BİR İYİ KİTAP MESELESİ
Aktüalite

Bir İyi Kitap Meselesi

Bir romanı okurken haritaya baktığınız oldu mu? Ben bakarım. Kahramanın yürüdüğü sokağı, geçtiği köprüyü, seyrettiği denizi bulmak isterim. Roman bittiğinde o yer benim için bir hatıraya dönüşür. Hiç gitmediğim bir sokağı özleyebilir, hiç görmediğim bir kıyıda kendimden bir şey bulabilirim. İyi bir kitabı nasıl tanıdığımızı düşünürken aklıma bu gelir: Sayfalarında karşılaştığımız bir yerin, bir insanın, bir duygunun hayatımızda yer edinmesi.

Romancı Tarık Tufan, Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nın son günü olan 11 Ekim Pazar saat 14.00’te Selim Sırrı Paşa Salonu’nda “Romanlarda Zaman ve Coğrafya İzleri” başlıklı oturumda okurlarla buluşacak. Başlığı okuduğumda, bir romanın bizi kendi dünyasına nasıl inandırdığını düşündüm. Her roman aslında bir zaman ve mekân anlaşmasıdır. Yazar okura der ki: “Seni şu yıla, şu şehre götürüyorum; bana güven.” İyi bir roman bu güveni kelime kelime kurar. Bir Doğu kentinin kışını, bir Ege kasabasının öğle sıcağını, bir Boğaz yalısının rutubetini yaşamadan biliriz; o yerlerde yaşayan insanların özlemlerine, korkularına, umutlarına yaklaşırız. Coğrafya tanıdık hâle gelirken insanı da biraz daha yakından tanırız. Fuarın “Romanların ve Hatıratların İzinde” teması, Tarık Tufan’ın oturumuyla birlikte benim için şu soruya açılıyor: Bir kitabın bizde iz bırakmasını sağlayan nedir? Tarih zamanda, coğrafya mekânda çalışır; roman ikisini aynı sayfada buluşturur. Peki bazı romanlar nasıl olur da kendi zamanlarını ve mekânlarını aşıp bizim hayatımıza karışır?

Dokuz gün sürecek fuarın son gününde Tarık Tufan’ın açacağı zaman ve coğrafya haritası, daha şimdiden bana iyi kitapların hayatımızda bıraktığı izleri düşündürüyor. Fuar boyunca binlerce kitabın arasında dolaşırken, bir kapağa uzanırken ya da bir dostumuza okuma önerisi sorarken aradığımız şey belki de bu: Kendi hayatımızla buluşacak bir kitap. Ama onu bunca kitabın arasında nasıl tanıyacağız; bir kitabı iyi yapan şey ne?

Reklam
BİR DALDA BAŞLAYAN SORU: İYİ KİTAP HANGİSİ?

BİR DALDA BAŞLAYAN SORU: İYİ KİTAP HANGİSİ?

Kitap fuarı mevsimi yaklaşınca telefonum “Fuara gidiyorum, ne alayım?” diye soran dostlar, “Çocuğa ne okutalım?” diye danışan anneler, babalar tarafından sıkça çaldırılır… Bu sorular beni hiç yormaz; tersine, birinin okumak istediğini duymak günümü güzelleştirir. Ama her seferinde aynı yerde, aynı düğümde takılıp kalırım. Bu yıl o düğüm bir ağacın dalında karşıma çıktı. Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı, 2 Ekim sabahı İzmit’te, Gebze’de ve Kocaeli Üniversitesi’nde ağaçların dallarına toplam 5.000 kitap bıraktı. Oradan geçen biri uzanıp bir kitap alacak; seçmeden, listeye bakmadan, kimseye danışmadan. Bu görüntü beni şu soruyla baş başa bıraktı: Dalda bulduğunuz kitap iyi bir kitap mı? Bana göre bu sorunun cevabı, fuar koridorlarında dolaşacak on binlerce okurun cevabından çok farklı değil. Çünkü “Her Kitap Bir Medeniyeti Yaşatır” diyen bir fuarın raflarında bile her kitap aynı sesle konuşmaz.

İşte bu yüzden “Ne okuyayım, iyi bir kitap önerir misin?” sorusu, göründüğünden çok daha derin bir soruyu saklar: İyi kitap ne demek? Bir listeden birkaç ad sayıp geçmek kolaydır. Ama bir kitabı iyi yapan şeyin ne olduğunu anlatmaya kalktığımda kelimeler elimden kayıp gider.

RÜZGÂR DİNDİKTEN SONRA KALAN

RÜZGÂR DİNDİKTEN SONRA KALAN

Önce iyi kitabın ne olmadığını söyleyerek başlayayım. İyi kitap, en çok satan kitap değildir. Vitrinlerin en önünde duran, herkesin elinde görünen, haftalarca listelerden inmeyen kitaplar arasında elbette iyileri de vardır. Ama satış rakamları bir kitabın edebi değerini göstermez, yalnızca o anki rüzgârın yönünü gösterir. Rüzgâr diner, liste değişir. İyi kitap ise rüzgâr dindikten sonra da yerinde durandır.

Italo Calvino klasiği, söyleyeceğini hiçbir zaman söyleyip bitirmemiş kitap olarak tanımlar. Bence bu tanım iyi kitap için de geçerli. İyi kitap, son sayfası kapatıldığında okurun içinde konuşmaya devam eder. Günler, aylar, bazen yıllar sonra bir cümlesi aklınıza düşer. Bir sokakta yürürken, bir tartışmanın ortasında, gece uyumadan önce… Sanki kitap sizi bırakmamış, bir köşeden izlemeyi sürdürüyormuş gibidir.

SÜS DEĞİL, SAHİCİLİK

SÜS DEĞİL, SAHİCİLİK

İyi kitap okuru ciddiye alır. Her şeyi açıklamaz, her boşluğu doldurmaz, her duyguyu adıyla söylemez. Okura güvenir; onun anlayacağına, sezeceğine, eksik bırakılanı kendi hayatıyla tamamlayacağına inanır. Kötü kitap ise okuru çocuk yerine koyar. Ne hissetmesi gerektiğini söyler, neye gülüp neye ağlayacağını dikte eder. İyi kitap kapıyı aralar ve içeri girmeyi size bırakır.

İyi kitabın bir dili vardır ama bu dil süslü olmak zorunda değildir. Bazı iyi kitaplar yalın, neredeyse çıplak cümlelerle yazılır. Bazıları katman katman, uzun ve dolambaçlı cümlelerle ilerler. Burada dikkatimi çeken şu: İkisinde de önemli olan süs değil, sahicilik. Yazarın her kelimeyi tartarak seçtiğini, gereksiz olanı acımadan attığını, cümlenin ritmini kulağıyla ayarladığını hissedersiniz.

İyi kitap dürüsttür. Yazarının kendini beğendirme telaşını değil, bir şeyi anlama ve anlatma çabasını taşır. Okurken yazarın size bir şey satmaya çalıştığını hissetmezsiniz. Onun yerine, kendi karanlığına fener tutan birinin yanında yürüdüğünüzü hissedersiniz. Dürüst bir kitap bazen rahatsız eder, bazen yaralar. Ama asla kandırmaz.

İyi kitap cevaptan çok soru bırakır. Okuru her şeyin çözüldüğü, her düğümün atıldığı bir dünyada bırakmaz; kafasında yeni sorular, yüreğinde yeni sızılar bırakır. Bir kitabı kapattıktan sonra dünyaya biraz daha farklı bakıyorsanız, bir insanı biraz daha iyi anlıyorsanız, kendinize dair bir şeyi ilk kez fark ediyorsanız, o kitap iyi bir kitaptır.

Nabokov, bir kitabın okunamayacağını, ancak yeniden okunabileceğini söyler. İlk okuma bir tanışmadır. Gözümüz satırlar arasında koşturur, olay örgüsünü takip eder, sonunu merak eder. İkinci okumada ise kitabı gerçekten görmeye başlarız. İyi kitabın bir ölçüsü de budur: Yeniden okumaya dayanır, hatta yeniden okundukça büyür.  Ama şunu da itiraf etmeliyim: İyi kitap biraz da okurun kendisidir. Aynı kitap bir okurun hayatını değiştirirken bir başkasının elinde sıkıcı bir nesneden öteye geçmeyebilir. Bazı kitaplar doğru zamanda gelmezse sessiz kalır. Yirmi yaşında elimden bıraktığım bir kitabın yıllar sonra bana en çok şey söyleyen kitaplardan biri olabileceğini deneyerek öğrendim.

Bütün bunları yan yana koyduğumda iyi kitabın aslında bir buluşma olduğunu düşünüyorum. Bir yazarın derinliği ile bir okurun derinliğinin aynı sayfada karşılaşması. Yazar hiç tanımadığı birine içini açar; okur hiç görmediği birinin sesinde kendi sesini duyar. Bu buluşma gerçekleştiğinde kitap, kâğıt ve mürekkepten ibaret bir nesne olmaktan çıkar, bir dosta dönüşür.

İyi kitap zamana dayanır. Yüz yıl önce yazılmış bir romanın bugün hâlâ okunuyor olması, onun yalnızca kendi çağını değil, insanın değişmeyen yanını anlattığını gösterir. Çağlar değişir, kılıklar değişir, eşyalar değişir. Ama kıskançlık, özlem, pişmanlık, umut ve sevgi aynı kalır. İyi kitap kendi zamanının kıyafetlerini giyse de her çağın insanına seslenir.

TAMAM DA NE ALAYIM?

Bunca şey söyledikten sonra telefonda “Ne alayım?” diye soran birine cevap vermek hâlâ zor. Önce illaki birkaç şey sormak gerekiyor: En son hangi kitabı severek okudun, hangisini yarım bıraktın, bugünlerde neyi merak ediyorsun?  Fuardan aldığımız her kitabı sevmeyebiliriz; içlerinden birini çok sevmemiz, henüz tanımadığımız başka yazarları merak etmemize yetecek belki. Aradığımız kitabı hangi rafta bulacağımızı önceden bilemiyoruz. Her kitap iyi çıkmayacak; bazıları bizi sıkacak, boğacak, ayırdığımız zamana değmediğini düşündürecek.

Kendi iyi kitaplarımızı bulmak için bu karşılaşmalara da tahammül etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü bulanlar -kitaplar için de geçerli bu- aramaya devam edenler olacaktır. Kocaeli Kitap Fuarı süresince ağaçların dallarına bırakılacak kitapları düşünüyorum. Oradan geçen biri daha önce adını duymadığı bir yazarı alıp eve götürecek. Belki birkaç sayfa okuyup bırakacak, belki akşam başka bir işe ayırdığı vakti o kitapla geçirecek. Merak ettiğim, kaç kitabın dalından alınacağı kadar, kaçının okunmaya devam edeceği.

Bu yıl fuardan önce telefonum çaldığında elbette yine kitap adları sayacağım. Ama önerilerimin yanına, fuarda biraz kendi başına dolaşmayı da ekleyeceğim. Bir kitabı açıp birkaç sayfa okumayı, yazarın cümlelerine kulak vermeyi… Nihayetinde ben de bunca yıldır kitaplarla çalışıyorum, yine de çoğu kitabı neden aldığımı anlamak için eve dönüp okumaya başlamam gerekiyor.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Reklam
serda-kranda-kapucuoglu_
Kitap projeleri, yayın danışmanlığı, yazar koçluğu ve geliştirici editörlük yapıyor. Jungian Koç. Birdenbire adlı ilk romanını 2022’de yayımladı. Kurucusu olduğu ZB Akademi’nin Serda Kranda Akademi markası altında hem kurumlar hem de bireyler için editörlük ve yazarlık atölyeleri düzenliyor, editoryal danışmanlık veriyor. 21 Gün Okuyanları adlı okuma kulübünün kurucusu. Mümkün Dergi’nin ve 360 derece editörlük ve yayın danışmanlığı hizmetleri veren Mümkün Ajans’ın kurucu ortaklarından. Edebiyat, felsefe, mitoloji ve psikolojiyle ilgileniyor. 1979 İstanbul doğumlu. Evli, kedili ve iki kız annesi.