KALSIN DİYE YAPILAN ŞEYLER
Farkındalık

Kalsın diye yapılan şeyler

Eylül’ün son haftasıydı. Nesrin bir cumartesi öğleden sonra yazlıkları kaldırmaya karar verdi. Keten gömlekler katlandı, sandaletler kutulara girdi. Dolabın en dibine uzandığında eline yumuşak, ağır bir şey geldi: anneannesinin işlediği masa örtüsü.

Örtüyü yatağın üstüne açtı. Beyaz patiskanın üzerinde lacivert ve bordo çiçekler vardı, köşelerde küçük kuşlar… Altmış yıllık bir örtüydü bu. Her ilmek hâlâ yerindeydi.

Uzun süre baktı. Sonra neden bu kadar uzun süre baktığını düşündü.

Reklam

İLMEK İLMEK, SONRA HİÇ

Anneannesi bu örtüyü bir kış boyunca işlemişti. Örtü önce bayram sofralarına serildi, sonra annesinin evine geçti, en sonunda da onun dolabına. Üç kuşak görmüştü.

Nesrin kendi haftasını düşündü. Pazartesi, kırk sayfalık bir sunum hazırlamış, toplantı son dakikada ertelenmişti. Çarşamba gecesi kızının doğum günü için pasta yapmış, pastanın fotoğrafı çekilmiş, yarım saatte yenip bitmişti. Perşembe günü eşine uzun bir mesaj yazmıştı, akşamları biraz daha birlikte vakit geçirebilir miyiz diye… Cevap tek kelimeydi: “Olur.”

Hiçbiri kalmamıştı. Hiçbiri dolabın dibinde altmış yıl beklemeyecekti. Son zamanlarda kendine sık sık “Eskisi gibi değilim” diyordu. Bir şeye başlamak eskisinden daha ağır geliyordu. Pasta yapmak, sunum hazırlamak, uzun mesaj yazmak… Hepsinden önce içinde küçük bir ses yükseliyordu: “Nasılsa biraz sonra kimse hatırlamayacak.”

ANNEANNENİN SÖZÜ

ANNEANNENİN SÖZÜ

Örtüyü katlarken bir anı geldi aklına. Çocukken anneannesinin yanına oturur, iğnenin kumaşa girip çıkmasını izlerdi. Bir keresinde sormuştu: “Bunu kime yapıyorsun?”

Anneannesi başını kaldırmadan cevap vermişti: “Kimse görmese de olur kızım. Ben bunu işlerken dinleniyorum.”

O zaman bu cümleye gülmüştü. Çalışırken nasıl dinlenilirdi ki? Şimdi, kırk yedi yaşında, yorgunluktan bir pastayı bile yapmak istemezken, o cümleyi ilk defa anladığını hissetti.

RENKLİ KUMDAN BİR DÜNYA

Akşam, aklı hâlâ örtüdeyken, internette bir video karşısına çıktı. Tibetli keşişler renkli kumlarla bir mandala yapıyordu. Tane tane, günlerce… Mandala bittiğinde keşişler bir tören yapıyor, özenle yaptıkları o deseni süpürüp kumu bir nehre döküyorlardı.

Nesrin videoyu iki kez izledi. Keşişlerin emeği de onun pastası gibi yok olup gidiyordu. Hatta daha hızlı, daha bilerek. Ama yüzlerinde tükenmişlikten eser yoktu.

Reklam

Aradaki farkı düşündü. Keşişler yok olacağını bile bile, yok olsun diye yapıyorlardı. Asıl mesele yapmanın kendisiydi. Kum dökülürken dikkatleri oradaydı ve bunu birlikte yapıyorlardı. Anneannesinin örtüsü de öyleydi aslında. Kalıcı olmuştu ama anneannesi onu kalsın diye değil, işlerken dinlensin diye yapmıştı.

Nesrin’in yaptıkları ise ne kalıyordu ne de yaparken ona bir şey veriyordu. Hep bir sonrakine yetişmek için, aceleyle, başka bir şey düşünerek yapılıyordu. Burada araya gireyim. Harvard’da Teresa Amabile ve ekibi yıllar önce çalışanlardan her gün günlük tutmalarını istemiş ve binlerce günlüğü incelemiş. İnsanların kendilerini en iyi hissettikleri günler, anlamlı buldukları bir işte küçük de olsa bir ilerleme kaydettikleri günler çıkmış. Ben bu bulgunun sadece iş hayatı için geçerli olduğunu düşünmüyorum. Tükenmişliği hep ofise ait bir şeymiş gibi konuşuyoruz. Oysa Nesrin’in yorgunluğu en çok mesai bittiğinde başlıyordu: mutfakta, evin içinde, cevabı gelmeyen mesajlarda…

BİR SALI AKŞAMI

BİR SALI AKŞAMI

Nesrin o hafta büyük bir karar almadı. Hayatını değiştirecek bir plan da yapmadı. Sadece salı akşamı, bayram olmadığı hâlde anneannesinin örtüsünü masaya serdi. Basit bir çorba yaptı. Soğan doğrarken telefonu başka odada bıraktı ve sadece soğanı doğradı.

Çorba on beş dakikada bitti. Ama bu kez içinde o tanıdık “ne gerek vardı” sesi yükselmedi. Belki de ilk defa, yaparken oradaydı.

Yatmadan önce dolaptan eski dikiş kutusunu çıkardı. Bir iğneye lacivert iplik geçirdi. Ne yapacağını henüz bilmiyordu. Bilmesine de gerek yoktu.

Yaptığımız şeylerin çoğu uçup gidecek, bu hayatın doğası. Ama bazı şeyleri kalsın diye, bazılarını da yaparken dinlenmek için yapmaya hakkımız var. Yalnızca yetişmek için yaptığımız işler ise hem uçup gidiyor hem de bizi yoruyor.

Senin hayatında sadece yaparken iyi geldiği için yaptığın bir şey var mı?


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Reklam
Avatar fotoğrafı
Holistik Beslenme Uzmanı, MBS tekniği kurucusu, yazar, kilo konularında ezberbozan... Gıda Mühendisliği temeli ve 15 yılı aşan Yemek Sektörü tecrübesi üzerine yurt içi ve yurt dışından alınmış sayısız eğitimden dağıtılmış MBS tekniği ile zihin ve duygu dönüşümü ile beden değişimine rehberlik ediyorum. Sihirli değneği var filan diyorlar. İnanmayın. Marifet değnekte değil doğru çözümü üretmekte. Yoksa insanın kendisi mucize!