Ağzına kadar dolu bir dolabın önünde durup “Bugün giyecek hiçbir şeyim yok!” dediğiniz oluyor mu? Cevabınız evetse, yalnız değilsiniz. Dolaplarımız tıka basa dolu ama çoğu sabah içinden giyecek bir şey çıkaramıyoruz. Her sezon yeni parçalar alıyor, birkaç kez giydiklerimizi bir kenara kaldırıyor, hiç giymediklerimizi ise elden çıkarmaya kıyamıyoruz. Sonra da yeniden alışverişe çıkıyoruz. Peki, gerçekten bu kadar çok kıyafete ihtiyacımız var mı?
Son yıllarda moda dünyasında yeniden konuşulmaya başlanan investment piece kavramı tam da bu soruyu gündeme getiriyor. Türkçeye “yatırım parçası” diye çevirebileceğimiz bu yaklaşım, gardırobu sürekli yeni kıyafetlerle doldurmak yerine yıllarca severek kullanacağımız parçalara yer açmayı öneriyor.
Aslında fikir oldukça basit: daha az satın almak, aldığımızı daha uzun süre kullanmak ve alışveriş yaparken biraz daha düşünmek.

Bir Kıyafetin Gerçek Değeri Nedir?
Hepimizin dolabında yıllardır vazgeçemediği parçalar vardır: iyi kesimli siyah bir blazer, üzerimize tam oturan bir jean, ömürlük bir vintage çanta ya da her kış ilk elimizin gittiği bir palto. Trendler değişse de bu parçalar hep bizimledir. İşte yatırım parçası dediğimiz şey tam olarak bu.
Burada belirleyici olan fiyat etiketi değil, o kıyafetin hayatımızdaki yeri. Çünkü yüksek fiyat her zaman yüksek kalite anlamına gelmiyor. Bazen yalnızca markanın adına, bazen de o sezonun popülerliğine para ödüyoruz. Öte yandan uygun fiyatlı bir parça da doğru kumaşı, iyi işçiliği ve zamansız kesimiyle yıllarca kullanılabilir.
Dolayısıyla kaliteli alışveriş yapmak, pahalı mağazalardan alışveriş yapmakla aynı şey değil. Kumaşın dokusuna, dikişlere, kesime, bakım koşullarına ve en önemlisi parçanın yaşam tarzımıza ne kadar uyduğuna bakmak gerekiyor.

Cost Per Wear: Bir Kıyafeti Kaç Kez Giyiyoruz?
Moda dünyasında sıkça kullanılan cost per wear, yani kullanım başına maliyet kavramı, alışveriş alışkanlıklarımızı yeniden düşünmek için oldukça kullanışlı bir yöntem.
Örneğin 2.000 TL’ye aldığımız bir elbiseyi yalnızca iki kez giydiğimizi düşünelim: Her kullanım bize 1.000 TL’ye mal olmuş olur. Buna karşılık 8.000 TL’ye aldığımız ve dört yıl boyunca 100 kez giydiğimiz bir ceketin kullanım başına maliyeti yalnızca 80 TL’dir.
Elbette kıyafetlerin bakım ve onarım masrafları da var. Ancak bu basit hesap bile bir ürünün gerçek değerini yalnızca satın alırken ödediğimiz paranın belirlemediğini gösteriyor. Bir şeyi indirimde olduğu için almakla gerçekten ihtiyacımız olduğu için almak arasında büyük fark var. Yüzde 50 indirimle alıp hiç giymediğimiz bir kıyafet, bazen yaptığımız en gereksiz harcamaya dönüşebiliyor.

Kapsül Gardırop: Az Parçayla Çok Kombin
Investment piece yaklaşımı, son yıllarda giderek daha çok ilgi gören kapsül gardırop fikriyle de örtüşüyor.
Birbiriyle kolayca kombinlenebilen, günlük hayatımıza uyum sağlayan ve farklı ortamlarda kullanılabilen parçalardan oluşan bir gardırop düşünün: iyi kesimli bir pantolon, beyaz bir gömlek, sade bir triko, üzerimize yakışan bir ceket ve rahat bir ayakkabı… Bu birkaç parçayla onlarca kombin yapmak mümkün. Üstelik her sabah ne giyeceğimizi düşünerek uzun uzun vakit kaybetmemize de gerek kalmıyor.

Ancak herkesin aynı beyaz gömleğe, aynı bej trençkota ya da aynı siyah çantaya sahip olması gerektiğine dair bir kural yok. Bir başkası için vazgeçilmez olan parça, bizim dolabımızda yıllarca etiketiyle bekleyebilir. İyi bir gardırop kişisel zevkimizi ve yaşam biçimimizi yansıtmalı. Çok yürüyen biri için kaliteli ve rahat bir ayakkabı, sık sık davetlere katılan biri içinse iyi kesimli bir elbise çok daha anlamlı bir yatırım olabilir.
Alışveriş Yaparken Biraz Daha Düşünmek
Sosyal medya, trendler ve sürekli karşımıza çıkan yeni koleksiyonlar alışveriş isteğimizi hep canlı tutuyor. Daha geçen ay hayran kaldığımız bir parçanın yerini bugün bambaşka bir şey alabiliyor. Bu hızlı döngünün içinde bazen neyi sevdiğimizin, neye ihtiyacımız olduğunun farkına bile varamıyoruz.
Oysa satın almadan önce kendimize birkaç basit soru sorabiliriz:
- Bunu gerçekten giyecek miyim?
- Dolabımdaki hangi parçalarla kombinleyebilirim?
- Gelecek yıl da sevecek miyim?
- Yoksa yalnızca şu an çok popüler olduğu için mi istiyorum?
Bütün bunlar modadan vazgeçmek anlamına gelmiyor. Elbette trendleri takip edebilir, yeni şeyler deneyebilir, sırf çok beğendiğimiz için bir kıyafet satın alabiliriz. Moda aynı zamanda eğlenmenin, kendimizi ifade etmenin ve zaman zaman değişmenin de bir yolu.
Önemli olan, alışverişin otomatik bir alışkanlığa dönüşmemesi. Belki de artık dolabımızda kaç parça olduğuna değil, o parçaları ne kadar sevdiğimize ve ne kadar kullandığımıza bakmanın zamanı geldi. Çünkü yıllar önce aldığımız ve bugün hâlâ keyifle giydiğimiz bir ceket, bazen son sezonun en gözde parçasından çok daha değerli olabiliyor. Belki de iyi alışverişin sırrı, gördüğümüz her şeyi satın almak yerine gerçekten seveceğimiz parçayı bulana kadar bekleyebilmekte saklı.
Biraz tüketim detoksuna var mısınız? Üstelik bu yolculuk, gerçek tarzımızı keşfetmemize de yardımcı olabilir.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

