Bazen bizi hayatta tutan savunmalar, bir süre sonra hayatı yaşamamıza engel olabilir. Hayatın içinde hepimiz inciniriz. Hayal kırıklığına uğrar, güvenimizi kaybeder, bazen de hiç beklemediğimiz insanlardan ve olaylardan zarar görürüz. Ve sonra kendimize bir söz veririz: “Bir daha aynı şeyi yaşamayacağım.” Bu söz ilk bakışta güçlü bir kararlılık gibi görünür. Çünkü yaşadıklarımızdan öğrenmek, sınırlarımızı tanımak ve kendimizi korumak sağlıklı bir gelişim sürecinin parçasıdır. Ancak burada üzerinde düşünmeye değer bir soru var: “Tehlike ortadan kalktığı hâlde kendimizi korumaya devam ediyorsak, bu koruma artık bize hizmet mi ediyor, yoksa bizi sınırlandırıyor mu?”
Bir zamanlar bizi koruyan duvarlar, bugün hayatımıza girmek isteyen güzelliklerin de önünü kesiyor olabilir mi?

Korunma İhtiyacından Kontrol İhtiyacına
İnsan zihni geçmiş deneyimlerinden öğrenir. Özellikle duygusal olarak zorlayıcı yaşantılar, gelecekte benzer durumlara karşı daha dikkatli olmamıza neden olabilir. Bir ilişkide güvenimiz sarsılmışsa yeni insanlara yaklaşırken temkinli davranabiliriz. Bir işte başarısız olmuşsak yeni bir fırsat karşısında tereddüt edebiliriz. Bir zamanlar kontrolümüz dışında gelişen olaylar bizi yaralamışsa, bu kez her şeyi kontrol etmeye çalışabiliriz.
Bütün bunların ardında çoğu zaman aynı ihtiyaç vardır: Güvende olmak. Fakat güvenlik ihtiyacı zamanla aşırı kontrol ihtiyacına dönüşebilir. Ve kontrol etmeye çalıştığımız şey yalnızca tehlikeler olmaz. Belirsizlikleri, değişimi, sürprizleri, hatta mutluluğun kendisini bile kontrol etmeye başlayabiliriz. Çünkü mutluluk da bazen risk içerir. Sevmek, güvenmek, yeni bir başlangıç yapmak, bir hayalin peşinden gitmek… Hepsi bir ölçüde belirsizliğe alan açmayı gerektirir. Biz de tam burada kendimizi ilginç bir çelişkinin içinde bulabiliriz: Bir yandan hayatımıza yeniliklerin gelmesini isterken, diğer yandan geçmişin tekrar yaşanmaması için kapılarımızı kapalı tutarız.
Hayatımıza iyi şeylerin “gelmediğinden” yakınırken onları kabul etmeye ne kadar hazır olduğumuzu sorgulamayabiliriz.

Geçmişin Deneyimi, Geleceğin Kaderi Değildir
Koçluk çalışmalarımda üzerinde durduğum önemli konulardan biri, kişinin yaşadığı olay ile o olaya yüklediği anlamı birbirinden ayırabilmesidir. Çünkü bizi sınırlayan, her zaman yaşadığımız olayın kendisi değildir. Bazen o olaydan sonra kendimiz, insanlar ve hayat hakkında oluşturduğumuz inançlardır.
“İnsanlara güvenilmez.” “Başarılı olursam mutlaka bir bedel öderim.” “Çok mutlu olursam ardından kötü bir şey gelir.” “Kimseye ihtiyaç duymazsam kimse beni incitemez.” Bu düşünceler bir zamanlar bizi korumaya hizmet etmiş olabilir. Ancak bugün hâlâ geçerli olduklarını nereden biliyoruz? İşte farkındalık burada başlar. Bir düşüncenin geçmişte doğru görünmüş olması, bugün de hayatımızı yönetmesi gerektiği anlamına gelmez. Geçmişten öğrenmek değerlidir. Geçmişin geleceğimizi yönetmesine izin vermek ise başka bir şeydir.
Sağlıklı Sınırlar Duvar Değildir
Sınır koymak, insanın kendisine duyduğu saygının önemli ifadelerinden biridir. Ancak sınır koymak ile duvar örmek aynı şey değildir. Sağlıklı sınırlar bize seçim hakkı verir. Kiminle, ne kadar, hangi koşullarda ilişki kuracağımıza bilinçli biçimde karar verebiliriz. Duvarlar ise çoğu zaman seçim alanımızı daraltır. Bizi yalnızca tehlikelerden değil, olasılıklardan da uzaklaştırabilir. Sağlıklı bir sınır şöyle der: “Benim için neyin uygun olduğunu biliyorum ve buna göre seçim yapabilirim.”
Korkudan örülmüş bir duvar ise şöyle der: “Kimseye yaklaşmazsam zarar görmem.” İkisinin arasındaki fark yalnızca davranışta değil, davranışın ardındaki niyettedir. Biri öz saygıdan, diğeri korkudan beslenebilir. İnsan bazen dışarıdan son derece güçlü görünürken içeride korkularının yönettiği bir hayat yaşıyor olabilir. Böyle zamanlarda korunma biçimimizi yeniden tanımlamaya ihtiyaç duyarız.
“Bana iyi gelmeyen şeylerden korunurken, bana iyi gelecek olan her şeye açık kalıyorum.”
Bu cümle hem sağlıklı sınırlarımıza sahip çıkmayı hem de hayatın olasılıklarına açık kalmayı hatırlatır.

Hayatın Direksiyonunda Kim Var?
Bugünkü seçimlerimi ben mi yapıyorum yoksa geçmiş deneyimlerimden doğan korkularım mı? Yaşamın Direksiyonunda yaklaşımımın temelinde bu soru bulunuyor. Çünkü yaşamın direksiyonunda olmak, her şeyi kontrol edebilmek değildir.
Neyin kontrolümüzde olduğunu, neyin olmadığını ayırt edebilmek ve kendi seçimlerimizin sorumluluğunu alabilmektir. Direksiyonda olmak, bazen ilerlemeyi, bazen durmayı, bazen yön değiştirmeyi bilmektir. Ama bütün bunları korkunun otomatik tepkileriyle değil, farkındalıkla gerçekleştirmektir. Kendimizi korumak için geliştirdiğimiz davranışlar bir süre sonra alışkanlığa dönüşebilir. Ve alışkanlıklarımızı sorgulamadığımızda onları kişiliğimizin değişmez parçaları sanabiliriz. “Ben kolay güvenmem.” “Ben risk almam.” “Ben kimseye bağlanmam.”
Peki gerçekten böyle biri miyiz? Yoksa bir zamanlar yaşadıklarımızdan sonra böyle davranmayı mı öğrendik? Bu ayrım önemlidir. Çünkü öğrenilmiş bir davranış, fark edildiğinde yeniden değerlendirilebilir.
Korunmaktan Güvenmeye Geçiş
Burada sözünü ettiğim güven, herkese koşulsuz güvenmek değildir. Her fırsatı kabul etmek, her ilişkiye kapı açmak ya da her riski almak da değildir.
Asıl önemli husus, kendi değerlendirme ve seçim yapma becerimize güvenmektir. Yanlış bir karar verirsek yeniden yön belirleyebileceğimizi bilmek. Bir ilişki bize iyi gelmiyorsa uzaklaşabileceğimizi hatırlamak. Bir fırsat beklediğimiz gibi gelişmezse bununla baş edebilecek kaynaklarımız olduğunu görmek. Güven yalnızca dış dünyanın bize zarar vermeyeceğine inanmak değildir. Güven, hayatın getirdikleri karşısında kendi iç kaynaklarımıza erişebileceğimizi de bilmektir.
Bu bakış açısı bizi sürekli savunmada kalmaktan bilinçli seçim yapmaya taşır.

Kendimize Sorabileceğimiz Beş Soru
- Bugün kendimi korumak için sürdürdüğüm hangi davranış, geçmişte yaşadığım bir deneyimden doğdu?
- Bu davranış bugün gerçekten bana hizmet ediyor mu, yoksa yaşam alanımı daraltıyor mu?
- Hangi olasılıklara, yalnızca yeniden incinmekten korktuğum için kapılarımı kapatıyorum?
- Korkularımın yerine öz güvenimi koyabilseydim bugün hangi seçimi farklı yapardım?
- Hem sınırlarımı koruyup hem de hayata açık kalabilmek benim için nasıl mümkün olabilir?
Bu soruların hemen cevaplanması gerekmiyor. Bazen doğru soruyla karşılaşmak, dönüşümün ilk adımıdır.
Farkındalık Egzersizi: Korunurken Hayata Açık Kalmak
Bu çalışmayı kendinizle baş başa kalabileceğiniz sakin bir ortamda, yaklaşık 8–10 dakika ayırarak yapabilirsiniz. Amacı korunma ihtiyacınızı ortadan kaldırmak değil, hangi korunma biçimlerinin bugün size hizmet ettiğini fark etmenize yardımcı olmaktır.
1. Kendinle temas kur
Rahat bir yere oturun. Dilerseniz gözlerinizi kapatın ya da bakışlarınızı yumuşakça bir noktaya yöneltin.
Nefesinizin doğal ritmini fark edin. Bedeninizin oturduğunuz yerle temasını hissedin. Omuzlarınızın, çenenizin ve ellerinizin biraz gevşemesine izin verin.
Şimdi kendinizi huzurlu hissettiğiniz bir yerde hayal edin. Burası deniz kenarı, bir orman, sevdiğiniz bir bahçe ya da yalnızca zihninizde canlandırdığınız güvenli bir alan olabilir.
Bulunduğunuz yerde kendinizi rahat ve güvende hissetmeye odaklanın.
2. Eski korunma biçimini fark et
Şimdi yaşamınız boyunca kendinizi korumak için geliştirdiğiniz davranışları düşünün.
Belki kolay güvenmemeyi öğrendiniz. Belki her şeyi kontrol etmeye çalıştınız. Belki insanlara yaklaşmak yerine mesafe koymayı seçtiniz. Belki de bir daha hayal kırıklığına uğramamak için beklentilerinizi küçülttünüz.
Bunları yargılamadan fark edin. Kendinize sorun: “Bu korunma biçimine ilk ne zaman ihtiyaç duydum?” “O dönemde bana nasıl yardımcı oldu?”
Şimdi içinizden söyleyin: “Beni korumaya çalıştığın için teşekkür ederim. O zaman buna ihtiyacım vardı.”
3. Bugünkü ihtiyacını yeniden değerlendir
Şimdi kendinize şu soruyu yöneltin: “Bugün de aynı ölçüde korunmaya ihtiyacım var mı?”
Cevabın hemen gelmesini beklemeyin. Belki bazı sınırlarınızı korumaya devam etmek istiyorsunuz. Belki bazılarını değiştirmeye hazırsınız. Belki de henüz karar vermek istemiyorsunuz. Hepsi mümkün. Şimdi artık size hizmet etmeyen korkuların, eski düşüncelerin ve gereğinden fazla temkinli davranışların yavaşça hafiflediğini hayal edin.
Onlarla savaşmanıza gerek yok. Yalnızca bugün neye ihtiyacınız olduğunu yeniden seçebileceğinizi hatırlayın.
4. Yeni sınırını oluştur
Şimdi çevrenizde size ait, rahatça nefes alabildiğiniz bir alan hayal edin. Bu alanın sınırları var. Ama duvarları yok. Sizi dış dünyadan koparmıyor. Aksine, kendi ihtiyaçlarınızı ve değerlerinizi gözeterek dünyayla ilişki kurmanıza yardımcı oluyor.
Bu alanın içinde seçim yapma hakkınız olduğunu hissedin. Bir şeye evet diyebilirsiniz. Bir şeye hayır diyebilirsiniz. Yaklaşabilir, uzaklaşabilir, bekleyebilir veya yön değiştirebilirsiniz. Şimdi içinizden şu cümleyi tekrarlayın: “Bana iyi gelmeyen şeylerden korunurken, bana iyi gelecek olan her şeye açık kalıyorum.”
5. Hayatın olasılıklarına yer aç
Şimdi hayatınızda daha fazla deneyimlemek istediğiniz şeyleri düşünün: Sevgi, güven, huzur, sağlık, bereket, neşe, yeni başlangıçlar…
Kendinize şu soruyu sorun: “Bunlardan hangisini hayatıma kabul etmek için bugün biraz daha alan açabilirim?” Belki bir insanla yeniden iletişim kurmak. Belki ertelediğiniz bir adımı atmak. Belki yardım istemek. Belki de her şeyi kontrol etmeye çalışmadan bir sürecin gelişmesine izin vermek.
Büyük bir karar vermek zorunda değilsiniz. Küçük ama bilinçli bir adım yeterli olabilir.
Şimdi kendinize söyleyin: “Geçmiş deneyimlerimden öğrendiklerimi koruyorum. Ancak geleceğimi yalnızca korkularımla şekillendirmeyi seçmiyorum.”
“Kendime, seçimlerime ve gerektiğinde yönümü değiştirebilme gücüme güveniyorum.” Hazır olduğunuzda dikkatinizi yeniden nefesinize getirin. Ayaklarınızın yere temasını hissedin. Bulunduğunuz ortama dönün.
6. Farkındalığını yaşama taşı
Egzersizin ardından kendinize son bir soru sorun: “Bugün hayatın direksiyonunda olduğumu gösterecek hangi küçük seçimi yapabilirim?” Cevabınızı bir yere yazın. Ve mümkünse önümüzdeki 24 saat içinde bu seçimi küçük bir davranışa dönüştürün. Çünkü farkındalık, davranışlarımızda karşılık bulduğunda hayatımızda değişim yaratmaya başlar.
Not: Bu çalışma kişisel farkındalığı desteklemek amacıyla hazırlanmıştır. Zorlayıcı anılar veya yoğun duygular ortaya çıkarsa çalışmayı durdurabilir, dikkatinizi bulunduğunuz ortama yöneltebilirsiniz. Gerektiğinde bir ruh sağlığı uzmanından destek almak önemlidir.
Korunmak mı, Yaşamak mı?
Aslında bu ikisinden birini seçmek zorunda değiliz. Hem kendimizi koruyabilir hem de hayatın sunduğu güzelliklere açık kalabiliriz. Hem sınırlarımız olabilir hem de sevgiye yer açabiliriz. Hem geçmişten öğrenebilir hem de geleceğe güvenle bakabiliriz.
Önemli olan, bizi bir zamanlar koruyan mekanizmaların bugün hâlâ direksiyonda olup olmadığını fark etmektir. Hayat deneyimleyerek, öğrenerek, seçerek, bazen yanılarak ve yeniden cesaret ederek yaşanır. Kendimize verebileceğimiz en değerli izin şudur:
“Geçmişte yaşadıklarımı inkâr etmiyorum. Onlardan öğrendiklerimi yanıma alıyorum. Ama geleceğimi geçmişteki korkularıma teslim etmiyorum.”
“Artık hayatı yalnızca kendimi korumak için değil, gerçekten yaşamak için de seçebilirim.”
Yaşamın direksiyonunda olmak, yolun getirdikleri karşısında kendi yönümü belirleyebileceğime güvenmektir.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

