşit derecede sorumluluğa sahip olduğundan gelişimleri de hızlanır. Geleneksel yöneticilik anlayışının kuşbakışı ve bolca kör noktaya sahip bakış açısı yerine merkezde kalarak yönettiği için de çoğunlukla ciddi zararlar veren ve yangınlara dönüşene kadar önemsenmeyen kıvılcımları baştan görür; bu sayede problemleri henüz yönetilebilir haldeyken çözüme kavuşturabilir. 

Liderliğe atfedilen birçok önyargıyı yıkan, eşitlikçi ve paylaşımcı bir ortamda insanların yeşermesine imkân sağlayan hizmetkar liderler kulağa fazlasıyla hoş gelse de her ortamda verimli olmazlar. Örneğin; üyelerin yeni bir araya geldiği, ihtiyaçların henüz tam belirlenmediği ve oturmamış bir düzende daha otoriter liderlere ihtiyaç olabilir. Ayrıca, insan odaklı oluşu hata payını düşürse de bu tip yerlere ait hızlı karar alınması gereken durumlarda yeteri kadar hızlı davranamayabilirler. Bir de tabii ekibin bir araya geliş amacı liderin stilinde önemli bir yere sahip; disiplinin ilk kural olduğu ve sınırların kalın çizgilerle çizildiği askeriye gibi liderlere limitli hareket alanı sağlayan yerlerde hizmetkar ya da koç gibi yönetim stillerine sahip olmak mümkün olamaz. 

DÜŞÜK VİBRASYONDA MIYIZ?

Günümüz dünyasının başarı kıstaslarında alçakgönüllülük ve samimiyet gibi kavramlara yer yok. İnsana dair özelliklerimizi azaltıp robota dair olanları ön plana çıkardığımızda çok daha “verimli” ve “çevik” olabiliyoruz. Her ne kadar artık tükenmişlik sendromu yaşayan doğamız aşırı üretim/tüketim döngülerine tepki verse de ve her ne kadar aşırı stres pompalanmış bedenlerimiz baş ağrılarından kronik rahatsızlıklara kadar uyarılarla isyan etse de maalesef zihin ve bedenlerimizi, netice olarak da ruhlarımızı esir etmek zorunda bırakıldığımız bir gerçeklikteyiz. Çözüm bütün sisteme dair yıkıcı bir yaklaşım edinmek değil tabii, böyle bir beklenti fazlasıyla gerçekdışı olurdu. Yapabileceklerimiz ise mümkün mertebe bu toksik illüzyonu en az indirecek seçimlere gitmek; kendimizi bilinçlendirmek, hiçbir etmenin insanlığımızın önüne geçmesine izin vermemek; diğerleri, kendimiz ve yaşamla olan ilişkimizde daha mindful davranmak ve negatif olaylar karşısında edindiğimiz deneyimlerden öğrendiklerimize odaklanmak, tekamülümüze olan katkılarını fark etmek. Yavaşlamak, sadeleşmek, yetenek ve ilgilerimizi fark edip bütünün bir parçası olurken bize kalan zaman ve enerjiyi arttırabilmenin yollarını aramak. Zihinlerimizi neyle meşgul ettiğimiz, kimlere zaman ve enerji verdiğimiz, yaşamlarımızdaki en ağırlıklı etmenlerin gerçek değerlerini hesaplamamız… 

Evet, hizmetkar liderler her yerde yok. Zaten olmamaları da gerek; hem bazı işlerin işleyişi hem de mevcut yaşam tekamülümüzün ihtiyaçları için… Hiyerarşinin hangi koltuğunda oturuyor olursak olalım bireysel olarak yüksek değerlere olan hassasiyet ve benliğimizi korumak mümkün. Düşük vibrasyonda kalmamıza sebep olan bu sistem dahilinde iyiye ve bütüne hizmet etmemiz mümkün.

Yorumlar