Yeryüzünde yaşayan insan, gökyüzünde olan bitenden etkileniyorsa onu en çok etkileyecek, yanı başındaki Ay olacaktır.
Ayın kendi etrafında dönme süresi ile dünya etrafında dönme süresi neredeyse birbirine eşit olduğundan bizim onun hep aynı yüzünü gördüğümüzü biliyor muydunuz? Ben şimdi öğrendim. Ay bunu yapmayı nereden biliyor? Bunu ona kim öğretti? Sizin de ay gibi dünyaya göstermediğiniz bir yüzünüz var mı? Kendi etrafınızda dönme sürenizle onun etrafında dönme sürenizi eşit tutarak mı bunu başarıyorsunuz?
Ben herhalde sıkılırdım. Unutur ve diğer yöne dönmeye başlardım. Birinden birini daha yavaş ya da daha hızlı yapardım. Bence siz de benim gibi yapardınız. Hem niye hep ben onun etrafında pervane oluyorum? Bence bu âdil değil!
“Büyükler hiçbir şeyi tek başlarına anlayamıyorlar, onlara durmadan açıklama yapmak da çocuklar için sıkıcı oluyor doğrusu.”
Küçük Prens, Antoine Marie Jean Baptiste Roger
Ya kendi etrafında dönme süresiyle benim etrafımda dönme süresini eşit tuttuğu için benim hep aynı yüzünü gördüklerim varsa? Bunun böyle olup olmadığını nasıl anlayabilirim? Ve eğer öyleyse diğer yüzünü şimdiden çok merak ettim. Bu merakı gidermek istiyorum. Bana yardımcı olabilir misiniz?

Dünyanın Etrafında Pervane Olmak ve Bağlılık
Der ki Dünya’ya Ay: “Sizin etrafınızda olmayı seviyorum. Çünkü sizde bana iyi gelen bir şey var. Bu yüzden sizi koruyup kolluyorum. İçimde bir şey size doğru çekiliyor. Sıcak, hatta yakıcı, göğsümü ısıtan bir şey.
Kendimi size çarpabilecek göktaşlarının önüne atıyorum. Bu çarpışmalar bazen oldukça can yakıcı oluyor. Hiç sesimi çıkarmıyorum. Siz onların bende açtığı yaraları fark etmiyorsunuz. Bu yüzümü size hiç göstermiyorum. Çünkü seven sevdiğine, onun için yaptığı fedakârlıkları hissettirmez. Bir yandan kendinizle ve etrafında döndüğünüz güneşle olan yolculuğunuzda, dengenizi kaybedip yörüngenizden çıkmamanıza yardımcı oluyorum. Beni göremediğiniz zamanlarda bile bunu yapmaya devam ediyorum.
Benim için büyüyor, koskocaman bir hâl alıyor ve yavaşça küçülüyorsunuz. Ben sizde büyürken siz bende küçülüyorsunuz. Siz bana bir adım atarken, ben bir adım geri çekiliyorum. Ben size bir adım atarken siz bir adım geri çekiliyorsunuz. Ben sizde dolunayken siz bende en karanlık hâlinizde oluyorsunuz. Yine de ben sizi görüyorum. Hem sizin yeryüzünü kaplayan ışıklarınız hem de benden size yansıyan ışıklar sayesinde…
Bizi birbirimiz için aydınlık kılan bir güneş var. Onun size ulaşamadığı yanınıza, onun ışığını ben taşıyorum. Siz de benim için böylesiniz. Benden dört kat büyük gövdenizle “dolundünya” zamanlarımda gökyüzümü nasıl bir ihtişamla kapladığınızı görmenizi isterdim. Bana mavi bir gözbebeğini hatırlatıyorsunuz. Benden size bakabilseydiniz, nasıl parladığınızı görebilirdiniz. O zaman size siz benim etrafımda dönüyormuşsunuz gibi gelirdi. Herkes kendi merkezinden, kendi gerçeğine açılır.
Sizin bana baktığınızda gördüğünüzü, ben de size baktığımda görüyorum. Gerçeğin tam olarak böyle olmaması bunu değiştirmiyor. Bence zaten, bu gerçek denilen şey fazla iddialı! İnsan gözüyle görülen bir şeyin, gerçek olmadığını söylemek bana hiç akıl kârı değil. Ben bu sizin de gerçeğiniz olmalı demiyorum. Bu benim gerçeğim diyorum. Ona sahip çıkmalıyım. Aksi takdirde okyanusun dalgaları arasında kaybolurum.
Hem sizin beni koruduğunuz göktaşlarının olmadığını kim söyleyebilir? Siz benden çok daha büyüksünüz ve sizin bu taşları eriten bir katmanınız var. Belki benim sizin için olduğumu düşündüğüm, kendi romantik anlayışımın bir ürünüdür. Belki beni koruyan, benim koruduğumu zannettiğimdir. Ya da koruyanlar, ancak birbirini koruyabilir.”

Yeryüzünün Damarlarında Dolaşan Hayat
Der ki Ay’a Dünya: “Benim büyük bir kısmım sularla kaplı, biliyorsunuz. Bana hayat veren en değerli şeylerden biri budur. Yoksa ben de gökyüzünde gördüğünüz birçok farklı gezegen gibi kupkuru olurdum. Öyle zamanlar (yeniay ve dolunay) geliyor ki bu sular büyünüze kapılıp size doğru yükseliyor. Buna yüksek gelgit deniliyor. Öyle zamanlar (ilkdördün ve son dördün) geliyor ki bu sular sizden kurtulup kuytu köşelere çekiliyor. Buna alçak gelgit deniliyor.
Sizin benim damarlarımda dolaşan hayat üzerinde rolünüz büyük. Hani bazen kendi karanlığınıza gömülürsünüz. Benim kıyılarımdaki sular size doğru yükselir. (Yeniay) İşte bu zamanlarda bende yeni bir sayfa açılır. Bir kitabı okumaya daha yeni başlamış olduğunuzu düşünün; içindekileri merak ediyorsanız da henüz ona uyum sağlamış, onun bir parçası hâline gelmiş değilsinizdir. Bunun için okumaya devam etmeye ihtiyacınız vardır. İçinizde bir şey uyanmıştır; bununla birlikte henüz onunla ne yapabileceğinizden, onu nasıl değerlendirebileceğinizden emin olamazsınız.
Bu dönemden eskiler, ayın yenisi (büyüyen ay fazı) diye bahseder. Anadolu’da ayın yenisinde yapılan işten hayır gelmeyeceğine inancı vardır. Ayın yenisinde olur börtü böcek, eskisinde olur börek çörek ve kesme odunu ay büyürken, kırk koyunu küçülürken denir.
Ayın yenisinde bitki öz suyu aşağı iner ve köklerde toplanır. Bu dönem ıspanak, marul ve maydanoz gibi yapraklı bitkiler ile buğday, tahıl ekimine uygundur. İlkdördünle bitki öz suyu yükselmeye başlar. Gövdelere ve dallara doğru hareket eder. Bu dönem domates, kabak, patlıcan gibi sebzeler ve çiçek ekimi için uygundur. Bitki özü yağları elde edilebilir. Meyve ve sebzeler dolunaya yakın daha sulu ve lezzetli olur, bu zamanda hasat edilmelidir. Ahududu, böğürtlen, altın çilek gibi bitkilerin ekimi için de bu dönem uygundur.
Dolunayla ayın eskisi başlar. Bitki öz suyu yükselerek sürgünler, yapraklar, çiçekler ve meyvelerde toplanır. Genel olarak bu dönemde ekilen veya dikilen ürün daha verimli olur. Hasat edilen ürünler ve biçilen otlar daha şifalıdır. Şifalı otlar etkilerini daha uzun süre korurlar. Elma, patates, lahana, zeytin gibi uzun süre saklanacak meyveler için en uygun hasat zamanıdır.
Son dördünle bitki öz suyu aşağı inmeye başlar. Gövde ve dallarda toplanır. Bu dönemde ağaç kesilebilir, budama yapılabilir. Havuç, pancar, patates, soğan, turp gibi kök bitkilerin tohumları ekilir. Gelecek senelere saklanacak bitki ve çiçek tohumları hasat edilir. Meyve, sebze ve çiçek kurutmak için doğru zamandır.
“Gülü senin için bu kadar önemli kılan şey, ona harcadığın zamandır.” – Küçük Prens, Antoine Marie Jean Baptiste Roger
Anlayacağınız, azizim, benim damarlarımda dolaşan hayatın sizinle bitmez bir dansı vardır. Biz başlamak için sizin gökyüzünde tüm heybetinizle görüneceğiniz zamanı bekleriz. Sizi göremediğimiz zamanlarda (yeniay), yeni bir öykünün içimizde açılan sayfalarını, ana fikri anlayana kadar okumaya devam ederiz. Bu esnada içimizde uyananlarla demleniriz. Ve her şey ayan beyan olduğunda (dolunay) işe girişiriz.”

Gökyüzünde İki Aşık
Ay ve Dünya, birbiriyle nasıl güzel konuşuyorlar. Etkilenmemek mümkün değil. Bir de baksanıza, birbirine siz diye hitap ediyorlar. Birbirine bu kadar tutkuyla bağlı olmaları, birbiri için bu kadar anlam taşımaları, birbirine duydukları saygıyı etkilemiyor. Onlara baktığımda hem iki aşık hem iki dost görüyorum. Birbirini seven, birbirinden beslenen, birbirine güç veren, birbirinden güç alan, birbirine kendini yalnız hissettirmeyen, birbirine güvenen…
“Aynı saatte gelseydin daha iyi olurdu, demiş tilki. Meselâ eğer öğleden sonra dörtte gelirsen, ben saat üçten itibaren mutlu olmaya başlarım. Saat ilerledikçe daha çok mutlu olurum. Saat dört olunca heyecanlanıp endişelenirim, mutluluğun bedelinin ne olduğunu öğrenirim! Ama belirli bir saatte gelmezsen kalbimi seni karşılamaya ne zaman hazır edeceğimi bilemem…”
Küçük Prens, Antoine Marie Jean Baptiste Roger
Vakit önemli…
Sevgilerimle!
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

