Bedenimiz yaratıcı hayallerimizin tehlikeli olduğunu düşünüyor!
Farkındalık

Bedenimiz yaratıcı hayallerimizin tehlikeli olduğunu düşünüyor!

Bugüne kadar duygusal çatışmalardan doğan uzun süreli stresin fiziksel hastalıkların nedeni olabileceğini konuştuk ama şunu fark etmeye pek yönlendirilmedik: Gergin bedenimiz de gerçekleşmeyen hayallerimizin sorumlusu olabilir mi?

Kurulamayan hayaller, kurulduysa da gerçekleşmeyenler, tam olmuş gibi olacakken yarım kalanlar, gerçekleşenler ancak sonu hayırlı bitmeyenler… Tam da o ilişkiyi bulduğunu düşünürken işlerin sarpa sarması, tam da kazandım derken daha fazla borca girmiş olmak, tam terfi ettim derken yönetici ile aranda patlayan anlaşmazlık, tam da ideal kilona kavuşmuşken hızla geri gelen yağlanmalar… Bunlar kabaca örnekler… Hepimizin hayatlarında ne detaylar var böyle… Tamam diyoruz, ne istediğime karar verdim, niyetim belli, yolum açık… Önce biraz genişliyoruz. İşaretler geliyor, hareket başlıyor, güzel şeyler oluyor. Ama o da ne? Aniden gerilemeye başlıyoruz.  Bir zaman sonra biraz daha yukarı sıçrıyor ve sonra tekrar geri düşmeye başlıyoruz. Şöyle bir türlü ağız tadı ile niyetimizin enerjisini etrafa saçamıyoruz. Hep sığ sularda acemi kulaçlar… Demek ki yeterince istememiş miyim? Hani nerede o anlatılan kuantum sıçramalar? Ellere var da bize yok mu? Yoksa ellerin anlatmadığı ya da farkında olmadan yaptıkları farklı bir şey mi var?

EKSİK PARÇA BEDENİM OLABİLİR Mİ?

EKSİK PARÇA BEDENİM OLABİLİR Mİ?

Bugüne kadar duygusal çatışmaların ve bundan doğan stresin fiziksel hastalıklara neden olabileceği yönünde birçok kitap okumuş, video izlemiş, post kaydırmış olabilirsiniz. Bunun doğruluğunu iddia edenlerle hastalıkları açıklamakta yetersiz kaldığını savunanlar arasında sıkışıp kalmış da olabilirsiniz. Ben bu durumun fiziksel bedende hastalık yarattığına inanmayı seçenlerdenim. Benim için en anlaşılır ve güvenilir kaynak ise Dr. Gabor Mate’nin kitapları. Bir yerden başlamak isteyenler için de bir kelimeyi ipucu olarak vermek istiyorum: Psikonöroimmünoendokronoloji.[1] Şimdilik bu konuya daha fazla girmeyeceğim çünkü bu yazıda tersten giderek başka bir konuya vurgu yapmak istiyorum.

“Bedenimiz stres altındayken hastalanıyorsa bedenimiz dinginken sadece fiziksel sağlıkla sınırlı kalmadan, her açıdan daha iyi bir hayatı tezahür ettirebilir miyiz?

Duygusal çatışmaların hastalık nedeni olması da hayallerin tezahür ettirilmesi de çoğunlukla kişisel gelişim ve spritüalite alanının konuları gibi ele alınıyor, bazen çok abartılıp bazen de tamamen yok sayılıyor. Sosyal medyada dolaşırken doktorundan psikoloğuna, motivasyon konuşmacısından spiritüel bir guruya kadar onlarca post ile etkileşiyorum. Hepsi birbirinden ayrı şeyler söyler gibi görünseler de kendimce o sözlerin birbiri ile görünmeyen sayfalarda bağlanışlarını, yeni cümleler, yeni paragraflar oluşturmalarını gözlemliyorum. Onlar çeşitli sebeplerle birbirlerinin alanına çoğunlukla girmek istemeseler de benim zihnimde artık ayrı gayrı duramıyorlar.

ZOR ZAMANLARIMDAKİ FARKINDALIKLAR

Hayatımın son altı yılı hayli çalkantılı geçti. Önce fiziksel bir hastalık ile yüzleştim, korktum, öfkelendim, kabul ettim, uyumlandım ve iyileştim. O günlerde bedenime çok iyi baktım, onu duymaya başladım, ideal ölçülerine getirdim, sardım sarmaladım, motivasyonum çok yüksekti. Bu sırada hayatımda neredeyse her şey iyi gitti, iş hayatımda daha mutlu, maddi anlamda daha rahat olmaya başladım. Kurumsal hayattan ayrıldım, girişimcilik adımları atmaya başladım. Sonra hayatın getirdiği yeni gündemler oluştu. Önce annem yıllardır yok saymaya çalıştığı kaygı bozukluğu ve depresyon ile baş edemez hale gelmeye başladı. Desteği ne eşinden ne doktorlardan, sadece benden istiyordu. Bir yıl sonra kıymetlim cici babam aniden bu dünyadan ayrıldı. Büyük bir sarsıntı yaşadım. Tahmin edebileceğiniz gibi annem daha iyiye gitmedi, son üç yıl boyunca psikolojik açıdan her gün daha da kötüleşti, üzerine fiziksel hastalık da eklendi ve altı ay kadar önce o da gitti. Bu sırada akrabalarla, baş etmesi kolay olmayan zorlu deneyimlerim oldu, bugün de çeşitli düzlemlerde devam ediyor.

Bugün geriye dönüp baktığımda o günlerde adım adım, sezdirmeden bedenimle bağımın tekrar kopmaya başladığını görüyorum. Zihnim kaygılarla, korkularla öfkeyle o kadar meşguldü ki günlük hayatımın düzenine uyum sağlamakta her geçen gün daha da zorlanıyordum. Dışarıdan bakanlar için işim gücüm iyi gidiyor görünse de ben ertelediğim işler, bir türlü tamamlayamadığım projeler, yazamadığım yazılar için ekstra huzursuzluklar hissediyordum. Bilgisayarın başına oturduğumda çalışmamak için bahaneler buluyordum. Kitap okuyamıyordum. Yatakta bile dizi izlemeye başlamıştım. Uyku düzenim bozulmuştu. Kilom gittikçe yükseliyordu. Yemeyi içmeyi hayattan keyif almanın öncelikli koşulu haline getirmiştim. Daha fazla alışveriş yapmak istiyor ama bedenimden mutlu olmadığım için bu işten de geçici olarak bile zevk alamıyordum. Neyse ki düzenli doktor kontrolünü ihmal etmemeyi başardığımdan kortizolümün[2] yüksekliğinden haberdardım. Doktorum beni uygun kürlerle desteklemeye çalışıyordu. Genel sağlığım yerindeydi ama uzun vadede hayatımı tekrar riske atmak için özellikle çaba harcıyorum gibi görünüyordu.  

Bir anda harekete geçecek gücüm yoktu. Tek bir adımla başladım: Yürümek…

Sabahları önce biraz daha seyrek sonra keyif aldıkça biraz daha sık, bir dönem her gün üst üste kalkıp on bin tempolu adım atmaya başladım. Erken kalktığım için akşamları da daha erken uyuyabilmeye başladım. Bunların kortizol üzerindeki olumlu etkilerini biliyordum, biraz da kilo veririm diye umuyordum. Kortizolüm düşmeye başladı ancak hiç kilo veremedim çünkü yemek düzenimi ya da doğrusu düzensizliğimi değiştirmeye henüz hazır değildim. Kendimi zorlamadım.

Sonra annem gitti. Üzüntüme, onun asla baş etmek istemediği o hastalık halinden kurtulmuş olmasının rahatlaması eşlik etti. Günler geçtikçe ayrılığın acısını daha çok hissetmeye başladım ama diğer yandan elimden bir şey gelmeyecek konularda benden kurtarıcılık beklenmemesi üzerimden büyük bir yükü kaldırdı.

yürüyüşler açık hava

Sonra yaz geldi. Tatil, yeni yerler, yeni yeme içmeler derken… Bir an geldi ve artık böyle devam edemeyeceğimi anladım. Bunu öylesine bir anda mı anladım, yoksa o yürüyüşler açık hava, güneş, düşen kortizol, üzerimdeki yüklerin hafiflemesi bana daha sağlıklı seçimler yapma alanı mı açıyordu? Tabii ki ikincisi…

Bedenim artık bir numaralı manifestime hazırdı. Üstelik konu kendisi ile ilgiliydi: Daha sağlıklı bir bedene sahip olmak.

Yürüyüşlere ilk başladığım günlerde zihnimin bir meşguliyeti olmamasına dayanacak halde değildim. Ama müzik dinlemek istemiyordum çünkü fazla hüzünlü geliyordu, beni aniden ağlatacak bir melodi duymaktan korkuyordum. Ağlamaya bile hazır değildim. Gündeme dair haberler, çeşitli podcast sohbetleri, YouTube videoları ile idare ediyordum. Bacaklarım çalışırken beynim uyuşmaya devam ediyordu. O günlerde dergimizin de yazarlarından canım Aslıhan (Aydoğan Büyükakgel), daha önce de bahsettiği Florence Given’ın[3] podcastlerinden açtı sözü. Ertesi gün hemen bir tanesini açıp yürürken dinlemeye başladım. Aslında bu yazıyı da o gün zihnimde yazmaya koyuldum. O gün bana denk gelen Podcast’in başlığı şuydu: Bedenimiz yaratıcı hayallerimizin tehlikeli olduğunu düşünüyor!

Ve genç kadın söze şöyle başladı:

“Bu bölümde özellikle bir türlü projesini hayata geçiremeyen; biraz genişleyip sonra saklanan, içine kapanan, yeniden genişleyip tekrar küçülen kadına sesleniyorum. Eğer kendinizi hayatta kalma modunda hissediyorsanız ve sinir sisteminiz regüle değilse tezahür ettiremezsiniz. Elbette bir şeyler üretebilirsiniz ama çok sığ bir kaynaktan beslenirsiniz ve aslında gelecekteki benliğinizden borç alırsınız.”

Sonra podcast’i bitirdim ve baştan tekrar dinledim.

“Bedeninizin genişleyebilmesi için kendini güvenli, sakin, rahat ve regüle olmuş hissetmesi gerekir. Çok hızlı genişlemeye, bir anda “kuantum sıçraması” yapmaya çalışırsanız- ben bir dönem buna takıntılıydım- sinir sistemiyle ilgili çalışmayı yapmadan ve genişleme sürecinde kendinize eşlik edip güven duygusunu korumadan ilerlerseniz bir ‘genişleme tepkisi’ yaşayabilirsiniz. Her şey bir anda fazla gelir ve bedeniniz sizi yeniden güvenli hissettiği yere götürmek için eski başa çıkma mekanizmalarına döner.

Bu eski mekanizmaların ‘yazılımını’ güncellemediyseniz, bunlar aşırı yemek, içmek, cildinizi yolmak, sosyal medyada saatlerce kaydırmak ya da sizin kendinizi regüle etmek için kullandığınız başka bir alışkanlık olabilir. Sizi eski alışkanlıklarınıza çeken şey yeniden ortaya çıkar çünkü bedeniniz bu kadar büyük bir genişlemeye henüz hazır değildir.”

***

Aslında duyduklarım yeni şeyler değildi. Bilinçaltımızın bizi hayatta tutmak için çeşitli savunma mekanizmaları geliştirdiğini ve garibimin bunları bizim iyiliğimiz için yaptığını biliyordum. Sinir sistemimi hızlıca regüle edebilmek ve gece uykuya kolay dalmam için beni ekrana bakmaya yönlendiren bilinçaltım ile gece yatakta ekrana bakmanın sağlıklı bir şey olmadığın gayet iyi bilen zihnim arasında sıkışıp kalmıştım. Ben dinlenmeye direndikçe bilinçaltım beni yatağa düşürecek formüller buluyordu. Yıllar sonra ilk defa ateşleniyordum, klima çarpıyordu ve bunun gibi şeyler…

Podcast’in sonlarına doğru benden yaklaşık 25 yaş küçük olan bu tatlı kadından şu tavsiyeleri duyuyordum:

“Şimdi öğrendiğim şey şu: Sağlıklı regülasyon yollarına ihtiyacımız var. Yürümek, nefes çalışması yapmak, erken yatmak, enerjiyle uyanmak ve bedenin işlevlerini desteklemek… Genişleme korkutucu hale geldiğinde başvurabileceğiniz yeni yollarınız olmalı.”

Tüm bunları yazıya dökmek için o zaman da bilgisayar başına oturdum ama yapamadım. O günlerde başladığım hiçbir yazıyı zaten istediğim gibi bitirememiştim. Bu süreçte önüme birçok dinginleşme seçeneği çıktı. En basiti sabah yürüyüşlerimin küçük bir bölümüne şükran meditasyonu eklemekti. Parklardaki kuytu bankları kollayıp denemedim değil… Ancak ilk başlarda kalbimden hiçbir şey için, o sırada yüzümü ılıtan güneş ışığı için dahi yeterince şükran duyamadım. Bedenim sürekli kıpırdayarak, zihnim yapılacak işleri listeleyerek direniyordu. Ve aslında bu ikisi birdi, zihin dediğim görünmez alan bedenime dahildi, bedenim de aynı zamanda benim zihnimdi.

Sonra yavaş yavaş bu alanı büyütmeye başladım, sonra yine yok oldu.

Sonra yavaş yavaş bu alanı büyütmeye başladım, sonra yine yok oldu.  Sonra işte o an geldi. Daha dingin bir zihin ve daha dinç bir beden için hazır olduğumu hissettiğim o an. İçimde adeta bir çiçek gibi açan o hal. Uzun bir seyahatin son günleriydi. Artık kendi düzenime dönme isteği iyice yükselmişti. Döneceğim düzenin de düzen gibi düzen olmasını istiyordum. Evimize döndüğümüz ilk günden itibaren daha iyi beslenmeye, düzenli yürümeye, daha çok okumaya, yarım kalan işlerimi tamamlamaya, biraz dallı budaklı olan iş hayatıma odaklanmaya, ihmal ettiğim bazı konuları çözmeye başladım. Hatta yeni bir dili ucundan da olsa öğrenebilmek için her gün ama her gün en az 15 dakika İtalyanca çalışmaya başladım. (Şu an 50. Gündeyim) Bu düzene o kadar kolay yerleştim ki ben de şaşırdım. Bu süreçte hayatımda çeşitli aksilikler de oldu, güzellikler de… Hiçbiri dengemi uzun süreli bozmadı, düzenimi etkilemedi. Ve ne zaman ki bu düzenin bozulması halinde ne yapacağımı düşünmeye başladığımı fark ettim hemen küçük bir seyahat planladım. Koşullar olabildiğince kontrol altındayken düzen kurmak kolaylaşmıştı peki ya evden uzakta?

Sonra bir gün yine bir çağrı geldi telefonuma, tezahür üzerine bir çalışmanın duyurusu. Değerli öğretmenim Vernon Frost’un iki günlük manifest (tezahür) eğitimi… Uzun zaman olmuştu onunla temas etmeyeli, çalışmalarına katılma isteği duymayalı… Parmağım benden bağımsız tıkladı linke ve muhtemelen ilk kayıt yaptırandım o gün. Geçmişte bu tür anlık çekimlerle verilen kararların ekmeğini çok yemiştim, aynı şey oluyordu, hissediyordum.

NİYETİMİZİ BEDENE NAKŞETMEK

NİYETİMİZİ BEDENE NAKŞETMEK

Yatağımın üzerinde bağdaş kurmuş, yayına bağlanmış Vernon’ı dinlemeye başladım. Bazen neden olmaz sorusuna yanıt veriyordu ve o da aynı şeyleri söylüyordu.

Harikulade bir şey yaptım ben. Nasıl oldu bu?” dersiniz. Bir başka zaman yine daha önce yaptığınız şeyi tekrarlamak, taklit etmek istersiniz ama olmaz. Çünkü artık o anki rezonansta değilsinizdir.Enerjinin düşük olduğu alandan bir şeyler yaratmak çok daha zordur. O alandan sadece daha fazla kaos yaratırsınız” diyordu özetle. Tezahürü gerçekleştirebildiğimiz o şükran dolu titreşimi sürdürmenin bazen neden mümkün olmadığını anlatıyordu. O halin içine düşmek için kendimize izin vermemiz gerekiyordu ve bunu bedenimiz ve zihnimiz gerginken, dışardaki kaos içimize yansımışken yapmak pek mümkün değildi. Gevşediğimizde, gerçekten gevşediğimizde ve ana geldiğimizde, ana gelmenin o tatlı, iç gıcıklayıcı halini hissettiğimizde “ben yapabilirim” hissi bize nakşedilmiş oluyordu.

ESKİ YÖNTEMLER PUSUDA BEKLİYOR

Bugün sizlere bu satırları yazarken sinir sistemim hayli rahatlamış durumda, bedenim ağırlıklarından kurtuluyor adım adım (ve onlar ağırlıklar asla sadece yağ değildir), tezahür ettirmeye gönüllü olduğum konular var ve bunu yapabileceğimi hissediyorum. Ama egom bir yandan hala beni tutuyor. Zaman zaman elim gereğinden fazla telefona kayıyor, yapabileceğime inandığım şeylerle ilgili bir şüphe içimde beliriveriyor, eski baş etme yöntemlerim biz buradayız diye uzaktan el sallıyor. Onları görüyorum ve onlardan kurtulmak için savaş açmıyorum. Acele etmiyorum. Bugün bu yazıyı yazarken Vernon’ın öğrettiği meditasyon pratiklerini kaç gündür ertelediğimin farkındayım.

Ama bir adım attım ve adımlarımın izini sizle paylaştım.

O meditasyonların tadına da bir kez vardım, içimde açacak yeni çiçeğin tohumlarını attım, biliyorum.

İstediğim şeylerin de beni istemesi mümkün biliyorum.

Hepimizin stresi, stres sonuçları, başa çıkma yöntemleri ve çözümleri farklı elbet. Size bir bakış açısı vermek için kendi deneyimimden, söylemlerini beğendiğim insanlardan bahsettim. Yolunuz da hikayeniz kadar bambaşka olabilir. Daha huzurlu, sağlıklı bir bedene sahip olmak ve yaratıcılığınızı özgürce, güvende hissederek kullanabilmek için bu yazının sınırlarını aşmanızı ve harika bir yeni yol bulmanızı dilerim.

HERKES İÇİN KÜÇÜK BİR ÇALIŞMA ÖNERİSİ

HERKES İÇİN KÜÇÜK BİR ÇALIŞMA ÖNERİSİ

Bu çalışmayı tercihen bir süre bedeninizi ve zihninizi gevşetme üzerine çalıştıktan sonra yapmanızı tavsiye edebilirim. Çok gergin zamanlarda meditatif dinginliğe ulaşmakta zorlanıp “Ben yapamıyorum” diyerek pes etmek olası…

Gözlerinizi kapatın. Burnunuzdan derin nefes alıp ağzınızdan iki katı sürede yavaşça vermeye başlayın. Bedeniniz kendini güvende hissetmeye başlayacak. Gevşeyin. Bacaklarınızdan omuzlarınıza ve sırtınıza kadar tüm kaslarınızın sırayla gevşediğini hissedin. Yavaşça kalbinize bağlanın. Dilerseniz bir elinizi kalbinizin (kalp çakrası üzerine) üzerine koyun. Bunu yaparken şükran duygusuna odaklanın. Hayatınızda şükran duyduğunuz herhangi bir şeye odaklanabilirsiniz. Yaşadığınız ev, çocuğunuz, kediniz, sağlınız ya da başka bir şey.  Bu şükran duygusuna odaklanın, yükseltin ve onu bir süre tutun. Hissedin, bu duygu bedeninize işliyor. Şimdi yavaşça tekrar şükran duyduğunuz şeye odaklanın. Bunu hissetmeye devam edin. Kalbinizin giderek daha fazla açılmakta olduğunu hissedin.

İşte bu şükran duygusu tezahür ettirmenin anahtarı… Bu anahtarı çevirerek içine girmek istediğimiz alana girebilir, bu alanın enerjisine uyumlanabilir, kendimizi gittikçe daha güvende hissedebilir ve yaratıcı hayallerimizi tezahür ettirmenin yeni yollarını bulabiliriz.

Bu konuda 2021 yılında yazdığım zamansız bir yazıyı da tekrar sizinle paylaşıyorum:


[1] Psikonöroimmünoendokronoloji: Zihin, sinir sistemi, hormonlar ve bağışıklık sistemi arasındaki iki yönlü etkileşimi inceleyen disiplinler arası bir bilim dalıdır.

[2] Stresin vücut içindeki bağlantılı olduğu hormon kortizoldür. Vücudu alevlendiren, söndüren, bazen de ne yazık ki yakabilen bir hormondur bu. Bu açıdan kortizole denge hormonu da denilebilir. Fazlası da, azı da –hele ki bu dengesizlik uzun sürmüşse– çok zarar verebilir. Bu dengeyi ve nasıl koruyabileceğimizi bilmek önemlidir. Stres ve Ötesi, Dr Seran Şimşir, Müptela Yayınları

[3] Florence Given, henüz 27 yaşında İngiliz bir yazar, illüstratör, influencer ve feminist aktivist. Pembe saçları ile de tanınıyor. Şu anda Los Angeles’ta yaşıyor.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

yaprak-cetinkaya
Gazetecilik eğitimini Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde aldı. 27 yıldır farklı görevlerde daima mesleğine aşık bir hal ile çalışıyor. Gazeteciliği en çok wellbeing, kişisel gelişim, psikoloji, ezoterizm, mitoloji gibi daha az konuşulan konular üzerinden yapmayı seviyor. Mümkün Dergi, Yuka Dükkân ve Yuka Ajans’ın kurucu ortaklarından…
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.