Torun sahibi olmak, pek çok insanın hayatında yeni ve heyecan verici bir dönem. Yeniden bir çocuğun büyümesine tanıklık etmek, onunla oyunlar oynamak, bildiklerini paylaşmak, birlikte yeni anılar biriktirmek… Üstelik bu kez anne-baba olmanın getirdiği sorumluluklardan biraz daha uzakta, ilişkinin keyifli taraflarına odaklanabilmek de mümkün. Peki, torun sahibi olmak gerçekten insanın psikolojik sağlığına iyi geliyor mu? Veya torunlarla daha fazla vakit geçirmek gerçekten de daha mutlu ve sağlıklı yaşlanmak demek mi?
Bilimsel araştırmalar bu sorulara düşündüğümüz kadar basit bir cevap vermiyor aslında. Torunlarla kurulan ilişkilerin psikolojik sağlık, yalnızlık, yaşam doyumu ve fiziksel sağlıkla bağlantılı olabileceğini gösteren pek çok çalışma var. Ancak araştırmaların sonuçları her zaman aynı yönde değil! Bazı büyükanne ve büyükbabalar torunlarıyla ilgilenmekten inanılmaz mutluluk duyarken, bazıları için bu süreç her açıdan çok yorucu. Öyleyse asıl mesele torun sahibi olup onlarla vakit geçirmek değil de bu ilişkinin nasıl yaşandığı olabilir mi? Gelin bu sorunun yanıtına beraberce bakalım.
Bir Çocuğun Hayatında Yer Edinmek
İnsanoğlu, hayatının her döneminde birilerine katkıda bulunmak, deneyimlerini paylaşmak ve kendisini değerli hissetmek istiyor ve bence bu çok anlaşılabilir. İşte torunlarla kurulan ilişki de bu ihtiyaçları karşılamak için bence önemli bir fırsat. Birlikte yemek yapmak, çocukluk anılarını anlatmak, yeni bir şey öğretmek ya da aile geleneklerini alt kuşaklara aktarmak, büyükanne ve büyükbabaların hayatına yepyeni anlamlar katabilir.

Nitekim araştırmalar, torunlarıyla bu tür paylaşımlarda bulunan büyükannelerin ve büyükbabaların kendilerini daha iyi hissetme eğiliminde olduklarını gösteriyor. Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Torun sahibi olmak, tek başına, insanın hayatını daha anlamlı bulmasını sağlamıyor. Uzun yıllara yayılan araştırmalar, büyükanne veya büyükbaba olmanın yaşamda ‘amaç’ ve ‘anlam’ duygusunda kendiliğinden ve kalıcı bir artış yaratmadığını gösteriyor. Bir başka deyişle, hayatımıza yeni torunumuzun girmesi kadar, onunla nasıl bir ilişki kurduğumuz da önemli.
Yalnızlığa İyi Gelen Bir Bağ mı?
Bugün kime sorsanız belki de aynı yanıtı verir: Torunlarla kurulan yakınlık, hem sevgi alışverişini hem de kuşaklar arasındaki bağı güçlendiriyor. Bazı araştırmalar torunlarıyla duygusal açıdan yakın ilişkiler kuran büyükannelerin ve büyükbabaların daha az yalnızlık hissettiklerini gösteriyor. Ancak bu tüm toplumlar için geçerli değil. Örneğin, torun bakımını üstlenmenin Güney Avrupa’daki kadınlarda daha fazla yalnızlık hissiyle ilişkili olduğu bulunmuş. İlk bakışta şaşırtıcı, değil mi? Torunuyla daha fazla zaman geçiren biri nasıl daha yalnız hissedebilir?
Çünkü insanlarla bir arada olmak, kendimizi mutlaka onlara yakın hissettiğimiz anlamına gelmiyor; söz konusu kişi torunumuz bile olsa! Torun bakımı nedeniyle arkadaşlarıyla görüşmeye, kendi ilgi alanlarına veya sosyal etkinliklere daha az zaman ayırmak zorunda kalan bir büyükanne için bu sorumluluk, aileyle bağı artırırken başka sosyal ilişkilerini sınırlandırabiliyor. İşte bu nedenle de torunuyla vakit geçirirken diğer taraftan da var olan sosyal hayatının kısıtlandığını düşünen aile büyükleri için torunlarla geçirilen bu vakit belki de bir taraftan ‘sosyal hayattan kopmayı’ ve ‘yalnızlaşmayı’ ifade ediyor olabilir. Bugün çevrenizde torununu seve bayıla bakan bir büyükanneye sorsanız belki de bunu kendine bile itiraf etmekte zorlanır, ancak araştırma sonuçlarına göre durum tam olarak bu!

Torun Peşinde Koşmak Genç Tutar mı?
Bu soruya her zaman “Evet, dinç tutar.” diye yanıt vermek mümkün değil! Torunlarla çokça zaman geçirmek onların peşinde koşmayı da gerektirdiği için evet, fiziksel hareketlilik bu yaşlılarda daha fazla oluyor. Ancak bu her zaman süper sağlıklı bir hareketlilik düzeyini yansıtır mı? Maalesef hayır! Çünkü sürekli şekilde çocuk bakımından sorumlu olmak, çocuğun isteklerine ve ihtiyaçlarına yanıt vermek için koşturup durmak özellikle ilerleyen yaşlarda, fiziksel açıdan yorucu da olabiliyor. Fiziksel açıdan yorgunluk yaratan bu aktiviteler ruhsal açıdan da yorgunluk yaratabiliyor.

Sevgi Başka, Sorumluluk Başka
Belki de araştırmaların en dikkat çekici bulgularından biri, torunlarla ilgilenmenin biçimi ve yoğunluğuyla ilgili. Kapsamlı bir derleme çalışması, torunlarının bakım sorumluluğunu büyük ölçüde üstlenen, gerektiğinde gece-gündüz onlarla kalan büyükannelerin ve büyükbabaların ruhsal ve bedensel sağlık açısından çeşitli güçlükler yaşadığını gösteriyor. Bunun aksine, torunlarıyla aynı evde yaşamadan onların hayatına katılanlarda ise daha olumlu ilişkiler görülüyor.
Elbette bu sonuçlar herkes için geçerli olmayabilir, aileden aile değişiklik gösterebilir. Ancak bize önemli bir ayrımı hatırlatıyor: Torunlarla zaman geçirmekten keyif almak başka, onların bakımından sürekli sorumlu olmak başka. Burada ailelerin koşulları da belirleyici rol oynuyor. Örneğin, çalışan anne-babaların desteğe ihtiyaç duyması, çocuk bakımının maliyeti, aile içindeki beklentiler ve kültürel alışkanlıklar, büyükannelerin ve büyükbabaların üstlendiği rolü etkiliyor. Bazı ailelerde torun bakımı keyifle paylaşılan bir deneyimken, bazılarında zamanla büyük bir sorumluluğa dönüşebiliyor. Ve işin en zor kısmı: Aile büyüklerinin bu sorumluluktan vazgeçmesi de maalesef aile içindeki dinamikleri etkileyerek taraflar arasındaki ilişkileri yıpratabiliyor.
Dolayısıyla torun sahibi olmak büyükanne ve büyükbabalara iyi gelir mi diye düşünürken, onların aileye sağladığı yardımın nasıl yaşandığını da düşünmek gerekiyor. Büyükanne veya büyükbaba kendi ihtiyaçlarına zaman ayırabiliyor mu? Yorulduğunda dinlenebiliyor mu? Sağladığı yardımın karşılığında anlayış ve destek görüyor mu? Kendi ilgi alanlarına, eşine dostuna vakit ayırabiliyor mu? Yoksa kendi hayatını hiçe saymak zorunda mı kalıyor?
Peki, bütün bu araştırmalar bize ne anlatıyor? Gelin, torun sahibi olmanın insana nasıl iyi gelebildiğini, hangi durumlarda ise biraz yorucu olabildiğini bir de görsel üzerinden inceleyelim!

Önemli Olan Birlikte Geçirilen Zamanın Niteliği
İşte yukarıda sözünü ettiklerimiz bize torun sahibi olmanın insanı mutlaka daha mutlu, daha sağlıklı veya daha genç tuttuğunu söylemiyor. Ama torunlarla kurulan anlamlı ilişkilerin psikolojik ve sosyal açıdan değerli deneyimler sunabileceğine işaret ediyor. Buradan çıkarılacak sonuç, büyükannelerin ve büyükbabaların torunlarıyla daha fazla zaman geçirmesi gerektiği değil. Belki de asıl üzerinde durulması gereken, bu zamanın herkes için nasıl daha anlamlı ve sürdürülebilir olabileceği. Çünkü torunlarla kurulan ilişki yalnızca çocukların ihtiyaçları etrafında şekillenmemeli. Büyükannelerin ve büyükbabaların da kendi ihtiyaçları, hayatları, sınırları ve istekleri var. Bunları da unutmamak gerekiyor.
Sonuçta bir çocuğun hayatında yer almak, onun bütün bakım sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelmemeli. Bazen birlikte geçirilen kısa ama keyifli bir zaman, uzun saatler süren yorucu bir bakım sorumluluğundan çok daha anlamlı olabilir. Şimdi en baştaki sorumuza geri dönelim: Torun Sahibi Olmak İnsana İyi Gelir mi? Sanıyorum ki yanıt artık zihnimizde biraz şekillendi. Torun sahibi olmak kişiye kayıtsız şartsız iyi gelmiyor. Çünkü mesele büyüklerin torunlarıyla ne kadar zaman geçirdikleri değil, o zamanı nasıl geçirdikleri, bu ilişkide kendi istek ve ihtiyaçlarına ne kadar yer ayırabildikleridir.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

