#mümküninsan: İstanbul’da yaşayan Kongolu Prens

“Son nefesime kadar her şeyi değiştirebileceğime inanıyorum.”

Birazdan size aktaracağım hayat hikayesi tamamen gerçek bir durumu yansıtmaktadır. Okurken “daha neler artık” gibi cümleler zihninizden geçebilir ancak lütfen okumaya devam edin. Paulo Coelho’nun kahramanları gibi biraz sihirli, biraz gerçek bir adamın hikayesini paylaşacağım sizlerle. İsmi Enzo İkah, doğum yeri İtalya, anayurdu Kongo, evi Türkiye. Tahtı olmayan bir kral, Sorbonne mezunu bir psikolog, mülteci bir müzisyen ve tüm bu sıfatlarında ötesinde sevgi dolu bir yüreği olan, size tam da ihtiyaç duyduğunuz cümleleri kuran bir mümkün insan.

Enzo’nun hikayesi İtalya’da başlıyor. Babası Afrika kıtasının ilk pilotlarından, annesi ise ilk hosteslerinden. Beraber dönemin başkanının özel uçağında çalışıyorlar ve İtalya’da yaşıyorlar. Bir gün başkanın uçağına suikast düzenleniyor ve uçak düşüyor. Enzo henüz 3 aylıkken anne ve babasını kaybediyor. Manevi babası İtalyan bir rahip ve onu Vatikan’a götürüyor. Orada rahibeler tarafından büyütülüyor. 5 yaşına geldiğinde Kongo’daki anneannesi Enzo’nun ülkesine gelmesi gerektiğini söylüyor ve Enzo Kongo’ya dönüyor.

Aslında bunun öncesi de var. Enzo’nun anneannesi kabile kralının kızı. Bir gün Enzo’nun annesi ve anneannesi (henüz Enzo yokken) kralı ziyaret ediyorlar. Kral, “Bana veliahtımı getirdin, benden sonra kral o olacak” diyor. Annesi henüz hamile olduğunu bilmediğinden şaşırıyor ve sonra Enzo’nun İtalya’da doğduğu gün, kral Kongo’da ölüyor.

Enzo, anneannesi tarafından saraylarda değil, doğanın ve diğer insanların arasında büyütülüyor. Hayatı ve vudu büyücülüğünü öğreniyor. Onlarda hayat ve büyü birbirinden ayrı değil, hepsi bütünün bir parçası… Enzo 17 yaşına geldiğinde üniversite için Fransa’ya gidiyor ve Sorbonne Üniversitesi’nde psikoloji okuyor. Ardından da ülkesine hizmet etmek için Kongo’ya dönüyor.

Kongo’da müzisyen olarak hayat sürerken, koltan madeniyle ilgili olarak farkındalık oluşturmaya karar veriyor. Koltanın en büyük rezervi Kongo’da ve bu maden cep telefonu, uzaktan kumanda gibi teknolojik ürünlerde kullanılıyor. Madeni çıkarmak için dar tünellerden geçmek gerekiyor bu nedenle de genelde çocuk işçiler çalıştırılıyor. İşte bu nedenle Enzo ülkesinde bir kampanya başlatıyor ve dönemin başkanı kendisini hapis cezasını çarptırıyor. Ağır şiddetin uygulandığı günlerden sonra Enzo geçici hücresindeyken yaptığı bir meditasyonda İstanbul’u görüyor ve hayatı değişiyor. Yıllar önce yardım ettiği bir kişi tesadüfen bir başka kişi için hapishaneye geliyor ve Enzo’ya destek oluyor. O gün bugündür Enzo Türkiye’de yaşıyor. Tekstil ve müzik alanında çalışıyor, belgeseller ve haber programlarıyla ülkesindeki bu duruma dikkat çekmeye devam ediyor. Benim için Enzo umutların er ya da geç mutlu sonla buluştuğunun canlı ispatı o yüzden de Mümkün İnsan. Biliyorum bir gün ülkesine geri dönecek ve başlattığı bu farkındalık hareketi de mutlu bir sonla bitecek.

HAKEMİN SON DÜDÜĞÜNE KADAR..

Senin için mümkün ne demek?

Mümkün, zihnin imajinasyonu ile üretilen bir inançtır. İmajinasyon ise dünyanın bilmediği çok güçlü hatta mucizevi bir kudrettir. Pek çok kişi imajinasyonu kendi aleyhine kullanır. Hayatlarında istemedikleri şeyleri imajine ederler. Bunun yerine olumlu imajinasyonlar mümkündür. Bir şeyin mümkün olduğuna inanmak kişinin sahip olduğu en güçlü, en yaratıcı faktördür. Böylece istediğimizi var edebiliriz.

Yaşadıklarına bakınca ben bu sorunları nasıl çözdüm diye şaşırıyor musun?

Bu tarz zorluklarla yüzleşmek için hazırlamışlardı beni. Bu sırada kullandığım en büyük güç zihnimden başka bir şey değildi. Hakemin son düdüğüne kadar hiçbir şeyin kesin olmadığını futbol oynarken öğrenmiştim. Son nefesime kadar her şeyi değiştirebileceğime inanıyorum.

Hapisteyken hiç umudunu yitirdin mi?

Fiziksel olarak kaçmadan önce zihnimle kendimi özgürleştirdim, hâkimin verdiği 10 yıl hapis cezasını zihnimde kabul etmedim. Geçici yerde 10 gün kalacaktım, 9 gün kaldım ve hep özgür olduğuma inandım.

İstanbul’a geldiğinde korktun mu?

Hayır korkmadım sadece kendime neden İstanbul diye soruyordum. Kaçmadan önce rüyamda İstanbul’u görmüştüm ve burada olmam basit bir tesadüf değildi, bir kader ya da görevdi.

Mucizelere inanıyor musun?

Elbette inanıyorum. Uyumak ve ölmek aynı şeydir tek fark birinde nefes almaya devam edersin. Uyumak ve uyanık olmak benim için basit bir alışkanlık değil, en büyük mucize.

Bir insan istediği her şeyi başarır mı sence?

Filozof Sokrates, kişi kendi imajinasyonunun ürünüdür der ki bu doğru. Benim için yaşam basit bir oyun; algı, irade, hafıza, içgüdü, imajinasyon gibi güçlü elemanlara sahibiz. Formülüm imajinasyonumu yönetip, zihnimle karşılaştığım durumu nasıl yaşamak istediğimi oluşturmak.

BENİM BANKAM ZİHNİM

Vudu büyüsü nedir?

Vudu baskın kara güçtür ve ışığı kapatır. Vudu büyüsü ise ışık ve karanlık arasındaki savaş olarak tanımlanabilir.

Sen hayatında hiç büyü yaptın mı?

Hayatın kendisi büyü zaten, yaşayan her insan bilinçsizce büyücüdür. Aradaki tek fark zihninizi nasıl kullandığınız.

İnsanların her şeyi yapma gücü var mı? Bu gücün kaynağı ne?

Evet, bu durumun ispatı şu hiçbir şey insan düşüncesi olmadan var olamaz. En önemli nedeni zihnin gücü, bunun kaynağı da hayatın kendisi.

Türkiye senin için ne ifade ediyor? Seviyor musun?

Buradaki insanların eti ve kanı var, robot değiller. İnsanların duyguları var ve daha önce yaşadığım batılı ülkelerdeki insanlardan çok farklılar. Bu zamanda toplumlar insanlara her şeyin illüzyon olduğunu öğretmeden önce parayı öğretiyorlar. 

Türkiye’de Türk olup işsiz olan pek çok kişi var ancak sen hem sanatçısın hem de tekstil işindesin, bunu nasıl başardın?

Müzik ve tekstil benim için sanat dalı. Sanatı seviyorum ve bu alanda başarılıyım. Ne kadar zaman alırsa alsın başarıya ulaşıyorum. İnandığım bir şeyi yapmaktan, denemekten hiç korkmadım. Denemezsem belki pişman olabilirim ama başaramasam da en azından denemiş olurum. Çocuk masalları serim için de aynı şey geçerliydi. İnsanların ekonomik krizle ilgili ne dediğini umursamıyorum, benim bankam zihnim.

Ülkende prens olduğun günleri özlüyor musun?

Prens olmak bir seçim değil, topluluk göreviydi. Halkımı, atalarımı, toprağımı, aslanları çok özlüyorum ama tahtımı özlemiyorum çünkü büyükannem beni diğer çocuklar gibi yetiştirdi.

Oğlun Afa için nasıl bir hayat istersin?

Büyükannem bir gün bana, kadınlar senin değil ama çocuklar senin demişti. Ona zengin olmayı değil, mutlu olmayı öğretiyorum. Çünkü paranın alamayacağı şeyler var. Altın yatağın olabilir ama uykun kaçabilir. Mutluluk parayı da getirir.

Hangi ülkede, kıtada olursa olsun bir insan istediği hayatı yaşayabilir mi? 

Çok şanslıyım, 48 ülkeyi gezdim. Genel durum şu hepimiz insanız, o bölgenin ürettiği şeyleri yiyoruz, renklerimiz ve kültürlerimiz farklı ama tek ırk insan ırkı. O yüzden farklılıklarımızla beraberce yaşayabiliriz. Yeryüzünde her insan göçmen ve yeryüzündeki her göçmen de insan.

Yorumlar