Farkındalık

Tütsüden lokmaya: Modern Spiritüellik mi, ninemizin duası mı?

Geleneksel uygulamalarla New Age pratikler neden bu kadar benziyor?

Gizli bir mabed misali Kaz Dağları’ nın tepesine konuşlanmış otelin bahçesinde bir grup insan var. Gözleri kapalı meditasyon minderinde bağdaş pozisyonunda halka oluşturmuş oturuyor. İçlerinden biri belli ki grubun ruhsal rehberi, yüksek sesle “Om Mani Padme Hum” mantrasını tekrarlayıp duruyor. Kurumsal hayatın cilvelerinden bunalan beyaz yakalı Sinan, ev halkının bitmeyen isteklerinden kaçıp gelmiş ev hanımı İclal ve zihnini boşaltmak, duygusal baskıdan özgürleşmek isteyen yeni boşanmış Hande de diğer katılımcılar gibi mantrayı mırıldanıyor. Bir yandan ortamdaki ağır enerjiyi alsın diye elinde Palo Santo tütsü ile eğitmenin asistanı katılımcılar arasında geziniyor.

Aynı gün ve saatte Mardin’in Çaldere köyünde oyalı tülbentleri başlarına sarılı bir öbek kadın çember kurmuş, ellerini göğüslerine vura vura ağıt yakıyorlar. Genç yaştaki torunu hayatını kaybeden Hayriye teyze ve köyün kadınları acılarını hafifletmek için bir araya gelmişler. Yaslarını tutan kadınların tavasında üzerlik tohumu tütüyor. Dillerinde ölenin ardından dualarla kadınlar acı kayıplarının etkisinden kurtulmaya çalışıyor.

İki farklı bölgede çembere oturmuş iki farklı grup insan. Modern Spiritüellerin mantraları ve ninelerimizin duaları sizce de aynı amaca yönelik değil mi? Acıdan, hüzünden, kısaca duygusal baskıdan, zihnin gürültüsünden arınmak, bedene ve zihne ağırlık yapan her ne ise onu hafifletmek.

Meditasyon, kuvars kristaller, nefes pratikleri, enerji ve çakra dengeleme çalışmaları gibi New Age pratikler yeni akım şifa yöntemleri olarak ön plana çıkıyor. Son 10-15 yıldır özellikle de pandemi sonrası büyük şehirlerde ruhsal açıdan arayış içindeki insanlar tarafından büyük ilgi görüyor. Ancak bu yeni nesil uygulamalar aslında dünyanın dört bir yanında eski çağlardan beri kadim öğretiler olarak biliniyor ve uygulanıyor.

İki şifa grubunun da uyguladığı tütsülemeyi ele alalım. Günümüzde palo santo veya adaçayı uygulama yapılan ortamın enerjisini temizlemek için yakılıyor. Anadolu’da ise yüzyıllardır üzerlik tohumu yaşam alanlarını nazardan, kemgözden, kötü enerjilerden arındırmak için kullanılıyor. Köy yerlerinde misafir evden gittikten sonra üzerlik tohumu yakmak ile aurayı korumak için bedeni adaçayı ile tütsülemek. Her iki ritüel birbirine ne kadar da benziyor.

Kaz Dağları’ nın oksijen deposu ortamında söylenen mantralar katılımcılara huzur veriyor. Hint felsefesine ait bu şifalı yöntem zihni belli kelimelere odaklayarak sakinleştirmeyi sağlıyor. Tekrarlanan kelimeler güzel ve rahatlatıcı niyetler içeriyor. Çaldere’deki ninelerin duaları ise yine güzel niyetler içeren kelimelerin tekrarından ibaret. Torununun ruhunun huzur bulmasını dileyen Hayriye teyze ve köyün kadınları mantralar yerine dualarını dile getiriyorlar. Her iki grupta tekrar edilen kelimeler farklı olsa da niyetlerin enerjisi ve titreşimi benzeşiyor.

Spiritüelliğin özünde görünenin ötesine geçme isteği, içine yönelerek iç ve dış dünyayla bağı güçlendirme arzusu yatıyor. Bunu yaparken kimisi kişiye özel 108 taşlı bir mala kullanır, kimi sabah ezanıyla uyanıp elde tespih zikir çeker.

Ölenin ardından ister “Işıklarda uyusun” densin, ister mahalleliye oracıkta kızgın yağa dökülen tarçın serpilmiş lokma dağıtılsın. Tüm bu niyetler ve ritüeller eski ve yeninin bir harmonisi. Modern Spiritüellikte yeni gibi sunulan ne varsa aslında nesillerdir süre gelenin yeni bir versiyonu diyebiliriz.  Kadim bilgelikten günümüze gelen uygulamalar özünü korumaya devam ediyor. Sadece şeklen bir değişime giriyor.

Spiritüellik dediğimizde bireyin kendiyle ve dış dünyasıyla ilişkisini düzenleme çabası görülüyor. Arayış içindeki bireyin belki de çok da derin düşünmesine gerek yok. Belki de aradığı o derin anlam, pencereyi açıp “oh be bugün de sağlıkla uyandım, çok şükür” diyebilmesinde yatıyor. Annelerimizin okula uğurlarken dilinden düşmeyen “Allah zihin açıklığı versin” ve işe gönderirken “İşin rast gitsin” duaları “en yüksek koruma titreşimine” sahip olabilir kim bilir.

Modern spiritüel pratiklerle geleneksel uygulamaların benzemesi hiç de şaşırtıcı değil. Her ikisinin de öznesi insan. İnsanın anlam arayışı, yüce olana duyulan huşu uygulamaları beraberinde getiriyor. Neticede insan evrenin mini bir kopyası. Ne varsa alemde hepsi Adem’de. DNA’ mızda kadim öğretilerden tutun da modern spiritüalizmin ögelerine kadar kâinatın tüm bilgisi kayıtlı.

Modern de geleneksel de bu topraklarda yan yana çünkü her ikisi de insana ait. Çıtır çıtır lokmayı yerken pekâlâ palo santo tütsümü yakıp niyetimi evrene gönderebilirim. Kim karışabilir ki?


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

ipek-sevmet
15 yılı aşkın süre kurumsal firmalarda yönetici asistanlığı ve marka iletişim uzmanlığı yaparken profesyonel koçluk, Reiki, Access Consciousness ve Theta Healing disiplinlerine ait çeşitli eğitimler aldı. Meme kanseri atlattıktan sonra kendini tamamen şifa çalışmalarına adadı.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.