Son dönemde okullarda yaşanan şiddet olayları hepimizin zihninde sayısız soru oluşturuyor: “Çocuklarımızın bulunduğu yerler ne kadar güvenli?”, “Çocuklarımıza neler oluyor?”, “Biz yetişkinler nerede devreye girmeliyiz?” Maalesef bu sorulara verilebilecek kestirme yanıtlar ve bu sorunlara bulunabilecek çok pratik çözümler yok. Soruna tek bir yönden bakmak da bu nedenle eksik olur; çünkü şiddet yalnızca gerçekleştiği anda başlamıyor. Öncesinde biriken duygular, ilişkiler, çatışmalar ve yetişkinlerin fark edebildiği veya edemediği sayısız ipucu bu hikayenin birer parçası…

Çocuğumuzu sabah okulun kapısından içeri bırakırken biraz da kontrolü bırakıyoruz aslında ebeveynler olarak. Gün içinde kiminle tartışacağını, canının neye sıkılacağını, hangi derste zorlanacağını, teneffüste kiminle zaman geçireceğini, onu üzecek bir durum olup olmayacağını bilmiyoruz; yine de güvenle bırakıp çıkıyoruz. Ve galiba bunu yapabilmemizi sağlayan şey, okulun zihnimizde güvenli bir yer olması. Biz biliyoruz ki çocuğumuz güvende ve akşama eve dönecek. Ancak son yıllarda gördüklerimizle beraber bu varsayım zedelendi. Okullarda yaşanan şiddet olayları artık sadece “Çocuklar neden kavga ediyor?” sorusuyla açıklanamayacak bir düzeyde.
Çocuklar geçmişte de okulda kavga ediyordu. Okul bahçelerinde itişmeler oluyor, ergenler birbirlerine meydan okuyordu. Öfke yeni değil, kıskançlık, reddedilme, küçük düşürülme hissi de yeni değil.Fakat bugün üzerinde durmamız gereken şey şiddetin varlığından çok, ne kadar ileri gidebildiği. Bir çocuğun diğerini itmesiyle, yere düşen çocuğa birkaç kişinin birlikte vurması aynı şey değil. Bir tartışmada söylenen ağır bir sözle, günlerce planlanan bir saldırı arasında önemli bir fark var. Şiddetin biçimi ağırlaştığında bizim de konuyu ele alış biçimimizin değişmesi gerekiyor. Burada kolayca “Çocuklar çok değişti” diyebiliriz. Değişen şeyler elbette var, çocukların yaşadığı sosyal dünya, iletişim biçimleri, dijital ortamlar, akran ilişkileri, görünür olma ve kabul edilme baskısı eskisinden çok daha farklı. Biz yetişkinler de ister istemez şu soruyu sormaya başladık: “Çocukların arasındaki çatışma ne zaman bildiğimiz sınırların dışına çıktı?”

Çocuğun Öfkesini Fark Ediyor Muyuz?
Çocuklar çatışır, arkadaşlıklar bozulur, birbirlerine kızarlar, haksızlık yaparlar; bazen özür diler, bazen de uzun süre barışmazlar. Ebeveynler olarak amacımız çocukların hayatındaki bütün çatışmayı ortadan kaldırmak değil. Asıl sorun, çatışmanın hangi noktada zarar verme isteğine dönüştüğünü fark edebilmek. Bu nedenle de erken çocukluk döneminde itibaren çocuklarımızın iyi birer gözlemcisi olup çocuğumuz öfkelendiğinde sağlıklı tepkiler vermeyi biliyor mu diye bakmamız çok değerli. Biz yetişkinler genelde olay gerçekleştikten sonra devreye giriyoruz. “Niye vurdun?”, “Niye kendini tutmadın?”, “Böyle bir şeyi nasıl yaparsın?” gibi. Oysa ebeveynler olarak bunlardan önce sormamız gereken başka sorular var: “Çocuk öfkelendiğinde ne yapacağını biliyor mu?”, “Kendini küçük düşmüş hissettiğinde buna ne tepki veriyor?”, “Bir sorun olduğunda gelip bana anlatır mı?”, “Çocuğum öfkelenmeye başladığında ilk işaretleri görebiliyor muyum?” diye düşünmemiz gerekiyor.
Anne-babaların her davranışı doğru yorumlamasını bekleyemeyiz elbette. Öğretmenlerin her çocuğun iç dünyasını görmesini, okulların her riski önceden tahmin etmesini de bekleyemeyiz. Fakat bazı değişiklikleri küçümsememek çok önemli. Tekrarlayan tehditleri “laf işte” diye geçiştirmemek, yoğun öfkeyi yalnızca disiplin problemi olarak görmemek gerekiyor. Yardım istemek bazen yetişkinler için zor olabilir. Aileler çocuklarının etiketlenmesinden korkabiliyor ve okullar olayın büyümesinden çekinebiliyor. Ancak bazı durumlarda susmanın bedeli daha ağır olabilir. Bu nedenle önemli olan, her şeyi önceden bilmek değil, bir şeyler değiştiğinde fark edecek kadar dikkatli olmak, çocuğa yakın olmak ve çocukla her daim ilişkide kalmaktır.

Anne-Babanın Görevi Dedektiflik Değil, İlişki Kurmak
Şiddet içerikli bir olay yaşandıktan sonra anne-babalara genellikle kontrol üzerinden öneriler verilir:
- Çocuğunuzun telefonuna bakın.
- Çantasını ve ceplerini kontrol edin.
- Kimlerle görüştüğünü bilin.
- Sosyal medya hesaplarını takip edin.
Bunlar, özellikle ortada açık bir risk varsa gerekli elbette ama kontrol etmek tek başına yeterli bir çözüm değil. Hatta kontrol arttıkça çocuk genellikle daha az anlatmaya ve aileden uzaklaşmaya başlar. Bu yüzden ebeveyn için en önemli konu çocuğun hayatında ne olup bittiğini yakından izlemek ve çocukla olan bitenin konuşulabildiği bir ilişki kurabilmektir. Kontrol bunun sonrasında gelir. Burada idealize edilmiş kusursuz ebeveynlikten söz etmiyorum. Çocuğun okuldan gelip “Bugün biriyle çok fena kavga ettim” dediğinde hemen nasihat vermeden önce biraz dinleyebilmekten bahsediyorum. “Boş ver” demeden önce ne olduğunu sormak, “Sen de bir şey yapmışsındır” demeden önce olayın nasıl başladığını anlamaya çalışmak çok değerli. Ve en önemlisi, çocuğun bazı karanlık cümlelerini duyabilecek kadar yanında kalabilmek. O nedenle birinci adım, çocuğu dinlemek, anlamak ve bağ kurmak, ikinci adım da kontrol sistemlerimizi devreye almak. Eğer sorun çocuk ve ebeveyn arasında çözülemeyecek bir duruma geliyorsa da mutlaka ki bir ruh sağlığı uzmanına danışmak ve destek almak gerekiyor.

Şiddet Çoğu Zaman Olay Anında Başlamaz
Aileler olarak çocuğumuzun öfkesinin ilk işaretlerinin neler olduğunu dikkatle gözlemlemek çok kritik. Bir şiddet olayına dışarıdan baktığımızda genellikle son birkaç dakikayı görürüz. Kavga çıkmıştır, kötü sözler söylenmiştir, bir çocuk saldırmıştır, diğeri yaralanmıştır. Bizler ne oldu, nasıl oldu diye anlamaya çalışırken sorunun cevabının aslında olayın yaşandığı birkaç dakikanın içinde olmadığını gözden kaçırırız. Günler öncesinde başlayan bir çatışma, uzun süredir devam eden bir dışlanmada, çocuğun tekrar tekrar anlattığı ama kimsenin önemsemediği bir aşağılanma gözümüzden kaçmış olabilir.
Çocukların davranışlarını tek bir belirti üzerinden okumak doğru olmaz fakat aileler olarak şuna dikkat edebiliriz: “Çocuğum bu sıralar öfke, kaygı, şiddet gibi belli bir duygu hakkında takıntılı ve ısrarcı şekilde konuşuyor mu?” Öfkenin geçici olmasını bekleriz, öfke gelir ve bir süre sonra da söner. Eğer ki bir çocuk aynı olayı, aynı kişiyi, aynı intikam senaryosunu tekrar tekrar anlatmaya başlıyorsa o zaman “Bunu kafana takma” demek yerine bu konuya biraz daha yakından bakmak gerekir. Çocukların söyledikleri her şeyi büyütmek kadar, bazı şeyleri sürekli küçültmek de çocuklarımızı bizden uzaklaştırıyor.
Çocuğun Öfkesini Duymak
Çocuk bazen şöyle diyebilir: “Ondan nefret ediyorum.”, “Geberse umurumda olmaz.”, “Bir gün ona göstereceğim.” Bu gibi öfke cümleleri duymak ebeveyn için kolay değildir. Çocuğumuzun çok öfkeli olduğunu gördüğümüzde ilk refleksimiz çocuğu sakinleştirmek ve susturmak olabilir. “Öyle şey söylenmez.”, “Saçmalama.”, “Abartıyorsun.”, “Buna bu kadar sinirlenilir mi?” gibi… Ancak çocuk sustuğunda duygu ortadan kalkmış olmuyor, sadece artık bizimle paylaşmıyor oluyor. Oysa yoğun öfkenin içindeki bir çocuk çoğu zaman önce sakinleşmeye değil, anlaşılmaya ihtiyaç duyuyor. Bu, davranışı onaylamak anlamına gelmiyor. Bir çocuğun öfkesini anlamaya çalışmak ile onun yaptığı şeyi kabul etmek aynı şey değil. “Buna çok kızmışsın” diyebiliriz. Ama aynı anda “Birine zarar vermek kabul edilemez” de diyebiliriz. Ebeveynliğin en zor taraflarından biri tam da bu iki şeyi aynı anda tutabilmek: duyguyu kabul ederken davranışa sınır koyabilmek.
Başka Bir Yol Mümkün
Sonuç olarak, okullardaki şiddeti anlamaya çalışırken tek bir neden veya tek bir suçlu aramamalıyız. Çocukların davranışları bir anda ortaya çıkmıyor; içinde büyüdükleri ilişkilerden, karşılaştıkları dünyadan, yaşadıkları çatışmalardan, kendilerine sunulan seçeneklerden, teknolojik değişimlerden ve daha birçok şeyden etkileniyor. Bu yüzden çocuklara didaktik biçimde yalnızca ne yapmaları ve ne yapmamaları gerektiğini söylemek yetmez. Onlarla kalıcı bağlar kurmamız, yaşadıklarını bizimle paylaşabilecekleri bir ilişki oluşturabilmemiz önemli. Öfkelendiklerinde, kırıldıklarında, dışlandıklarında, kendilerini çaresiz hissettiklerinde başka bir yolun da mümkün olduğunu yıllar içinde gösterebilmemiz gerekiyor. Bir çocuğun önünde başka bir yol olduğunu bilmesi, sandığımızdan çok daha büyük bir etkiye sahip.
Çocuklarımız için güvenli yarınlar olsun!
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

