Sanat, Özgürlük ve Bir Bavul, Bir Kurdele: Ressam Kata Rudakova ile Sohbet
Aktüalite

Sanat, Özgürlük ve Bir Bavul, Bir Kurdele: Ressam Kata Rudakova ile Sohbet

Evini aceleyle terk etmek zorunda kalan insanların bavullarında hep benzer şeyler olur:

Bir pasaport.

Birkaç kat giysi.

Reklam

Bir telefon şarj aleti.

Bir çekmecenin dibinden alelacele çekilmiş birkaç fotoğraf.

Bir anahtar. Artık hiçbir kapıyı açmayacağı bilinse de.

Bu listeyi okuyan herkes, kendi bavuluna ne koyacağını düşünür. Birkaç kitap, bir defter, bir kalem… Peki bir ressam o bavula ne koyar? Fırçalarını mı, boyalarını mı, yoksa hiçbir bavula sığmayan bir şeyi, yani gözünün hafızasını mı? Bu sorunun cevabını en iyi bilenlerden biri, 2022’de evinden, Kiev’den ayrılmak zorunda kalan Ukraynalı ressam Kata Rudakova.

Rudakova bu hafta İstanbul’da. Medicana Eğitim Grubu MBA Okulları’nın Cumhuriyet’in 103. yılında düzenlediği 4. Cumhuriyet Yüzyılı Uluslararası Sanat Çalıştayı, 24–29 Ekim tarihlerinde Fişekhane’de toplanıyor. Türkiye, İspanya, Mısır, Meksika, Slovakya, Çin, Azerbaycan, Karadağ, Ukrayna ve Belarus’tan yirmi beş sanatçı “Nutuk’tan İlhamla: Fikri Hür İzler” temasıyla aynı atölyede buluşuyor. MBA Okulları’nın ortaokul ve lise öğrencileri altı gün boyunca bu sanatçılarla birlikte tuval boyayacak, heykel biçimlendirecek, sonunda da Cumhuriyet’in 103. yılına özel ortak bir sanat manifestosu yazacaklar. Eserler 29 Ekim akşamı bando ve koro eşliğinde açılacak bir sergiyle Fişekhane’de izleyiciyle buluşacak.

Sanat, Özgürlük ve Bir Bavul, Bir Kurdele: Ressam Kata Rudakova ile Sohbet

Rudakova için Türkiye tanıdık bir ülke. Daha önce Tekirdağ’da, Süleymanpaşa Bisanthe Kadın Ressamlar Çalıştayı’na da katılmıştı. Bu kez başka bir yükle geliyor: Evini kaybetmiş, yeni bir şehirde hayatını yeniden kurmuş bir sanatçı olarak. Fişekhane’deki gençler için onun hikâyesi, bir sanat dersinin ötesinde anlam taşıyor. İnsanın her şeyini kaybettiğinde bile elinde kalan bir şey olabileceğini, o şeyin bir fırça olabileceğini gösteren bir hayat dersi.

Sanat, Özgürlük ve Bir Bavul, Bir Kurdele: Ressam Kata Rudakova ile Sohbet

Kiev’den Bükreş’e

Kateryna “Kata” Rudakova 1981’de doğdu. 2007’de Kiev Ulusal Güzel Sanatlar ve Mimarlık Akademisi’nden mezun oldu. Ukrayna Ulusal Sanatçılar Birliği üyesi. Ressam, sahne tasarımcısı ve sanat eğitmeni. Uzun yıllar Kiev’deki I. K. Karpenko-Karyi Ulusal Tiyatro, Film ve Televizyon Üniversitesi’nde resim ve çizim dersleri verdi. Türkiye’den Meksika’ya, Fransa’dan İtalya’ya, Avusturya’dan Suudi Arabistan’a yirmiyi aşkın ülkede altmıştan fazla uluslararası sanat sempozyumuna katıldı.

Kiev’den Bükreş’e

2022’de savaş nedeniyle Ukrayna’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bugün çalışmalarını Romanya’nın başkenti Bükreş’te sürdürüyor. Tuval çalışmalarının yanı sıra mültecilerle onları kabul eden topluluklar arasında köprü kurmak için BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) destekli büyük ölçekli duvar resmi projeleri yürütüyor. Bu çalışmalar, bir sanatçının kendi yarasını başkalarının yarasına merhem yapmasının güzel örneklerinden birini oluşturuyor.

Sanatının temelinde ise görünmeyeni ve soyut duyguları görünür kılma isteği yatıyor. Göç, aidiyet, direnç ve dişil güç başlıca temaları. “Kadınsallığın Portresi” adını verdiği serilerinde kadın figürünü toplumsal rollerinden sıyırıp sakin, dengeli, narin, aynı zamanda kendi hayatının tanrıçası olacak kadar güçlü bir arketip olarak resmediyor.

Bavulun İçindeki Hafıza

Sohbetin ilk sorusu, Rudakova’nın hayatındaki en zor deneyimlerden birine, sürgüne uzanıyor: “Kata, doğup büyüdüğün topraklardan uzakta yaşamak, yerinden edilmek ve kişisel hafıza, eserlerinde nasıl bir resim diline dönüşüyor?”

Rudakova, sanatsal üretiminin bu deneyimin etrafında biçimlendiğini söylüyor: Doğduğu topraklardan uzakta yaşamak, yerinden edilmek, hafızanın katmanları. Tuvalde bunlara nasıl yaklaştığını ise şöyle anlatıyor:

“Geçmişe ait izleri, kayıp ve özlem duygusunu soyut ve dışavurumcu görsel öğelerle bir araya getiriyorum. Sürgün deneyimini yalnızca bireysel bir acı olarak bırakmak istemiyorum. Onu evrensel bir insanlık hâline, bir yeniden başlama hikâyesine dönüştürmeye çalışıyorum.”

“Yeniden başlama” ifadesi, sanatçının yaklaşımında özel bir yer tutuyor. Bir sürgün hikâyesi genellikle bir kayıp hikâyesi olarak anlatılır. Rudakova ise aynı hikâyenin öbür yüzünü görüyor. Bir bavula sığmayan o göz hafızası, yeni bir şehirde yeni bir tuvalin üzerinde yeniden açılıyor. Kayıp gerçek; hikâye ise sürüyor.

Bavulun İçindeki Hafıza

Sessiz Tonlar, Ani Patlamalar

Rudakova’nın resimlerine ilk kez bakan biri onları yarım kalmış eskizler sanabilir. Biçimler belirsiz, kenarlar erimiş, bazı yerler bilerek boş bırakılmış. Bu, sanatçının bilinçli bir tercihi. Rönesans’tan beri “non-finito”, yani bitmemişlik estetiği olarak bilinen bir yaklaşım. Sohbetin ikinci sorusu da bu atmosfer üzerine: “Renk karşıtlıkların, soyut lekelerin ve atmosferik katmanların eserlerindeki duygusal derinliği nasıl etkiliyor?”

Rudakova, katmanlı boya uygulamaları ve dinamik fırça vuruşlarıyla yüzeyde “hem yoğun bir iç gerilim hem de bir umut hissi” yaratmaya çalıştığını anlatıyor:

“Durgun, sessiz tonlarla enerjik renk patlamalarını bir arada kullanıyorum. Bu da izleyiciyi figürün zihinsel durumuna, savaşın ve belirsizliğin yarattığı duygusal etkilere odaklanan atmosferik bir deneyimin içine çekiyor.”

Sessiz Tonlar, Ani Patlamalar

“Bitmemişlik” estetiği, Rudakova’nın hayatıyla birlikte düşünüldüğünde başka bir anlam kazanıyor. Belirsizlik, onun için sanatsal bir üslubun yanı sıra yaşanmış bir gerçeklik. Hayatı yarıda kesilmiş, sonra başka bir yerde yeniden başlamış biri. Tuvallerindeki tamamlanmamış biçimler de bu deneyimin dürüst bir ifadesi olarak okunabilir. Hiçbir şeyin kesin olmadığı bir dünyada, kesin çizgiler hayatın gerçekliğini karşılamakta yetersiz kalıyor.

Çatlak Heykeller, Kırmızı Bir Kurdele

Rudakova’nın resimlerinden birinde, koyu bir zeminin önünde birbirine dönük iki figür duruyor. Bir erkek ve bir kadın. Bedenleri taştan yapılmış gibi. Eski heykeller gibi çatlaklarla kaplı, yüzeyleri sarı, pembe, mor beneklerle dolu. Elleri birbirine uzanmış, parmakları neredeyse değiyor. İki bedenin etrafında, onları birbirine bağlayan, bileklerini saran, aralarından süzülüp geçen mercan kırmızısı bir kurdele var. Çatlamış ama bütünlüğünü koruyan iki beden. Bir kurdeleyle birbirine tutunan iki insan.

Bu resim, sohbetin son sorusuna zemin oluşturuyor: “Doğu Avrupa’nın sanat mirasını çağdaş ifade biçimleriyle buluştururken üretiminde direnç ve kimlik arayışı nasıl bir rol oynuyor?”

Rudakova, resmin onun için “travma ve kayıplar karşısında bir terapi, iyileşme ve kimliği koruma aracı” olduğunu söylüyor. Ardından şunu ekliyor:

“Kökler ile yeni yaşam alanı arasındaki bağları imgesel sembollerle kuruyorum. Kültürel mirasımı ve kişisel tanıklıklarımı estetik bir direniş biçimi olarak tuvale yansıtıyorum.”

Bu sözler, kırmızı kurdelenin farklı anlamlarını da açığa çıkarıyor. İki insanı birbirine bağlayan bir aşk bağı. Bir insanı geride bıraktığı topraklara bağlayan görünmez bir ip. Çatlamış bir hayatı bir arada tutan o inatçı umut. Rudakova’nın figürleri, kırılmalarına rağmen ayakta. Çatlaklar orada, saklanmıyor. Kurdele de orada. Direnç, bu resimde yaraları inkâr etmeden ayakta kalmanın ifadesine dönüşüyor.

Fişekhane’de Bir Duvar

Fişekhane’de Bir Duvar

Rudakova Bükreş’te mültecilerle birlikte duvar resimleri yapıyor. Bir duvar resmi, birçok elin ortak eseridir. Herkes bir köşesini boyar, herkes bir rengini ekler. Sonunda ortaya çıkan, kimsenin tek başına yapamayacağı bir şeydir.

Fişekhane’de Bir Duvar

Fişekhane’de bu hafta yaşanacak olan da buna benziyor. On ülkeden gelen sanatçılar ve onlarca genç, ortak bir duvar boyar gibi altı gün boyunca aynı atölyede çalışacak. Sonunda da birlikte bir manifesto yazacaklar. “Fikri Hür İzler” teması, Rudakova’nın hikâyesiyle birlikte okunduğunda bu buluşma daha derin bir anlam kazanıyor. Hür olmak, her şeyini kaybetmiş bir insanın bile elinden alınamayan bir şeydir. Bir fikir, bir hafıza, bir fırça.

Fişekhane’de Bir Duvar

Yazının başındaki o bavulun içinde Kata Rudakova’nın neler taşıdığı bilinmiyor. 29 Ekim akşamı Fişekhane’de sergi kapıları açıldığında ise o salondaki gençlerin bavullarına yeni bir şey eklenecek. Hiçbir sınır kapısında sorulmayacak, hiçbir savaşın elinden alamayacağı bir şey: Bir sanatçının yanında geçirilmiş altı günün hafızası.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Reklam
serda-kranda-kapucuoglu_
Kitap projeleri, yayın danışmanlığı, yazar koçluğu ve geliştirici editörlük yapıyor. Jungian Koç. Birdenbire adlı ilk romanını 2022’de yayımladı. Kurucusu olduğu ZB Akademi’nin Serda Kranda Akademi markası altında hem kurumlar hem de bireyler için editörlük ve yazarlık atölyeleri düzenliyor, editoryal danışmanlık veriyor. 21 Gün Okuyanları adlı okuma kulübünün kurucusu. Mümkün Dergi’nin ve 360 derece editörlük ve yayın danışmanlığı hizmetleri veren Mümkün Ajans’ın kurucu ortaklarından. Edebiyat, felsefe, mitoloji ve psikolojiyle ilgileniyor. 1979 İstanbul doğumlu. Evli, kedili ve iki kız annesi.