Deneyim

#mümküninsan: Kayseri’de bir Afgan doktor Zakira Hekmat

Ortaokula başladığında Taliban kız çocuklarının okumasını yasaklamıştı. Gönüllü öğretmenler ile gizli gizli eğitimine devam etti. Üniversiteyi kazandı, burs ile Türkiye’ye geldi, doktor oldu. Şimdi Kayseri’de hem doktorluk hem de göçmenler için çalışmalar yapan ödüllü bir Barış Elçisi Zakira Hekmat…

Bugün bir Afgan kadınının hikayesini paylaşacağım sizlerle: ARSA’nın (Afgan Mülteciler Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği) kurucusu Zakira Hekmat. Aslında bu röportajı biraz daha önce gerçekleştirmiştik demek ki zamanı şimdi gelmiş. 15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşüşüyle, Taliban tekrar Afganistan’ı ele geçirdi. Ardından kadınlara çalışma, kız çocuklarına ise ilkokuldan sonra eğitim yasağı getirildi. Çoğumuz o uçakla kaçış sahnelerini, kadınların intiharlarını sosyal medyadan takip ettik. Belki gerçek olduğuna inanamadık, belki yaşanan bu olayda seyirci kalmak ağrımıza gitti. İşte o dönemde Zakira Hekmat ile tanıştım. 2001’e kadar var olan Taliban hükümeti döneminde Afganistan’da gizlice okumuş, ardından burs kazanarak Türkiye’ye gelmiş bir #mümküninsan. 

Zakira Hekmat henüz üniversitedeyken özellikle ülkesinden gelen ve buraya uyum sağlamakta zorlananlara yardım etmeye başlamış, ardından ona destek olanların sayısı artmış. Sonra başka şehirlere de bu hareket yayılmış. Bugün 58 şehirde 370 mülteci gönüllüden oluşan bir dernek. ARSA dil eğitimi, kültürel ve sosyal uyum, kadınları güçlendirici faaliyetler, kapasite geliştirme, çocuk koruma, dile özgü bilgi ve farkındalık projeleri yürütüyor. Zakira Hekmat’ın bir de doktor kimliği var, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ardından doktor olarak da hizmet veriyor.

Zakira Hekmat da koşullar ne olursa olsun hedeflerin peşinden gitmenin, kendi durumumuz zorlu olsa da başkalarına her daim destek olabileceğimizin mümkün olduğunu hatırlatan Mümkün İnsan’lardan.

Lise öğrenimizin ardından Türkiye’ye geldiniz. Bu yolculuğu biraz anlatır mısınız? Aileniz nasıl karar verdi, o süreçti neler hissettiniz? 

Afganistan’da savaş ortamında dünyaya geldim, büyüdüm, orta okula başladığımda Taliban rejimi hükümeti ele geçirmişti. O zaman okulumuz binlerce okul gibi kapanmıştı. Diğer kız öğrenciler gibi bu durum beni de çok üzmüştü. Sonra gönüllü öğretmenlerimizin desteği ile gizli gizli okuduk, Taliban rejimi bittikten sonra liseyi de bitirip Kabil Üniversitesi’ni kazandım.

Yurtdışında okumak için farklı ülkelerin bursluluk sınavına katılmıştım, aynı anda Hindistan, ABD ve Türkiye bursunu kazandım. ABD uçak bölümünde 2 yıllık bir burs veriyordu o yüzden ona gitmedim, Türkiye’ye gelmeye karar verdim. Kızını Afganistan’dan başka farklı bir ülkeye göndermek tabii ki cesaret ister, ilk başta belki izin vermezler diye düşünmüştüm ama bu yolculukta en büyük desteği ailemden aldım.

Göçmenlik hep siyasi açıdan ele alınıyor, sadece filmlerde görüyoruz insani tarafını belki de. Bunu bizzat deneyimlemiş biri olarak duygularıyla, anılarıyla, zorluklarıyla, kısacası insani açıdan göçmenliği anlatabilir misiniz? 

İnsanlar tarih içerisinde çeşitli nedenlerden dolayı yaşadığı mekândan ayrılmak durumunda kalmıştır. Göç kavramıyla ifade edilen bu ayrılık, insan ve mekân üzerinde çok yönlü bir etkiyi beraberinde getirmiştir. Göç başta birey olmak üzere insana dair olan inanç, düşünce, kural ve yapıların değişim ve dönüşüm yaşamasına zemin hazırlamıştır Canlılar içinde özel bir yeri olan insan ve insana dair olanı değerli ve anlamlı kılan, bulunduğu mekânla kurduğu bağdır. Göç ise, insan ile mekân arasındaki bağı zedeleyen önemli unsurlardan biri. Göç, sosyal ve kültürel alandaki farklılıklar ile ekonomik alandaki menfaat çatışmalarının siyasal alana taşınarak, siyasal alanda karmaşık bir mücadele zemini oluşturmuştur. Taş kendi yerinde ağırdır derler bizde, mülteciler için bunu kullanmak istedim çünkü ülkesini terk etmek zorunda kalan bir kişi yerinden düşen taşa benzer, hayatına sıfırdan başlamak zorunda olan, değerini kaybeden, kendini yeniden ispatlamaya çalışan bir kişi olarak. Geldiği ülkede de mültecilere karşı ön yargıların olması, bilgi kirliliği, kontrolsüzlük, tehdit ve işgal algısı zorla yerinden edilmiş kişilerin halihazırda yaşadıkları sorunları daha da derinleştiriyor.

Türkiye’ye geldiğinizde adaptasyon süreciniz nasıl geçti?

İlk 6 ay sıkıntılıydı çünkü Türkçe bilmiyordum. Kültürel açıdan ve tarihsel bağımızdan ötürü Türkiye’yi Afganistan’dayken de çok seviyordum Türk dizileri izliyor, Türkçe şarkılar dinliyordum. Kolay adapte oldum. Ona rağmen sıkıntılar olsa da hızla uyum sağladım. 

 ARSA-Afgan Mülteciler Dayanışma & Yardımlaşma Derneği’ni kurmaya nasıl karar verdiniz?

Bir ev taşımada zorluk yaşanır, bir mahalleden bir mahalleye geçerken bile. O nedenle bir ülke değiştirmek farklı bir kültüre dile uyum sağlamak zordu. Ben burslu bir öğrenci olarak gelmiştim. Okulum, yurdum belliydi ama zordu yine de. Kayseri’ye geldiğimde birkaç aile ile karşılaştım. Dil bilmediklerinden terminalde kalmışlardı. Bu dil bariyerini çözmek, Afganistan’dan çıkmak zorunda kalan kişilere yardımcı olmak için dernek kurmaya karar verdik. 2009’dan 2014’e kadar sadece koordinatördüm. 2014’te resmi olarak derneği kurduk. 2011’e kadar sadece Kayseri’de hizmet veriyorduk. 2011’de Van depremi olunca oradaki mültecilere destek verdik. Böylece 2011’den itibaren farklı şehirlerde de gönüllüler aracılığıyla çalışmalarımızı yürütmekteyiz. 

Hem dernek kurucususunuz hem de doktorsunuz. Kendini hizmete adamış bir kadın görüyorum size baktığımda. Hayatınızda bu durumu tetikleyen olaylar var mı? Bu bir seçim miydi yoksa kendiliğinden mi gelişti?

Çalışmalarıma başladığımda bunu tetikleyen olaylar oldu tabii ki, çünkü ilk başta aileleri gördüm zor durumda olan kişileri gördüm. Onlara yardımcı olmak adına çalışmalarıma başladım. İhtiyaçlar doğrultusunda faaliyetlerimizi başlatmış olduk. Şu anda 13 yıldır gönüllü bir şekilde insani faaliyetlerde görev alıyorum. Bir kişinin gülümsemesi, onun sıkıntılarını çözmek bize motivasyon kaynağı oluyor ileriye dönük yeni faaliyetler için motive oluyoruz. 

Yakın zamanda Afganistan’da yaşananlar hepimizi çok üzdü ve düşündürdü. Bu olayı siz nasıl yorumluyorsunuz? Bu öngörülen bir durum muydu?

Afganistan’daki olaylar öngörülen bir durum değildi. Hızlı bir şekilde Taliban’ın Afganistan’ı ele geçireceğini düşünmüyorduk. İnsanlar şok içerisindeydi 15 Ağustos 2021 kara bir gündü benim ve benim gibi pek çok Afgan kadını için. Bize o eski günleri hatırlattı. Taliban’ın şu anki yönetimi insanları nasıl vurabiliriz, silah nasıl kullanabiliriz şeklinde eğitim almış. Batı ülkelerine karşı, dinlere, çocuk ve kadın haklarına karşı olan duyguları besleyen eğitimler almış. Etnik gruplara karşı olan, azınlıklara karşı olan bir grup. Sadece kendilerini ve kendi yönetimlerini istiyorlar. Bunun için kapsayıcı bir hükümet yok. Kız çocuklar artık eğitime devam edemiyor, benim zamanımda da öyleydi, ben de ortaokulu gizli bir şekilde okumuştum. Artık çocuklar 6. sınıftan sonra okuyamıyor. Bu çok üzücü bir durum.

ARSA olarak sürece ilişkin projeleriniz var mı? Destek olmak isteyenler size nasıl destek olabilir?

İntersitemiz www.arsa.org.tr’den bize ulaşabilir. Hem Türkiye’de hem de Afganistan’da projelerimiz devam ediyor.

Fotoğraf: Pixabay-WikiImages

Afganistan’da kadın olmak desem… Bize neler söylemek istersiniz?

Bugünlerde çok sıkıntılı bir durum kadın olmak Afganistan’da. Bu zamanlarda kadınlar sadece duvar içinde hapsolmuş bir kişi. Sosyal aktivitelere katılmaları sıkıntı, dışarı çıkması bile gerginlik yaratıyor. Dışarı çıksam bana bir şey yaparlar mı diye korku içindeler. Sadece ev kadını olmak, bir erkeğe eş olabilmek ya da anne olabilmek demek. Afganistan’daki kadınlar için başkası şu anda mümkün değil.

2020 yılında ABD Merkezli Hasna Örgütü* tarafından size “Yılın Barış Elçisi” unvanı verilmiş. Hayatınızda bulunduğunuz noktadan geriye doğru baktığınızda nasıl yorumluyorsunuz?

Geriye dönüp baktığımızda 2009’dan bu yana gönüllü şekilde faaliyette bulunuyorum. Gelenlerin travmaları ister istemez beni de etkiledi. Tıp öğrencisiyken hem kendi derslerim ağırdı hem de diğer insani faaliyetlerde muhtaç insanların elini de tutmam gerekiyordu ve zor bir süreçti. Bu zorluklar karşısında bir çözüm bulmamız gerekiyordu. Bu da gece geç saatlere çalışmak zorunda olmaktı. Bu sıkıntıların karşısında dünya günü görmüş olduk, Hasna Örgütü takdir etmek için bu unvanı verdi. Bu da bizim için ciddi bir motivasyon kaynağı oldu. Daha çok hizmet vermemiz gerek diye düşündük. 

Zorlukların arasından hayat bulmak hatta hayat vermek sizce nasıl mümkün oluyor?

Zorluklar bizi olgunlaştırıp geliştiriyor. Hayatın vazgeçilmez gerçeklerinden biri. Sorunlar bizi terbiye ediyor. Daha güçlü olabiliriz ya da yıkılıp kalabiliriz. Çocukluktan gelen şartlanmış maneviyat, hayatı algılama, sosyal donanım gibi pek çok parametreler bu koşulları belirliyor. Bunu unutmamız lazım, hayattaki deneyimlere bilgiyi ekleyince daha güçlü oluyoruz. Bu yüzden sorunlarla mücadelenin yollarını sormalıyız, araştırmalıyız. Böyle okuyan insanlar hayatı da okur.

 Dergimizin adı da Mümkün, bize mümkün kelimesiyle bir cümle kursanız bu ne olurdu?

İnsanı en çok acıtan şey hayal kırıklıkları değil, yaşanması mümkünken yaşayamadığı mutluluklardır.

Açılış fotoğrafı (Kız çocukları):Pixabay-WikiImages

* 1998 yılında Nevzer G. Stacey tarafından Washington’da kurulan HasNa Inc., 20 yılı aşkın süredir farklı etnik ve kültürel geçmişlere sahip grupları, birbirleriyle ilişkilerini iyileştiren projelerde iş birliği yapmak için bir araya getiriyor.

©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Reklam ve halka ilişkiler alanında 12 yıl çalıştıktan sonra yaşam amacını keşfetme yolculuğuna çıktı. Bu yolculuk ona iki kitap, yeni bir alanda hizmet imkânı, kadim yerlere tur organize edebilme ve bu alanda röportajlar yapma hediyesini verdi. Heyecanla yeni hediyeleri bekliyor.
X