Samimiyet...

Sıklıkla “Samimiyet benim için çok önemli’’ diye ifade ederiz.

 “Benden gizleme.”

“Saklaman için ne gerek vardı?”

“Yalan söyledin!”

 Karşımızdakinin olduğu gibi olmasını beklerken, biz ne kadar samimiyiz?

 “Mış’’ gibi yapan hallerimiz, ön fikirlerle dinlemelerimiz, beklentilerle aldığımız kararlarımız, ön yargıyla başladığımız ilişkilerimiz zan evrenimizi inşa ediyor.

 Samimiyet insanın kendine açılan kapısıdır. O kapıdan öz şefkat odasına giriş yapılır.

Durmaksızın tüm insanlık için şefkat ve merhamet temennisinde bulunuyoruz.  Acımasızlığa tahammülümüz yok, “ötekinin tavrı” diye gördüğümüz zalimlik bizim hanemize uğramamış gibi yapıyoruz.

Yapamadığımızda, başaramadığımızda, duygusal olarak ifşa olduğumuzda, cesaret edemediğimizde ve daha nice hedeften sapmalarımızda özde kendimize saldırıyoruz, bizden sıçrayanlar etrafa saçılsa da aslında kendimizi suçluyoruz.

Mükemmel insan olma gayretinden uzaklaşamadıkça samimiyet kapısı kapalı olacaktır.

Ne zaman başkasına cömertçe şefkat sunarız?

Yardıma ihtiyacı olduğuna inandığımız, aciz gördüğümüz, herhangi bir nedenden acı çeken veya tek başına yapamayacağına inandığımız her kim ya da neyse tüm negatif düşüncelerimizi bir kenara iterek şefkatle kucaklarız.

Bir mülteciyi dükkanını işletip para kazanırken gördüğümüzdeki duygumuzla onu bir botta veya bir kampta gördüğümüzde duygumuz aynı değildir.

Birinde onun güçlendiğini hissetmiş ve belki de bize ait olanı aldığını düşünmüş, acizliğiyle bizi kullandığına karar vermişizdir. Diğerindeyse bir kıyaslama yapamayız ve şefkat içimizi yumuşatır. 

 Kendimize karşı ne zaman eleştireliz?

Başaramadığımızda, idealize ettiğimiz ben ile gerçek ben arasındaki farklar ortaya çıktığında, kariyer hedefi gibi yaşam amacı peşinden koşarken ıskaladığımız hayatta bizi ıskaladığında ya da istediğimiz gibi olmadığında.

Mükemmel ben ve gerçek ben algısına yerleşen zihin karşındakini ya kurtarıcı ya da kurban görmeye devam ediyor. 

Zayıflıklarımız, kırılganlıklarımız, zaaflarımız, korkularımız, endişelerimiz, öfkelerimiz, kızgınlıklarımız, kıskançlıklarımız, rekabetçiliğimizi nereye koymalıyız?

Onlar bizde olmaz ki!

Bu duygular ancak başkasına ait olabilir.

Kendi karanlığımıza kabul vermedikçe samimiyetten bahsetmek samimiyetsizliktir.

Kendimize çizdiğimiz rolün içinde sıkışık kalır, dünyayı kurtarma veya kendini feda etme psikolojisiyle yaşamaya devam ederiz. 

Kurtarılacak, yardım edilecek, kızılacak, sevilecek hep dışarıda olduğu sürece şefkat odamız kapalı kalır.

“Benim pirincimde taş yok” der de ayıklamazsak pilavı yerken dişimizi kırılır.

Samimiyet insanın kendini olduğu gibi kabul etmesidir. 

Samimiyet zorlamayı bırakıp, zorlukları aşmaya yardım etmektir.

Samimiyet kolaya kaçmadan, kolaylaştırmanın bir yolunu bulmaktır. 

Samimiyet kendinden razı olmak ve olana razı gelmektir.

 

Yorumlar