Milano ve Paris Moda Haftası’ndan Notlar
Alışveriş Moda

Milano ve Paris Moda Haftası’ndan Notlar

Moda haftalarını takip ederken her şeyi akılda tutmak mümkün olmuyor. Onlarca defile, yüzlerce görünüm, ön sıralar, yeni kreatif direktörler, eskiye yapılan göndermeler…

Bence bu sezon hareketli ve dinamik başladı. Çocukluğumdan beri moda haftalarına ve defilelere bayılırım. Sıkı bir Vogue magazin ve Vogue Runway internet sitesi takipçisiyimdir. Ve Milano bitti, Paris ise hâlâ devam ediyor. Şimdiden gördüğümüz kadarıyla son birkaç yıldır üzerimize çöken o fazla sakin, fazla kontrollü hava yerini daha gösterişli, daha kadınsı ve biraz da daha kişisel bir stile bırakıyor. Yani bye bye clean girllerrr!

Quiet luxury dönemini sevdik. İçimiz hiç de öyle olmasa da bazen bangır bangır arabesk duygular yaşarken trendlere uyup sessiz lüksün takipçisi olduk. Bejleri, grileri, kusursuz blazerları, logosu görünmeyen çantaları, var ama yok makyajları… Ama sanırım artık bu akıma doyduk. Şimdi biraz baş kaldırmanın, çiçeklenmenin ve doğallığın zamanı.

Reklam
Milano’dan Yükselen Güçlü Sinyaller

Milano’dan Yükselen Güçlü Sinyaller

Milano’da bunu ilk hissettirenlerden biri Pradaoldu. Miuccia Prada ve Raf Simons, İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonunda neredeyse bütün hikâyeyi etek üzerine kurmuş. Mini, pileli, işlemeli, transparan, A kesim, diz hizasında… Tam 63 görünüm ve hepsinde etek. Miuccia Prada’nın eteği yıllardır sevdiğini biliyoruz ama bu kez mesele daha başka. Etek yeniden gardırobun başrolüne çıkıyor.

Ben en çok diz hizasının geri dönüşünü sevdim. Kendi dolabımda her zaman kalem etek vardır ve bence demirbaş olmayı hak eden bir parça. Bir süredir ya mini giyiliyor ya da etekler neredeyse yere değiyor. Sırf modaya uyacağım diye kendi proporsiyonuna uymadan giyinen çok kişi var. Her neyse aradaki o boy biraz unutulmuştu. Şimdi ise diz hizası kalem etekler sezonun en trend parçası.

Gucci cephesinde ise Balenciaga’dan tanıdığımız Demna’nın etkisi artık daha net hissediliyor. Defile alanını baştan aşağı bir Gucci mağazasına çevirmiş. Koleksiyonda büyük bomber ceketler, vücuda oturan elbiseler, güçlü omuzlar, kürkler ve 90’lardan tanıdığımız o Gucci havası vardı. Bence burada önemli olan şu: Oversize hâlâ hayatımızda ama kadın yeniden kıyafetin içinde görünmeye başlıyor. Bel var. Omuz var. Siluet var. Milano’nun güzellik tarafı da aynı şeyi söylüyor. Birkaç sezondur devam eden o pürüzsüz saçlar ve neredeyse görünmeyen makyaj biraz dağılıyor. Bordolar, şarap tonları, dağılmış rujlar, kabarık saçlar, ıslak görünümler… Vogue bu sezonun Milano güzelliğini unruly glam olarak tarif ediyor. Yani biraz daha yaşanmış, biraz daha gerçek görünen bir güzellik hali.

Paris ve Altın Çağ

Paris ve Altın Çağ

Paris moda haftası başladı. Ve Saint Laurent sahneye çıktı.  Eğer bir Aslan burcuysanız o ışıklar, o altın görünümler, o abartı şaşa heybet, Serenay, hey yavrum hey… Yine abarttım, gaza geldim çok pardon! 

Burada biraz durmak istiyorum çünkü benim için haftanın en unutulmaz görüntüsü açık ara Saint Laurent oldu. Anthony Vaccarello, Saint Laurent’deki onuncu yılında podyumu neredeyse tamamen altına boyadı. Abartı ve bence muhteşemdi. 59 görünümün 49’u altın tonlarındaydı.

Trençkotlar, saharienne ceketler, kalem etekler, brokar pantolonlar, metalik yüzeyler, danteller… Üstelik bütün bunlar Eyfel Kulesi’nin hemen yanı başında, parlak siyah bir podyumun ve üç dev avizenin altında yürüyordu. Altın ne kadar gösterişliyse kesimler o kadar sert ve temizdi. Güçlü omuzlar, ince topuklar, büyük küpeler… Altının içinde bile o bildiğimiz Saint Laurent siyahı hissediliyordu.

Vogue’un da dikkat çektiği gibi koleksiyonun altın başlayıp siyahla bitmesi tesadüf değildi. Yves Saint Laurent’in 1991’de siyah başlayıp altınla biten koleksiyonuna tersinden bir gönderme yapılıyordu.

“Yves Saint Laurent zamanında altın için “bugünün siyahı” demişti. Vaccarello da o fikri alıp kendi Saint Laurent döneminin içine yerleştirmiş”.

Ve sonra podyum bir anda kararıyor. Son bölümde siyah gece elbiseleri geliyor. Charlotte Gainsbourg sahneye çıkıyor. Vaccarello’nun ayrılacağı konuşuluyor ve bütün geceye hafif bir veda hissi yayılıyor. Vogue, Reuters ve Harper’s Bazaar da defileyi bu gözle okudu. Henüz resmi bir ayrılık açıklaması yok ama gösterinin sıradan bir sezon sunumu olmadığı çok belli.

Ön Sıralar ve Serenay Rüzgârı

Ön Sıralar ve Serenay Rüzgârı

Bir de tabii ön sıra var. Ve bizim gözümüz Serenay’a gidiyor. O nasıl bir aura, o nasıl bir endam, o nasıl kendinden emin yürüyüş… Serenay Sarıkaya Paris Moda Haftası’nda gerçekten göz aldı. Bir gece L’Oréal Paris Le Défilé’de altın tonlarında bir elbiseyle podyuma çıktı, ertesi gece Saint Laurent defilesinde siyah takımıyla ön sıradaydı.

Kate Moss, Zoë Kravitz, Hailey Bieber ve Rosé’nin olduğu bir gecede gözümüz yine Serenay’a kaydı. Bunda “bizden biri” olmasının payı elbette var ama hakkını teslim edelim, bu hafta Paris’te çok iyi görünüyordu. Kısacası, helal Serenay.

Sezonun Özeti: Kendi Stilini Konuşturmak

Sezonun Özeti: Kendi Stilini Konuşturmak

Paris Moda Haftası ise hâlâ devam ediyor. 28 Eylül’de başlayan program 6 Ekim’de sona erecek ve bu sezon 68 defile ile 34 sunum var. Dior, Loewe, Hermès, Chloé, Victoria Beckham, Balenciaga, Miu Miu derken daha göreceğimiz çok şey var.

Şimdiden birkaç şey göze çarpıyor:

Dior’da Jonathan Anderson kendi dilini biraz daha yerleştiriyor.

Hermès daha hafif, daha sakin ama yine çok iyi işlenmiş parçalarla ilerliyor.

Miu Miu’da Olivia Colman’ın podyuma çıkması ise haftanın en tatlı sürprizlerinden biri oldu.

Bütün bunları yan yana koyunca benim gördüğüm şu: Etekler geri geliyor. Özellikle diz hizası ve midi boylar. Omuzlar yeniden belirginleşiyor. Bel geri dönüyor. Altın, bordo ve kırmızı daha fazla karşımıza çıkacak. Vintage parçalar yepyeni parçalarla karıştırılıyor. Ve siyah zaten hiçbir yere gitmiyor.  Ama bütün bunlardan daha çok hoşuma giden başka bir şey var. Bir süredir herkes biraz birbirine benziyordu. Aynı blazerlar, aynı çantalar, aynı saçlar, aynı “hiç uğraşmadım” makyajı…

Şimdi farklı kadınlar görmeye başladık. Birinin üzerinde Prada eteği var. Diğeri baştan aşağı altın. Bir başkası siyah takım giymiş. Biri kırmızı rujunu geri çıkarmış. Bence moda tam da bu, kendi stilini konuşturmak. Zaten moda dediğimiz şey trendleri körü körüne takip etmekten ziyade bir stil oluşturmaktır.  Çünkü insanın her sezon gidip bütün dolabını değiştirmesine gerek yok. Zaten bunu yapsaydık ev yerine depo kiralamamız gerekirdi. Bazen yıllardır giymediğimiz bir eteği çıkarmak, eski bir blazerı başka türlü kullanmak ya da büyük küpeleri yeniden takmak yetiyor.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Reklam
dilara_duman
Kendini dönüştürme yolculuğunda, dönüşümün en etkin yolunun bilgiyi aktarmak olduğuna inanıyor. Çok satanlar listesinden inmeyen yazar ve kişisel gelişim duayeni Louise L. Hay’in geliştirdiği Heal Your Life eğitmeni. Felsefeyi de kişisel gelişim yolculuğunun bir parçası olarak görüyor.