Jüpiter der ki, şükür her kapıyı açan tek anahtardır

Şansın imparatoru, mutluluğun sihirbazı, bereket ve iyilik gezegeni Jüpiter… Bu kadar mı? Onun da gölgeleri yok mu? Şansımızı, bereketimizi artırmak için bize de biraz iş düşmüyor mu? Ya ülkemizin şans gezegeni nerede ne yapıyor?Jüpiter’in kitabını yazan Astrolog Olgu Ilgın anlattı. 

Sen daha önce “Küs müyüz Tanrım?” adıyla bir kitap yazdın ve Satürn’den bahsettin. Şimdi de Tanrıya teşekkür ederek Jüpiter’den bahsediyorsun. Satürn sınav, Jüpiter ödül mü yoksa?

Satürn de ödül verir, eğer onun sınavlarından başarıyla geçersek. Diğer yandan Jüpiter’in de büyük sınavları vardır. Her iki gezegen de aslında hem sınav yapar hem de ödül verir. Doğaları farklıdır. “Allah alır dener, verir dener “ sözündeki “alır, dener” daha çok Satürn sınavlarını, “verir, dener” ise Jüpiter sınavlarını anlatır. 

Jüpiter’in mitolojide Zeus’a denk düştüğünü okudum kitabında… Astroloji ve mitolojinin bağlantısını bize biraz anlatır mısın? 

M.S 250 yıllarında bilgin Berossus ve astrologlar, Yunanistan’da Kos adasında ilk astroloji okulunu kurmuşlar. Bugün Zodyak olarak bildiğimiz çembere o zamanlar Hayvanlar Çarkı deniliyormuş. Yunan ve Roma Uygarlıkları’nın çalışmalarıyla astroloji şimdiki formuna kavuşmuş, yayılmış ve daha çok bilinir hale gelmiş. Tabii astroloji Yunanistan’da ilk şekillenmeye başladığı zamanlarda Zodyak‘ı yönetenler gezegenler değil, Olimpos’un mitolojik tanrı ve tanrıçalarıymış. Bu yüzden mitoloji ve astroloji birbiriyle çok yakından ilişkili. Her gezegeni açıklayan ya da ona ismini vermiş bir mitolojik kahraman mevcut. Mitolojiyi incelediğinizde bu kahramanın, o gezegenle aynı özellikleri taşıdığını ve o gezegenin yöneticisi olduğu, burcun özelliklerinin de buradan ileri geldiği görülüyor. Aslında gezegenlerin astronomik bilgileriyle astrolojik özellikleri de son derece paralel gidiyor. Mağarada yaşayan en iptidai insandan, atom devrinin en mütekamil insanına gelinceye kadar “insanlık” hiçbir zaman Tanrısız kalmamış ve yaşamamıştır. Eski Yunanlıların inandıkları tanrı, tanrıça ve kahramanların hayat ve maceralarından bahseden Mitoloji, insanoğlunun kendisini yaratan Tanrısını arama konusunda yüzyıllar boyunca ne hayaller kurduğunu, ne gayretler sarf ettiğini anlatıyor. 

Hadi bize biraz Jüpiter’den bahset. Mitolojiye göre hangi hikâyenin simgesi Jüpiter? Bize ne diyor, hangi hediyeleri sunuyor ve gölgesinde neler var?

Jüpiter nam-ı diğer Zeus… Olympos dağının Tanrılar tanrısı unvanı.  Rhea ve Kronos’un oğludur.  Zeus (Jüpiter), annesi Rhea’nın babası Kronos’a (Satürn) söylediği yalan sayesinde hayatta kalmıştır. Rhea, Kronos’a “ taş doğurdum “ deyip onu Girit’e kaçırarak hayatını kurtarmıştır. Kronos’un başlattığı Titanlar devri, Zeus’un Titanları yenerek onları Tartaros’a hapsetmesiyle son bulur. 

Bir devir biter ve yerine Olympos Tanrıları ve Zeus’un devri başlar. Babası Kronos’un içindeki kötülüğe yenilerek kendi çocuklarını yutmasına dayanamayan Zeus, ondan daha güçlü olan babasını tahttan indirmeyi başarmış ve Olympos Dağının Tanrılar Tanrısı olmuştur. 

Bu Mitolojik hikayede, Kronos’un (Satürn), çocuklarını yutması, zamanın her şeyi yutan yıkıcılığını anlatırken, Zeus’un daha güçlü olan babasını yenmesi ve tahtta geçmesi ise, içinizdeki iyiyi ve güzeli büyüttüğünüzde,  inancınızı yükselttiğinizde, zamanı iyi kullanarak sabrettiğinizde zirveye ulaşılabileceğini anlatır. 

Zeus tahtta geçtikten sonra eşi Hera (Juno) ile Olympos Dağı’nı yönetir. Ona Tanrıların ve insanların babası denir. Göklerin, şimşeklerin, gök gürültülerinin, hukuk, düzen ve adaletin tanrısıdır. Tahtta geçtikten sonra, her tanrının bireysel görevini gerçekleştirmesini sağlar ve görev dağılımı yapar. Babası Kronos gibi tek başına değil, birlikten güç doğar ilkesini benimser. Babası Kronos’un yuttuğu kardeşlerini onun karnından çıkararak; onlara görevlerini verir. Kardeşlerinden Poseidon (Neptün)’u denizlerin tanrısı, Hades (Plüton)’i yer altı tanrısı olarak görevlendirir. Çok bilge, merhametli, adil ve ihtiyatlıdır. Olympos’ta karısı Hera dahil, onun vereceği kararları hiç kimse önceden tahmin edemez. Ne zaman ne yapacağı belli olmaz. Öngörülemeyen tanrı olarak da bir unvanı vardır. Şimşekleri ve gök gürültülerini temsil etmesinin altında, öfkeli bir tanrı olması yatar. Sinirlendiğinde şimşekler çakar ve gök gürültüleri yükselir. Kuvvetli fırtınalar Zeus’un öfkesinin yansımasıdır. Onun öfkesi yakıcı, cezası ise serttir. En şiddetli cezalarını, sözünde durmayan, sözünü tutmayan ve yalan söyleyenler için verir. Zeus’un en dayamadığı şey, budur ve bunun affı yoktur. Yanından ayırmadığı ve gücüne inandığı kutsal hayvanı ise, altın kartalıdır. 

Bu kadar özellik, sahip olduğu iktidar ve güç, onun kibrini beslemiştir haliyle. Makamından aldığı ihtişamla, insan veya tanrı hiç fark etmeksizin birçok kadının peşinden koşar. Bu pek çapkınlık değildir. Çünkü tanrısal özellikleri ve doğa üstü güçlere sahip olması onu bu aşamaya getirir. En azından Zeus için bu böyledir. O tanrıdır ve üremelidir. O buradan bakar. Ancak insan gözüyle baktığımızda onun bu yaptığı düpedüz çapkınlıktır. Ve sahip olduğu en büyük gölge ise kibirdir. O mitolojideki gelmiş geçmiş en büyük tanrıdır.

Jüpiter’in şükür ve teşekkür frekansı ile bağlantısı nedir? Kitabın adı neden böyle?

Jüpiter frekansı 100’dür. Yani en yüksek frekanstır. Çünkü temsil ettiği tanrılık makamı gereği, daima iyilik, neşe, şans ve fırsatları beraberinde getirmesi gereği yüksek frekansa sahiptir. Jüpiter’in bu etkilerinden yararlanmak için, onunla eşdeğer bir frekansta olmamız gerekir. Yani bizim de frekansımızın 100 olması gerekir. Şükür, teşekkür ve minnet duyguları da yüksek frekansa sahiptir. Bu kelimeleri ne kadar çok kullanırsak, bu duygularla ne kadar dolup taşarsak, otomatik olarak Jüpiter frekansına uyumlu bir hale geliriz. Jüpiter tanrısal olandır. Ve ilahi olanın bizlerden beklediği en büyük şey, şükür ve teşekkürdür. 

Gezegenlerin bir evde bulunması ile bir burçta bulunması ayrı ayrı neyi ifade ediyor? Bunu bilmek bize ne kazandırır?

Haritalarımızda her ev, yaşamımızdaki bir alanı temsil eder. Her burcun da farklı özellikleri vardır. Nerede sorumuzun cevabı, evdir. Nasıl sorumuzun cevabı ise, burçtur. Jüpiter’den yola çıkarsak, kişinin Jüpiter’inin hangi evde olduğunu bilmesi, yaşamda en şanslı olduğu alanı, en çok korunduğu alanı bilmesini, hangi burçta olduğunu bilmesi o şans ve fırsatlardan nasıl yararlanacağını ve neler yapması gerektiğini anlatır. Bu durumda kişi, şansını artırmak için nerelerde bulunması gerektiğini, ne yapması veya yapmaması gerektiğini bilecek. Ve bilmek her zaman güç kazandırır. Yaşamını güçlü bir şekilde yönetebilecektir. 

 Jüpiter en çok hangi evleri seviyor? Hangi evlerde daha dikkatli olmak lazım?

Jüpiter Yay ve Balık burcunun yöneticisidir. Yengeç burcunda yücelir. Bu durumda bu burçlarda rahattır. Evlere gelince, ateş evlerinde yani 1 ,5 ve 9 evleri sever. 12 ve 4 evi sever. Aslında her evde dikkatli olmak lazım. Çünkü sevdiği evde de sevmediği evde de gölgesini çıkarır. Sevdiği evde ve burçta, kişi daha rahat eder çok çaba göstermeden bazı fırsatları kolaylıkla elde eder. Sevmediği ve düşük olduğu burçta kişi, çaba göstermeli, gölge taraflarının daha çok ortaya çıkacağının farkında olmalıdır. 

Transit ne demek? Jüpiter transitlerini nasıl takip edebiliriz? Bize nasıl etkileri olur?

Transit; ziyaret demek. Ziyaret kalıcı olmayan uğrayıp biraz konaklayıp gitmek demek. Jüpiter transiti dediğimizde, Jüpiter’in o burçta kalıcı olmadığını, belirli bir süre konaklayıp diğer burca geçeceğini anlamalıyız. Her yıl bir burçta kalır. Yılda bir kez burç değiştirir. 12 burcun turunu 12 yılda tamamlar. Her 12 yılda bir başladığı noktaya gelir. Jüpiter transitlerinde önce yoğun bir tembellik ve miskinlik hissedebiliriz. Rehavet ve rahatlık da denebilir. Bu gölgesidir. Hangi evimizden transit yapıyorsa, o evin konusuyla ilgili, neşe, umut, pozitif bir bakış açısı iyicil duygular içinde oluruz. O alana adeta bir umut doğar. Ancak iyi etkilerinden önce gölge etkilerini de aldığımızdan Jüpiter frekansına uyumlanmak için o evin konularıyla ilgili daima şükür ve teşekkür ederek Jüpiter’in gücünü artırmalıyız. Jüpiter hareketi sever. Hareket eşittir bereket. Yani Jüpiter transitlerinde daha çok hareket, daha çok şükür ve teşekkür etmeliyiz.

 Ya haritamda Jüpiter retro ise? 

Hangi gezegen olursa olsun, Retro demek, içine dön demektir. Jüpiter aynı zamanda inançlarımız olduğundan, Retro Jüpiter kişilerinin kendine inançları düşüktür. Onlar daha önceki yaşamlarında aşırı egoya hizmet edip, kibir enerjisini büyüttükleri için, bu yaşama enkarne olurken Retro olarak gelmişlerdir. Dolayısıyla, bu kişilerin önce kendilerine inanmaları gerekir. Kendinizi şanssız görebilirsiniz. Bu durum “şansımı ben yaratırım” cümlesiyle muhatap eder sizi. Ve tırnaklarınızla kazırsınız adeta hayatı. Dipte kuruntu ve endişe duyguları hakimdir. Değişik bir inanç ve felsefe tarzınız vardır. Etik değerleriniz diğerlerinden farklıdır. Özetle, kendine has birisidir onlar. Yaşamın ikinci yarısı ödül gibidir. Geç gelen şans, geç gelen fırsat, geç yapılan evlilik, geç gelen ün, geç gelen zenginlik gibi. Aslında her şey zamanındadır. Kişi yaşamın ilk yarısında içine dönerek kendi Jüpiter’iyle tanışır. Yaşamın ikinci yarısında da inançlar ve bağlar kuvvetlenir. 

Jüpiter esmaları, taşları, ritüelleri, kokuları, çiçeklerinden bahsetmişsin. Bunlar nasıl bir bütünlük oluşturuyor? Aynı frekanslardan mı bahsediyorsun? 

Bunların hepsi de, Jüpiter frekansına çıkmayı, yükselmeyi kolaylaştıran destek üniteleri aslında. Yaşadığımız ortamların da bir enerjisi var. Kendi frekansımızı yükseltirken, yaşadığımız mekanların da bu ritüellerle frekansını temizleyerek yükseltebiliriz. 

Ülkemiz açısından Jüpiter’in durumu nedir?

Pek sevimli değil Jüpiter’imiz. Jüpiter büyüteçtir. Ülkemizin Jüpiter’i Akrep burcunda. Akrep ise, krizlerle özdeşleşmiş bir burçtur. Bunun en büyük nedeni, gücünü ve cesaretini ispatlamaktır. O yüzden en güçlü krizleri çeker ki, onları yensin ve gücünü ispatlasın. Jüpiter’i Akrep olan bir ülkeyiz. Tarihten bu tarafa ne büyük krizlere imza attık, atıyoruz… Her bir krizden daha çok güçlenerek çıkıyoruz. Ülkemizin en büyük şansı aslında gücü. Yanıyoruz, kül oluyoruz ve her seferinde küllerimizden yeniden doğuyoruz. Neden bu kadar felaketten beslenen bir toplumuz anlatabildim mi? Acıdan besleniyoruz. Ülkemizde Jüpiter’i daha çok böyle çalıştırıyoruz. 

Jüpiter’in nimetlerinden ülke olarak da kişi olarak da daha fazla faydalanmak için neler yapabiliriz?

Kişi olarak olana bitene olmayana daima şükürde ve teşekkürde olacağız. Olaylara iyi tarafından bakmayı öğreneceğiz. İyi düşüneceğiz. Çünkü iyi ve güzel şeyler, daima biz kendimizi öyle hissettiğimizde olur. Hiç duydunuz mu karamsar ve düşük enerjide olan birinin kapısını mucizenin çaldığını ? Ben duymadım… 

Ülke olarak, Benjamin Disraeli’nin dediği gibi “En kötüsüne hazırlıklıyım ama en iyisini umuyorum” enerjisinde olmalıyız. Akrep’in şifa enerjisini, iyileştiren enerjisini çalıştırmalıyız. Yani hastalık varsa sağlık da var düşüncesi gibi, acı varsa neşe de var, ayrılık varsa kavuşma da var. Gücümüzü kavgada değil, çözüm bulmada kullanmalıyız. 

Yorumlar