Bir eve adım attığımızda, orada yaşayanların henüz anlatmadığı bazı hikâyelerle karşılaşırız. Bir duvarın rengi, yıllardır saklanan bir koltuk, sehpanın üzerindeki kitaplar… Seçtiğimiz eşyalar bizden izler taşır. Üstelik bu, yalnızca bir sezgi değildir.
Psikolog Sam Gosling ve çalışma arkadaşları, hiç tanımadığımız insanların kişisel mekânlarına bakarak onlar hakkında ne kadar bilgi edinebileceğimizi araştırdı. Bulguları, odalardaki bazı ipuçlarının özellikle deneyime açıklık ve sorumluluk gibi kişilik özellikleri hakkında isabetli değerlendirmelere yardımcı olabildiğini gösteriyor.
Elbette bir ev, tek başına bir kişilik testi değil. Bütçemiz, kiracılık koşulları, birlikte yaşadığımız insanlar ve günlük ihtiyaçlarımız da evin görünümünü şekillendiriyor. Yine de kendimize ait bir köşede hangi eşyalara yer açtığımız, neyi saklamaya değer bulduğumuz ve hangi renklerin içinde rahat ettiğimiz, karakterimiz hakkında pek çok fikir verebilir.

Pinterest Evinden Kişilikli Eve
Sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan salonu artık kolayca tanıyoruz: bej koltuk, krem duvar, pampas otu dolu bir vazo, yuvarlak bir ayna. Güzel, sakin ve tabii ki fotoğrafta kusursuz… İstanbul’da, Londra’da ya da Seul’de çekilmiş bazı kareleri birbirinden ayırt etmek hiç kolay değil.
“Pinterest evi” huzurlu bir görünüm vadetti. Fakat ilham veren görüntüler aynı kalıpla tekrarlandıkça, bazı evlerde kişisel izler geri planda kaldı. Kitapların bir kısmı kapaklı dolaplara kaldırıldı, şık kapaklı olanlarsa sehpalarda sergilendi. Seyahat hatıraları kutulara girdi, yüzeyler bir bir boşaltıldı. Eşyaların hikâyelerinden çok, fotoğrafta nasıl göründükleri önem kazandı.
Oysa bir eve kişilik katan şey, yalnızca rengi ya da dekorasyon tarzı değil. Bej bir salon da sahibinin hikâyesini anlatabilir. Anneanneden kalma ceviz büfeyle modern bir lambanın yan yana durduğu, bir fincanın bile anlatacak bir hikâyesinin olduğu evlerde asıl farkı yaratan, eşyalarla kurulan bağdır.
İngiliz tasarımcı William Morris’in 1880’de söylediği şu söz, bu bağı anlamak için hâlâ iyi bir rehber: “Evinizde, işe yaradığını bilmediğiniz ya da güzel olduğuna inanmadığınız hiçbir şey bulundurmayın.” Cümlenin anahtarı, biraz da “inanmak” fiilinde saklı. Güzel bulduğumuz şey, başkalarının onayına ihtiyaç duymayabilir.

Dekorasyon Tercihlerimiz Ne Anlatıyor?
Bir dekorasyon tarzına bakarak ev sahibinin bütün karakterini çözmek mümkün değil. Ancak o evde nelere yer açıldığını, hangi duyguya ya da ihtiyaca alan tanındığını düşünebiliriz. Üstelik çoğumuz tek bir tarzın içinde yaşamıyoruz; sadeliği severken eski eşyalardan vazgeçemiyor, doğal dokuların arasına parlak renkler katabiliyoruz.
Renk tutkunları: Sevdiği tonlara yer açanlar
Fuşya bir koltuk, zeytin yeşili bir duvar, turuncu yastıklar, desenli bir kilim… Bu evlere girdiğinizde sizi ilk karşılayan yüksek enerjidir. Renk tutkunları çoğunlukla dışa dönük, içinden geldiği gibi yaşayan, cesur insanlardır. “Yakışır mı?” diye sormaz, “Beni mutlu ediyor mu?” diye sorarlar. Kapıları kalabalık sofralara ve habersiz gelen misafirlere her zaman açıktır.
Sade ve tek ton sevenler: Huzur arayanlar
Krem, kum, taş grisi; aynı rengin birbirine karışan, birbiriyle yarışmayan tonları… Yüzeylerde tek bir fazlalık yok, her şeyin bir yeri var. Sade evlerin sahipleri genellikle düzene, dinginliğe ve kontrole değer verirler. Dış dünyanın gürültüsünden kaçabilecekleri bir sığınak ararlar. Az ama iyi olanı seçerler. Doğru vazoyu bulmak için aylarca beklemeyi göze alabilirler. Bu sadeliğin altında çoğu zaman yoğun bir zihin ve zarif bir zevk vardır.

Eski düşkünleri: Geçmişle konuşanlar
Anneden kalma ceviz sandık, bit pazarından bulunmuş pirinç şamdanlar, kenarı hafifçe çatlamış porselen bir tabak. Eski düşkünlerinin çoğu nostaljik, duygusal ve hikâyecidir. Bir eşyayı görünüşü için değil, taşıdığı geçmiş için severler. Orhan Pamuk’un deyişiyle, “Eşyaların unuttuğumuz hatıraları geri getirme gücü vardır…” Bu evlerin her biri küçük birer Masumiyet Müzesi’dir, “Bu nereden?” diye sorduğunuz her nesne, sizi uzun ve keyifli bir sohbete davet eder.
Metal ve keskin hat sevenler: Netliğin mimarları
Siyah metal çerçeveler, beton yüzeyler, keskin hatlı bir sehpa, geometrik avizeler. Endüstriyel ve modern çizgiyi sevenleri net, kararlı ve işlevselliğe önem veren kişiler olarak tanımlarsak genellikle hata yapmayız. Onlar lafı dolandırmayı sevmez, sonuca odaklanırlar. Duygularını hemen dışa vurmasalar da sadık ve güvenilirdirler. Evleri, şehrin ruhunu taşır ve kullandıkları her şeyin bir amacı vardır.

Doğal malzeme sevenler: Toprağa basanlar
Ham ahşap bir masa, keten perdeler, hasır sepetler, el yapımı seramikler ve köşede büyüyen dev bir devetabanı. Doğal malzemelere ve yumuşak hatlara yönelenler genellikle sakin, empatik ve dengelidir. Onlar hayatı yavaşlatmayı severler. Tasarım dünyasının “malzeme dürüstlüğü” (Material Honesty) adını verdiği ve son yılların yükselen akımının da en sadık temsilcileri de onlardır. Ahşap desenli laminat yerine doğal ahşabı, parlak cila yerine zamanla kararan pirinci seçerler. Masadaki bir bardak izini kusur yerine hatıra sayarlar. Kendini olduğundan farklı göstermeyen bu evlerin sakinleri, kendilerini de olduğundan farklı göstermeyenlerdir.
Eklektik ruhlar: Her şeyi bir arada sevenler
Vintage bir koltuğun yanında pleksi bir sehpa, Fas lambasının altında modern bir tablo, duvar boyunca dizilmiş seyahat hatıraları. Eklektik evlerin sahiplerinin meraklı ve özgür ruhlu olmaları sürpriz değildir. Tek bir tarza hapsolmayı reddeder, evlerini yıllar içinde sayfaları dolan bir günlük gibi yazarlar. İlk bakışta karışıklık görürsünüz ama dikkatli baktığınızda göreceğiniz o kişiye ait bir uyum ve ruhtur.

Dekorasyonda Yeni Renk Kodları
Bejin uzun saltanatı sarsılıyor. Duvarlara, kumaşlara ve mobilyalara yeniden renk geliyor.
- Terakota, hardal ve çikolata kahvesi gibi toprak tonları soğuk grilerin yerini alıyor.
- Bordo, zeytin yeşili ve gece mavisi gibi derin renkler odaları ısıtıyor.
- Duvarın, tavanın ve kapıların aynı renge büründüğü “color drenching (renge bürünme)” akımı, en küçük odada bile bir karakter yaratıyor.
- Mutfak dolaplarında sıklıkla kullanılan tereyağı sarısı ise evlere sıcaklık katarken bizi bembeyazın monotonluğundan kurtarıyor.
Bir evin renklerine bakmak, karakterini okumanın belki de en hızlı yolu. Örneğin, salonunu koyu yeşile boyatmaya cesaret eden biri, risk almaktan korkmadığını ve seçimlerinin arkasında durduğunu daha kapıda ilan etmiş olur. Renk katmaya nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız gardırobunuza bakın. Orada en sık tekrarlanan renk, eviniz için de en güvenilir pusuladır.
Eviniz sizi anlatıyor mu?
Fransız düşünür Gaston Bachelard, Mekânın Poetikası’nda evi düş kurmaya ve düş kurana alan açan bir yer olarak ele alır. Evimize kendi izlerimizi eklemek de bu alanla kurduğumuz bağı güçlendirebilir.
Bugün kapıdan içeri girdiğinizde evinize bir yabancının gözüyle bakmayı deneyin. Orada gördüğünüz kişi, olduğunuz kişiye ne kadar benziyor? Hangi eşya bir hikâyenizi taşıyor, hangi köşede rahat ediyorsunuz, neyi yalnızca orada durması gerektiğini düşündüğünüz için saklıyorsunuz?
Hayal ettiğiniz her dokunuşu henüz yapamamış olabilirsiniz. Birkaç yıl önceki zevkinizle bugünkü hâliniz de çelişebilir. Ve hatırlayın: bir evi bizim yapan, içindeki her şeyin kusursuz olması değil kendimizden bir şey bulduğumuz o köşedir.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

