Bir sergi açılışına gittiğimde eski bir alışkanlığım vardır: Eserlere bakmadan önce salonun köşelerine bakarım. Herkes duvarlardaki tablolara, ortadaki heykellere, kadeh tokuşturan sanatçılara bakarken ben kapının yanında elinde bir listeyle duran kişiyi, ışığın açısını son bir kez kontrol eden teknisyeni, davetiyedeki harflerin neden o kadar zarif olduğunu düşünürüm. Bir sergide gördüğümüz her şeyin arkasında, hiç görmediğimiz bir el vardır. Eserlerin hangi sırayla asılacağına karar veren, duvarın rengini seçen, müziğin ne zaman başlayacağını ayarlayan, afişin üzerindeki tek bir kelimenin yerini bir milimetre kaydıran bir el. Açılış gecesi herkes alkışlanır, o el pek alkışlanmaz. Bu yazı hem sahnenin önünde hem de arkasında durmayı bilen bir sanatçı hakkında: Laura Fuentes Álvarez.
Fuentes bu hafta İstanbul’da. Medicana Eğitim Grubu MBA Okulları’nın Cumhuriyet’in 103. yılında düzenlediği 4. Cumhuriyet Yüzyılı Uluslararası Sanat Çalıştayı’na İspanya’dan katılan iki sanatçıdan biri. Diğeri, Toledo Sanat Çemberi’nin başkanı Prof. Dr. Fernando Barredo. 24–29 Ekim tarihleri arasında Fişekhane’de toplanan çalıştayda Türkiye, İspanya, Mısır, Meksika, Slovakya, Çin, Azerbaycan, Karadağ, Ukrayna ve Belarus’tan yirmi beş sanatçı “Nutuk’tan İlhamla: Fikri Hür İzler” temasıyla bir araya geliyor. MBA Okulları’nın ortaokul ve lise öğrencileri altı gün boyunca bu sanatçılarla aynı atölyede çalışacak, sonunda da Cumhuriyet’in 103. yılına özel ortak bir sanat manifestosu yazacaklar. Eserler 29 Ekim akşamı bando ve koro eşliğinde açılacak bir sergiyle Fişekhane’de izleyiciyle buluşacak.

Burada dikkatimi çeken şu: Böyle bir çalıştayın gençlere öğreteceği şeylerden biri de sanatın yalnızca bir tuvalden ibaret olmadığı. Bir sergi, bir çalıştay, bir açılış gecesi de başlı başına bir yaratım. Bana göre Laura Fuentes, tam da bu görünmeyen yaratımın ustalarından biri. Uluslararası çalıştayları koordine eden, açık hava sergileri kuran, resimle müziği aynı akşamda buluşturan biri olarak Fişekhane’deki gençlere sanatın sahne arkasını da gösterebilir.

Toledo’dan Bir Tasarımcı
Laura Fuentes Álvarez, İspanya’nın tarihî sanat şehirlerinden Toledo’da çalışıyor. Bir zamanlar El Greco’ya yurt olmuş bu şehirde, Fernando Barredo’nun başkanlığını yürüttüğü Toledo Sanat Çemberi’nde (Círculo de Arte de Toledo) aktif projeler gerçekleştiriyor. Grafik tasarımcı, sanat yöneticisi ve kültür koordinatörü. Kendi stüdyosunda ise kişisel üretimini sürdürüyor.

Sanat anlayışı tek bir disipline sığmıyor. Onun için sanat, grafik tasarımın, kurumsal kimliğin, fotoğrafın ve mekân yerleştirmelerinin bir bütün olarak sunulduğu görsel bir hikâye anlatma süreci. Eserleri galeri duvarlarının dışına çıkarıp halkla buluşturmayı önemsiyor. Uluslararası sanat çalıştaylarının koordinasyonunda görev alıyor, açık hava heykel sergileri düzenliyor, caz performansları eşliğinde canlı sergi açılışları kurguluyor. Kendi tasarımlarında ise “yoğun duygu ve canlılığı” minimalist biçimlerle dengelemeyi hedefliyor. Kanaatimce bu dengenin sırrı bir tasarımcının en iyi bildiği şeyde, yani neyi göstermeyeceğine karar verebilmekte saklı.
Doğa, İnsan ve Bilinçaltı
Sohbete onun kişisel üretiminden girdim. Bir organizatörün, bir koordinatörün kendi tuvalinin başına geçtiğinde neyi aradığını merak ediyordum. Sordum: “Laura, eserlerinde doğa, insan ve bilinçaltı arasındaki ilişkiyi tuvalde nasıl bir imgesel kurguyla ele alıyorsun?”
İnsan figürüyle doğal biçimleri “organik bir bütünlük” içinde kurguladığını söyledi. Ardından resminin yönünü tarif etti:
“Bilinçaltının rüya benzeri sembollerini ve içsel sorgulamaları gerçeküstü bir estetikle bir araya getiriyorum. İzleyiciyi doğanın döngüsel gücü ile bireyin ruhsal derinlikleri arasında felsefi bir yolculuğa çıkarmak istiyorum.”
Meseleye buradan baktığımda bir ilginçlik görüyorum. Gündüzleri her şeyi planlayan, saatleri, listeleri, afişleri düzenleyen biri, kendi tuvalinde bilinçaltının kontrolsüz dünyasına açılıyor. Bana kalırsa bu bir çelişki değil, bir denge. Sahne arkasında her ayrıntıyı hesaplayan el, kendi atölyesinde hesabı bırakmaya ihtiyaç duyuyor. Doğanın döngüleri de bunu söylemiyor mu? Gündüzün düzeni, gecenin rüyasıyla tamamlanır.

Işığın Yumuşak Dağılımı
Toledo, El Greco’nun o fırtınalı, mistik ışığıyla resim tarihine geçmiş bir şehir. Bu yüzden ikinci sorumu ışık üzerine sordum: “Renk paletin, ışık-gölge dengen ve dokulu yüzeylerin tablolarındaki atmosferik anlatımı nasıl destekliyor?”
Tuvallerinde katmanlı boya uygulamaları ve hassas renk geçişleriyle “gizemli ve düşsel bir atmosfer” yarattığını anlattı. Işığı ise bir anlatı aracı olarak kullanıyor:
“Işığın biçimlerin üzerinde yumuşakça dağılması ve kontrollü karşıtlıklar, kompozisyondaki figürlerin ve sembolik ayrıntıların şiirsel bir derinlik kazanmasını sağlıyor.”
“Kontrollü” kelimesi bence onun iki kimliğini birleştiren köprü. Bir sergi tasarımcısı ışığın bir eseri nasıl değiştirebileceğini herkesten iyi bilir. Aynı tablo yanlış bir spot altında sönükleşir, doğru bir ışıkla canlanır. Buradan şunu çıkarıyorum: Fuentes’in tuvalindeki o yumuşak ışık, bir galeri salonunda yıllarca ışık ayarlamış birinin sabrından geliyor. El Greco’nun Toledo’sundaki ışık sert ve dramatikti. Fuentes’in ışığı ise fısıldıyor. Aynı şehrin iki farklı sesi gibi.

Bir Manifesto Olarak Tuval
Son sorumu felsefeye ayırdım. Bir hafta boyunca gençlerle birlikte bir manifesto yazacak bir sanatçıya, kendi resminin manifestosunu sormak istedim: “Geleneksel resim tekniklerini çağdaş ve kişisel bir dille buluştururken üretim sürecinin felsefi dayanakları neler?”
Resim pratiğini salt biçimsel bir arayış olarak görmüyor. Onun için resim, “varoluş, aidiyet, hafıza ve insan-doğa uyumu” gibi kavramları irdeleyen zihinsel bir süreç. Tuvaldeki öğelerin de bir amacı var:
“Tuvale aktardığım figüratif ve sembolik öğelerin, bireysel deneyimleri evrensel insani duygularla buluşturan bir sanatsal manifesto olmasını istiyorum.”
Bütün bunları yan yana koyduğumda Fuentes’in sözlerindeki “manifesto” kelimesinin Fişekhane’deki çalıştayla tesadüfi bir yankısı olmadığını düşünüyorum. Bir manifesto, kişisel olanı ortak olana dönüştürme çabasıdır. Bir sanatçı tuvalinde bunu yapar. Bir kültür koordinatörü ise bunu bir sergide, bir festivalde, bir çalıştayda yapar. Farklı insanların farklı seslerini bir araya getirip ortak bir anlam kurar. Tam da bu nedenle Fuentes, Fişekhane’de gençlerin yazacağı manifestonun nasıl bir şey olabileceğini hem bir ressam hem de bir organizatör olarak bilen ender isimlerden biri.

Sahne Arkasındaki Tasarım
29 Ekim akşamı Fişekhane’de bando susup koro şarkısını bitirdiğinde sergi kapıları açılacak. İnsanlar duvarlardaki eserlere bakacak, sanatçıları tebrik edecek, gençlerin ilk denemelerini hayranlıkla izleyecek. Ama o akşamın arkasında da görünmeyen pek çok el olacak. Eserleri asanlar, ışığı ayarlayanlar, programı düzenleyenler, gençlere altı gün boyunca sabırla yol gösterenler.

Bana göre “Fikri Hür İzler” teması, yalnızca tuvallerde değil, o görünmeyen emeklerde de yaşıyor. Hür bir fikir kendiliğinden yeşermez. Birilerinin ona alan açması, ışık tutması, sesini duyuracak bir sahne kurması gerekir.
O akşam ben yine eski alışkanlığımı sürdüreceğim. Eserlere bakmadan önce salonun köşelerine bakacağım. Belki bir köşede Toledo’dan gelen bir tasarımcı, her şeyin yolunda gidip gitmediğini sessizce kontrol ediyor olacak. Ve belki yanında, sahnenin arkasını ilk kez merak eden bir lise öğrencisi duruyor olacak.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

