DEHB Farkındalık Haftası: “Çok Zekisin Ama…” Cümlesini Duyan Kızlar
Farkındalık

DEHB Farkındalık Haftası: “Çok Zekisin Ama…” Cümlesini Duyan Kızlar

“Zeki ama dalgın.” “İstese yapar.” “Biraz daha düzenli olsa çok başarılı olacak.” Çocuklukta sıkça duyulan bu cümleler, bazı kadınların yıllar sonra öğrendiği DEHB tanısının öncesinde biriken uzun bir yanlış anlaşılma hikâyesinin parçası olabilir. DEHB Farkındalık Haftası’nda kadınların neden geç tanı aldığını, görünmeyen telafi davranışlarını ve toplumsal beklentilerin psikolojik bedelini konuşalım.

Karne günü. Öğretmenin değerlendirme bölümüne yazdığı birkaç kelime: “Çok zeki ama dikkatini toplamakta zorlanıyor.” Evde aynı cümlenin başka bir versiyonu duyuluyor: “Aklını başına versen yapamayacağın şey yok.” Bu cümlelerin ortak bir özelliği var. Önce çocuğun kapasitesini onaylıyor, ardından yaşadığı güçlüğü yeterince çaba göstermemesiyle ilişkilendiriyor. Zekâsı kabul ediliyor ama zorlanmasının nedeni araştırılmıyor.

DEHB Farkındalık Haftası: “Çok Zekisin Ama…” Cümlesini Duyan Kızlar

“Çok zekisin ama biraz daha dikkatli olsan…” Bu cümlenin devamını çocukluğum boyunca o kadar çok duydum ki bir süre sonra başkalarının söylemesine bile gerek kalmadı. Ben kendi kendime söylemeye başladım. Üstelik büyüdükçe cümlenin içindeki “ama” da büyüdü. Daha düzenli, daha dikkatli, daha disiplinli olmam gerektiğine inandım. Yıllar sonra fark ettim ki kendimi geliştirmek için gösterdiğim çabanın önemli bir kısmını, aslında neden zorlandığımı anlamadan harcamışım.

Reklam

Bu hafta DEHB Farkındalık Haftası. Kadınlarda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) neden yıllarca fark edilmediğini anlamak için belirtilerin ötesine geçmek gerekiyor. Çünkü bu görünmezlik, beynin dikkat ve yürütücü işlev sistemleri kadar, kız çocuklarının nasıl yetiştirildiğiyle, başarının nasıl ölçüldüğüyle ve kadınlardan hangi sorumlulukları üstlenmelerinin beklendiğiyle de ilişkili.

DEHB Farkındalık Haftası: “Çok Zekisin Ama…” Cümlesini Duyan Kızlar

Zeki ama dalgın: Çocuklukta duyulan cümleler nasıl iç sese dönüşüyor?

Bir çocuğa sürekli “dalgın”, “dağınık”, “fazla hassas” veya “potansiyelini kullanmıyor” dendiğinde bu ifadeler yalnızca davranışlarına ilişkin geri bildirimler olarak kalmayabilir. Zamanla çocuğun kendisini nasıl tanımladığını da etkileyebilir.

İletişim psikolojisi açısından kişinin kendilik algısı, sosyal çevresinden aldığı geri bildirimlerle etkileşim içinde gelişir. Özellikle ebeveynler ve öğretmenler gibi önemli yetişkinlerden tekrar tekrar gelen değerlendirmeler, çocuğun güçlü ve zayıf yönlerini nasıl anlamlandırdığını şekillendirebilir. DEHB belirtileri yaşayan bir kız çocuğu için bu süreç daha karmaşık hâle gelebilir. Çünkü dikkatini sürdürmekte, zamanını planlamakta veya başladığı işi tamamlamakta zorlanması, çevresi tarafından isteksizlik ya da sorumsuzluk olarak yorumlanabilir. Çocuk da zamanla yaşadığı güçlüklerin nedenlerini anlamaya çalışmak yerine kendisini daha fazla zorlaması gerektiğine inanabilir.

“Hayalperest” denilen çocuk, dikkatinin neden sürekli başka uyaranlara yöneldiğini sorgulamayabilir. “Fazla hassas” olarak tanımlanan çocuk, yoğun duygularıyla baş etmekte neden zorlandığını anlamadan büyüyebilir. “Biraz daha düzenli olsan” cümlesini sıkça duyan çocuk ise organizasyon güçlüğünü kişisel bir kusur olarak benimseyebilir. Elbette bu özelliklerin hiçbiri tek başına DEHB belirtisi veya tanı ölçütü değildir. Ancak çocukluk boyunca tekrar eden olumsuz geri bildirimler, bazı bireylerde öz eleştiri ve yetersizlik duygularını güçlendirebilir.

Burada dikkat çekici olan, çocuğun yaşadığı güçlükten çok, o güçlüğe verilen toplumsal anlamdır.

Zeki ama dalgın: Çocuklukta duyulan cümleler nasıl iç sese dönüşüyor?

Uslu kız çocuklarının görünmeyen mücadelesi

DEHB denildiğinde uzun yıllar boyunca akla ilk gelen görüntü, sınıfta yerinde duramayan, sürekli söz kesen ve hareketliliğiyle dikkat çeken bir çocuk oldu. Oysa DEHB’nin dikkatsizliğin ön planda olduğu görünümünde belirtiler daha az dışa vurulabilir. Bir kız çocuğu ders sırasında sessizce otururken zihni başka düşüncelerle meşgul olabilir. Öğretmeninin anlattıklarını takip etmekte zorlanmasına rağmen sınıf düzenini bozmadığı için dikkat çekmeyebilir. Ödevlerini tamamlamak için arkadaşlarından daha fazla zaman harcayabilir ancak sonuçta görevlerini yerine getirdiği için başarılı kabul edilebilir.

Bu görünmezliği artırabilen etkenlerden biri de toplumsal cinsiyet beklentileri. Kız çocuklarından sıklıkla uyumlu, düzenli, sabırlı ve sorumluluk sahibi olmaları bekleniyor. Bu beklentiler, bazı çocukların yaşadıkları güçlükleri dışa vurmak yerine telafi etmeye yönelmelerine katkıda bulunabiliyor. Örneğin unutkanlığını gizlemek için sürekli kontrol etmek, hata yapmamak için aşırı hazırlanmak, ödevlerini yetiştirmek adına uykusundan vazgeçmek veya kimseyi hayal kırıklığına uğratmamak için kendi sınırlarını zorlamak zamanla öğrenilmiş davranışlara dönüşebiliyor.

Nereden mi biliyorum? Kendimden elbette. Bir işi unutmayayım diye defalarca kontrol etmenin, kimse eksik bulmasın diye gereğinden fazla hazırlanmanın ve bütün bunları yaparken dışarıdan son derece düzenli görünmenin nasıl bir şey olduğunu biliyorum. İşin ilginç tarafı, uzun yıllar bu davranışları yalnızca sorumluluk sahibi kişiliğimin bir parçası sandım. Oysa bazen insanın en güçlü görünen alışkanlıkları, en çok zorlandığı alanları saklamak için geliştirdiği yöntemler olabiliyor. Psikoloji literatüründe telafi stratejileri olarak ele alınan bu yöntemler, kişinin gündelik işlevselliğini destekleyebilir. Ancak aynı zamanda belirtilerin çevre tarafından fark edilmesini zorlaştırabilir.

Dışarıdan bakıldığında sorumluluk sahibi ve başarılı bir öğrenci görülürken içeride bu performansı sürdürebilmek için yoğun bir zihinsel çaba harcanıyor olabilir.

Uslu kız çocuklarının görünmeyen mücadelesi

Başarılı olmak, zorlanmamak anlamına gelmiyor

Bir öğrencinin yüksek notlar alması, zaman yönetimi, planlama veya dikkat düzenleme alanlarında güçlük yaşamadığını göstermez. Aynı sınavdan yüksek not alan iki öğrenciyi düşünelim. Biri birkaç gün çalışarak hazırlanmış olabilir. Diğeri ise haftalar boyunca dikkatini toplamakta zorlanmış, defalarca çalışma programı hazırlamış, konular arasında gidip gelmiş ve ancak son gün oluşan aciliyet duygusuyla çalışmasını tamamlayabilmiş olabilir.

Sonuç aynı olsa da bu sonuca ulaşmak için harcanan bilişsel emek oldukça farklıdır. DEHB’de yürütücü işlevler olarak adlandırılan planlama, önceliklendirme, çalışan bellek, davranışı başlatma ve sürdürme gibi süreçlerde güçlükler görülebilir. Ancak bireyin bilişsel kapasitesi, çevresel desteği ve geliştirdiği stratejiler bu güçlüklerin günlük yaşamdaki görünümünü değiştirebilir.

Ben de yıllarca başarılarımı, yaşadığım güçlüklerin gerçek olamayacağına ilişkin bir kanıt gibi değerlendirdim. Bir alanda bu kadar iyi performans gösterebiliyorsam başka bir alanda neden zorlanıyordum? Bu sorunun yanıtını bulamadığım zamanlarda kendime daha fazla yüklenmekten başka bir yöntem bilmiyordum. Özellikle akademik açıdan başarılı kız çocuklarında bu durum tanınmayı geciktirebilir. Çünkü başarı, çoğu zaman herhangi bir güçlük yaşanmadığına ilişkin güçlü bir işaret olarak yorumlanır. Oysa bir kişinin ne kadar başarılı olduğunu bilmek, o başarıya ulaşmak için ne kadar zorlandığını bilmek anlamına gelmez.

Kadınlarda DEHB neden geç tanınıyor? Bilimsel araştırmalar ne söylüyor?

Kadınlarda DEHB’nin geç tanınması, son yıllarda bilimsel araştırmalarda daha fazla ele alınan bir konu. DEHB hakkındaki klinik bilgi birikimi tarihsel olarak erkek çocukların ağırlıkta olduğu araştırma örneklemlerinden beslendi. Bu durum, DEHB’nin özellikle dışa vuran hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileriyle ilişkilendirilmesine katkıda bulundu. Cardiff Üniversitesi’nden Joanna Martin’in 2024 yılında The Lancet Psychiatry dergisinde yayımlanan çalışması, kız çocuklarının erkek çocuklara kıyasla neden daha az DEHB tanısı aldığını biyolojik, tanısal ve sosyokültürel etkenler üzerinden değerlendiriyor. Araştırma, cinsiyetler arasındaki tanı farklılıklarının tek bir nedene indirgenemeyeceğini ortaya koyuyor. DEHB’nin görülme sıklığındaki farklılıklar, belirtilerin görünümü, yardım arama davranışları ve klinik değerlendirme süreçleri birlikte ele alınmalı.

2020 yılında BMC Psychiatry dergisinde yayımlanan, Susan Young ve çalışma arkadaşlarının hazırladığı uzman uzlaşı raporu da kız çocuklarında ve kadınlarda DEHB’nin tanınmasını zorlaştırabilen etkenlere dikkat çekiyor. Bunlar arasında belirtilerin daha az dışa vurulması, telafi stratejileri ve eşlik eden psikiyatrik durumlar bulunuyor. Özellikle yetişkin kadınlarda depresyon ve anksiyete belirtileri DEHB değerlendirmesini karmaşıklaştırabiliyor. Dikkatini toplamakta zorlanan, sürekli zihinsel yorgunluk yaşayan ve sorumluluklarını yerine getiremediği için yoğun kaygı hisseden bir kadın öncelikle depresyon veya anksiyete açısından değerlendirilebilir. Bu tanılar yanlış olmak zorunda değil; DEHB bu durumlarla birlikte görülebilir. Ancak belirtilerin çocukluktan itibaren nasıl geliştiği, farklı yaşam alanlarında nasıl ortaya çıktığı ve kişinin güçlüklerini hangi yöntemlerle telafi ettiği yeterince araştırılmazsa DEHB olasılığı gözden kaçabilir. Bu nedenle kadınlarda DEHB değerlendirmesi, yalnızca mevcut belirtilere odaklanmak yerine gelişimsel öyküyü ve günlük işlevselliği de kapsamalı.

Kadınlarda DEHB neden geç tanınıyor? Bilimsel araştırmalar ne söylüyor?

Yetişkinlikte görünmeyen liste: Kadınların zihinsel yükü

Çocuklukta dikkatini toplamak, ödevlerini yetiştirmek veya eşyalarını kaybetmemek için geliştirilen telafi yöntemleri, yetişkinlikte çok daha karmaşık sorumluluklarla karşılaşıyor. Bir evin ihtiyaçlarını hatırlamak, randevuları takip etmek, özel günleri unutmamak, işleri planlamak, ilişkilerdeki duygusal gerilimleri yönetmek… Bunları art arda yazınca bile insan yoruluyor. Bir de hepsini aynı anda zihninde taşımaya çalışan kadınları düşünün.

Benim için bu yükün en yorucu taraflarından biri, yapılacak işlerin kendisinden çok, onları sürekli hatırlamak zorunda hissetmekti. Bir görevi tamamlasam bile zihnimde sıradaki üç görev çoktan yerini almış oluyordu. Dinlenirken bile bir şeyleri unutmuş olabileceğim düşüncesiyle meşgul olmak, zamanla fark etmediğim bir çalışma biçimine dönüşmüştü.

Sosyolog Allison Daminger, 2019 yılında yayımlanan The Cognitive Dimension of Household Labor başlıklı çalışmasında ev içi emeğin bilişsel boyutunu inceliyor. İhtiyaçları öngörmek, seçenekleri belirlemek, karar vermek ve sonuçları takip etmek, görünmeyen zihinsel emeğin temel süreçleri arasında yer alıyor. Arlie Russell Hochschild’in duygusal emek kavramı ise insanların duygularını toplumsal ve kurumsal beklentilere göre düzenlemek için harcadıkları çabayı anlamamıza yardımcı oluyor. DEHB açısından bu iki kavramsal çerçeve önemli. Çünkü planlama, önceliklendirme, çalışan bellek ve görevler arasında geçiş yapabilme, DEHB’de zorlanılabilen yürütücü işlevlerle ilişkili.

Bir kadından çevresindeki herkesin ihtiyaçlarını hatırlaması, hiçbir ayrıntıyı kaçırmaması ve bütün sorumlulukları aynı anda yönetmesi beklendiğinde, zaten zorlandığı bilişsel süreçlere daha fazla yük binebiliyor. Ardından yaşanan güçlükler kolayca kişiselleştiriliyor. Unutulan randevu sorumsuzluk, dağınık ev beceriksizlik, yetiştirilemeyen iş disiplinsizlik olarak yorumlanabiliyor. Kadın da sorumlulukların adil biçimde dağıtılıp dağıtılmadığını sorgulamak yerine kendisini daha iyi organize etmenin yollarını aramaya başlayabiliyor. Böylece toplumsal olarak eşitsiz dağıtılmış bir sorumluluk, bireysel bir yetersizlik duygusuna dönüşebiliyor.

Sosyal medyada herkes DEHB mi? Farkındalık ile öz tanı arasındaki sınır

Son yıllarda sosyal medya, yetişkin kadınların DEHB deneyimlerini daha görünür hâle getirdi. Özellikle daha önce kişisel başarısızlık olarak yorumladıkları bazı güçlüklerin başkaları tarafından da yaşandığını görmek, birçok kadının profesyonel değerlendirme arayışına girmesinde etkili olabiliyor.

Sosyal medyada DEHB hakkında konuşulmasını önemli buluyorum. Çünkü yıllarca adını koyamadığı deneyimleri başkalarının anlattıklarında tanıyan kadınlar var. Ancak bir başka tehlikeyi de göz ardı etmemek gerekiyor: Her unutkanlığı, her ertelemeyi veya her duygusal dalgalanmayı DEHB ile açıklamaya başladığımızda, anlamaya çalıştığımız durumun klinik sınırlarını belirsizleştiriyoruz. Bunu hem kendi deneyimini yaşayan biri hem de psikoloji bilimleri alanında çalışan biri olarak önemsiyorum. Kişisel deneyim bir konuyu anlamak için değerli bir başlangıç olabilir; ancak tek başına bilimsel kanıt oluşturmaz. Yaşadıklarımızı anlamlandırırken kendimize göstereceğimiz özeni, kullandığımız bilgilerin doğruluğuna da göstermemiz gerekiyor.

Kronik stres, uyku bozuklukları, depresyon, travma sonrası belirtiler ve başka sağlık sorunları da dikkat süreçlerini etkileyebilir. DEHB tanısı için belirtilerin gelişimsel geçmişi, sürekliliği, farklı ortamlardaki görünümü ve günlük işlevsellik üzerindeki etkisi kapsamlı biçimde değerlendirilmeli.

Kadınlarda DEHB’nin geçmişte yeterince tanınmamış olması, bugün her dikkat güçlüğünün DEHB ile açıklanmasını haklı çıkarmaz. Bilimsel farkındalık, hem geçmişte gözden kaçırılan kadınların deneyimlerini ciddiye almayı hem de günümüzdeki aşırı genelleme riskine karşı dikkatli olmayı gerektiriyor.

DEHB olasılığını düşünüyorsanız nereden başlamalısınız?

Çocukluğunuzdan beri dikkat, organizasyon, zaman yönetimi veya görevleri tamamlama konusunda zorlandığınızı düşünüyorsanız, bu deneyimlerinizi daha sistemli biçimde gözlemlemek yararlı olabilir. Öncelikle güçlüklerin ne zamandan beri yaşandığını, hangi ortamlarda ortaya çıktığını ve günlük hayatınızı nasıl etkilediğini değerlendirebilirsiniz. Çocukluk dönemindeki okul karneleri, öğretmen yorumları veya aile üyelerinin hatırladığı davranışlar gelişimsel öykünüzü anlamanıza yardımcı olabilir. Ayrıca gündelik yaşamda hangi görevlerde zorlandığınızı, hangi stratejilerin işe yaradığını ve hangi koşullarda güçlüklerin arttığını not etmek de profesyonel değerlendirme sürecini destekleyebilir.

DEHB olasılığı konusunda sorularınız varsa bir psikiyatri uzmanına başvurarak kapsamlı değerlendirme talep edebilirsiniz. Sosyal medya içerikleri ve çevrim içi tarama testleri farkındalık sağlayabilir ancak tek başına tanı koydurmaz.

Çok zekisin ama cümlesinden sonra ne söylemeliyiz?

Bugün geriye dönüp baktığımda çocukluğum boyunca duyduğum bazı cümleleri başka türlü değerlendirebiliyorum. “Çok zekisin ama…” diye başlayan o cümlelerin devamını yıllarca kendim tamamladım. Daha dikkatli olmalıydım, daha düzenli çalışmalıydım, daha az unutmalıydım. Sanki yeterince uğraşırsam zihnim de bir gün herkesinki gibi çalışacaktı. Şimdi biliyorum ki o yıllarda ihtiyacım olan şeylerden biri, neden zorlandığımın daha dikkatli araştırılmasıymış.

DEHB Farkındalık Haftası’nda özellikle bunu konuşmak istiyorum. Bir kız çocuğunun iyi notlar alması, kimseyi rahatsız etmemesi veya sorumluluklarını yerine getirmesi, yaşadığı güçlüklerin olmadığı anlamına gelmiyor. Belki de “Çok zekisin ama…” diye başlayan cümlelerin devamını değiştirmemizin zamanı gelmiştir.

“Çok zekisin ama neden daha dikkatli olmuyorsun?” yerine “Dikkatini toplamakta zorlandığında sana ne yardımcı olabilir?” diye sormayı öğrenebiliriz. “İstesen yaparsın” demek yerine, bir işi yapabilmek için ne kadar çaba harcandığını anlamaya çalışabiliriz.

Çünkü bazı kız çocukları gerçekten her şeyi hallediyor. Fakat kimse onlara bütün bunları hallederken nasıl hissettiklerini sormuyor.

Editör notu: Daminger ve Hochschild’in çalışmaları doğrudan DEHB araştırmaları olarak sunulmamış, kadınların gündelik yaşamındaki zihinsel ve duygusal emeği açıklamak için sosyolojik çerçeve olarak kullanılmıştır. Klinik değerlendirmeler ise DEHB üzerine yayımlanmış bilimsel araştırmalara dayanmaktadır.

Kaynakça

  1. Martin, J. (2024). Why are females less likely to be diagnosed with ADHD in childhood than males? The Lancet Psychiatry, 11(4), 303–310. https://doi.org/10.1016/S2215-0366(24)00010-5
  2. Young, S. ve ark. (2020). Females with ADHD: An expert consensus statement taking a lifespan approach providing guidance for the identification and treatment of attention-deficit/hyperactivity disorder in girls and women. BMC Psychiatry, 20, 404. https://doi.org/10.1186/s12888-020-02707-9
  3. Daminger, A. (2019). The Cognitive Dimension of Household Labor. American Sociological Review, 84(4), 609–633.
  4. Hochschild, A. R. (1983). The Managed Heart: Commercialization of Human Feeling. University of California Press.

©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Reklam
Aslı Yirsutimur
Aslı Yirsutimur, iletişim, yazarlık ve içerik stratejisi alanlarında çalışan bir içerik editörü ve yazardır. Kişisel gelişim, psikoloji, kültür ve dijital dönüşüm ekseninde; yüzeysel motivasyon dilinin ötesine geçen, düşünsel derinliği olan metinler üretir. Yazılarında bireysel deneyim ile toplumsal bağlamı birlikte ele alır; çağdaş insanın duygusal, zihinsel ve iletişimsel meselelerini eleştirel bir perspektifle inceler. Dijital içerik üretimi, editoryal kurgu ve anlatı dili üzerine çalışmakta; farklı mecralar için nitelikli ve sürdürülebilir içerik modelleri geliştirmektedir.