Tatlılar tatlısı asistanımız Melisa, Mümkün Dergi için hazırlayacağı bültende kullanmak üzere benden bir demeç istedi. Soru şuydu: “Kişisel gelişim okumaları yaparken nelere dikkat edilmeli?”
Hangi yetkiye dayanarak cevap verebilirim bu soruya? Bir gözlemci gazeteci, Türkiye’nin ilk kişisel gelişim dergisinde yayın yönetmenliği yapmış ve halen Mümkün dergide aynı görevi sürdüren bir dergici, sıklıkla kişisel gelişim alanındaki metinlerde çalışmış bir kitap editörü, bu alanın meraklılarının sık ziyaret ettiği bir dükkan ve atölye merkezi işletmecisi, pek yakında bu alan da dahil olmak üzere kitap yayıncılığı yapacak olan biri ve tabii en önemlisi kendi kişisel gelişimine okuyarak, katılarak, uygulayarak emek harcamış ve harcamaya devam eden biri olarak birkaç kelam etmemde sakınca olmayacaktır. Ancak günün sonunda bu herkesin kişisel geçmişi ve seçimleri ile şekillenecek bir yol. Benimki sadece deneyimlediğim ve gözlemlediğim yere kadar fark ettiklerimdir.

BİZİM KİŞİSEL GELİŞİM ANLAYIŞIMIZ
Biz, kişisel gelişim derken neyi kastediyoruz, önce buna açıklık getirerek başlayalım. Mümkün Dergi için kişisel gelişim, beden-zihin-ruh üçlüsünün birlikte doğru beslenmeye başladığı, antrenmanlarını birlikte yaptığı, birlikte ayağa kalktığı ve diğer beden-zihin-ruhlarla akli olduğu kadar kalbi bağ kurmayı başardığı bir süreç. Dolayısıyla wellbeing uygulamaları da kariyer koçlukları da psikoterapi yaklaşımları da son yıllarda daha çok ilgi uyandıran enerjisel alan çalışmaları da astroloji de tasavvuf da yoga da ezoterik öğretiler de (ve daha nicesi) bu alanın kapsamı dahilinde. Biri diğerinden ayrıldığında da ilerleyiş, yani bir insanın odağını dışarıdan içeri çevirip kişisel olgunlaşmasını tamamlaması eksik kalıyor, bir yerde tıkanıyor.
Tanık olduğum kadarıyla ülkemizde kişisel gelişim, farkındalık ve spiritüel yaklaşımlara olan ilgi 2012 yılından itibaren hızlandı. Bunun o zamanlar çok konuşulan ve dünya gezegeninde yeni bir çağın başladığı kehanetinde bulunan Maya takvimi ile bir ilgisi var mı bilinmez ama en azından bir denk geliş olduğu aşikâr. Bu öyle bir dönem ki ben de aynı dönemde yayın hayatına başlayan Pozitif dergisinde bu konulara dair içerikleri hazırlamaya başladım. Yeni çözüm yollarına, maneviyata ve bilinmeyene yönelik merakım hızla derinleşmeme, röportaj yapmakla sınırlı kalmayıp eğitimler almama vesile oldu. En başta benimle uzaktan hafifçe alay edenler dahil birçok insan kısa sürede sorular sormaya, çözüm yolları için isim önerileri istemeye başladı. İkinci pik dönemini ise pandemiyle birlikte yaşadık. Hiç beklenmedik şekilde evlerinde kapalı kalan birçok insan, kendiyle baş başa kalmanın ağırlığından kurtulmak ya da hazır vakti varken nicedir hayal ettiği bilgileri öğrenmek için eğitim üstüne eğitim almaya başladı. Canlı yayınlar on binlerce kişi tarafından izlendi. Ve ardından sönümlendi. Bazıları eski hayatına tamamen geri döndü, bazıları geri dönmek için çok geç kalmıştı ancak elindeki bilgilerle ne yapacağını da bilemiyordu, bazısı dengeli bir şekilde bu yolculuğu sürdürdü, bazıları da bana sorarsanız dengeyi kaçırdı ve yöntemlerden, insanlardan, cisimlerden medet ummaya başladı.

BU ALANIN EN RİSKLİ BÖLÜMÜ: MEDET UMMAK
Medet ummanın bizi götüreceği yerlere geçmeden bir kavram açıklaması yapmayı gerekli görüyorum. Çünkü diyebilirsiniz ki “Siz de mümkün adını kullanarak bizi mucizelere inandırmaya yönlendiriyorsunuz.” Evet, “Mümkün!” diyoruz ve mucizelere de inanıyoruz ama mucizenin ne olduğu konusunda biraz farklı düşünüyoruz.
Ortağım Serda Kapucuoğlu ile birlikte bugün artık dergimiz, editörlük ajansımız ve pek yakında yayınevimizin çatı markası olan “mümkün” adını seçerken hayatta her şeyin, iyisi ve kötüsü ile mümkün olduğunu ve hayatın getirdikleri her ne olursa olsun devam etmenin mümkün olduğunu anlatmak istediğimize karar vermiştik. Sonraları Başar Başaran’ın Amsterdam adlı kitabında şu cümleleri okuyunca, “İşte” demiştim, “bizim mümkünümüzün çok güzel bir tarifi.”
Şöyle diyordu kitabın erkek kahramanı:
“Bu mümkünlük yükseklerde erişilecek, yolların sonunda varılacak bir yerde değil. Tam göz hizamda. Kol mesafemde duruyor. Öyle çabadan ari. Zaten mümkün olan, mümkün olduğu kadar var olanın içinde saklı. Senin onu olabilir kılmak için hiçbir şey yapmana gerek yok. Nasılsa her şeyin olması gerektiği gibi olacağına kani olmakla varılan bir yerde duruyor. Bunu düşünüyorum mümkün derken. Eşyanın tabiatıyla barışmak. Ondan olmayacağı istemenin saçmalığından kurtulduğunda geriye kalan her şey mümkündür zaten, öyle değil mi?”
İşte bizim “mümkün”ümüzün içinde de hiçbir kişi, yöntem, uygulama, ritüel ya da cisim tek başına bir vaatte bulunmuyor, erişilecek bir hedef koymuyor. Bizim “mümkün”ümüz insanın kişisel yolunu kendi iradesiyle, farkındalıkla, cesaretle yürümesi ve zihninden kalbine inerek bir denge kurması halinde yolların açılacağı, hayatın kolaylaşacağı, her anlamda bereketleneceği, bağların derinleşeceği, potansiyellerin açığa çıkacağı, değerlerin güçleneceği, bir zamanlar mucize diye nitelendirilenlerin normalimiz olacağı bir mümkünlük hali.
Peki tuzaklar yok mu? Kafalar karışmayacak mı? Elbette. O zaman kitap okurken, danışmanlık alırken ya da bir eğitime kaydolurken nelere dikkat edeceğiz? Bu yazıya kitap üzerinden başlamış olsam da biraz daha geniş kapsamlı yorumlayabilirsiniz satırlarımı.
KİTAP NE VAAT EDİYOR?
Şahsen en beklenmedik kitapların içindeki kısacık bir cümle ile pek hoş aydınlanmalar yaşamış biri olarak eğer başarabilirseniz kalbinizle seçim yapmanızı öneririm. Kitapla okur arasındaki bu sezgisel eşleşmelere inanıyorum. Ancak tabii ki bu her zaman mümkün olmayabilir. O zaman yazarın alt yapısı, kısa yoldan çözümler yerine kapsamlı bir yolculuk sunması, aktardığı bilgileri güvenilir kaynaklara dayandırması önemli. Bana öyle geldi, bir danışanımda şöyle olmuştu gibi deneyimleri -gerçek olsalar bile- kesin ve tek gerçek gibi sunmaması hayati önem taşıyor. Tabii ki halen bazı konuları dayandıracağımız bilimsel araştırmalar yok ancak “Bu konuya bir de şöyle bakmayı deneyin, size nasıl hissettiriyor?” gibi deneyimsel öneriler kesin yargılardan değerli olacaktır. Bir kitabın çok satan olması da her zaman bu kriterlere göre yazıldığı ya da çalıştığı anlamına gelmiyor. Hatta bu tür vaatler uzun vadede hayal kırıklığı yaratarak okuyucunun en baştakinden daha umutsuz bir hale gelmesine neden olabiliyor.

SINIR İHLALİ VAR MI?
Bizler toplumsal olarak sınır koymayı erken yaşta öğrenemeyen insanlarız. Maalesef ailede henüz küçük yaştan itibaren sınırlarına saygı gösterilmeden büyüyen bizler anne-babamıza, kardeşlerimize, akrabalarımıza, konu komşuya, partnerimize ve destek aldığımız insanlara sınır koyamayabiliyoruz. Kitaplarda sınır ihlali olur mu? Bence evet. Yetersiz bir alt yapı ile kesin mucizeler vadeden kitapların sınır ihlali yaptığını düşünüyorum.
BENİM İÇİN DOĞRU KİTAP MI?
Hepimiz gelişmek isteriz, değişip dönüşmek isteriz ama hepimizin yolu başka olabilir. Bir arkadaşınızın bayılarak okuduğu bir yazar size hiç hitap etmeyebilir. Bu sizi eksik, yetersiz, beceriksiz yapmaz. Sizin dönüşüm yolculuğumuz bambaşka bir yoldan olabilir. Özgür seçimlerinizi yapmaktan çekinmeyin.
ADI HİÇ DUYULMAMIŞ YAZARLAR/KİTAPLAR
Bana sorarsanız asıl cevher orada. Tabii ki dünyaca ünlü birçok kişisel gelişim yazarının kitaplarını beğenerek okuyoruz. Örneğin Robert Greene’nin Ustalık kitabı ya da Stefano D’anna’nın Tanrılar Okulu… Listemizin olmazsa olmazları. Ancak bazen adı hiç duyulmamış kenarda köşede kalmış gibi görünen bir kitap da kalbinizi çalabilir, yolunuzu aydınlatabilir. Hele bu yazar bizim topraklarımızda bizimle aynı kodlarla yetişmiş, bu sebeple bizi bize daha iyi anlatan biriyse tadından yenmez. Şans verin.
Geçtiğimiz günlerde ajansımıza gelen bir kitap taslağına şöyle bir göz atayım derken bir çırpıda sonuna kadar okuyuverdim. İşte bahsettiğim kitaplardan biri olma yolundaki kitaplardan biri… Umarım basılır ve sizin de karşınıza çıkar.
Bir süre önce editörlerimiz ve yazarlarımızın katılımı ile şöyle bir liste hazırlamıştık, göz atmak isteyebilirsiniz:
(Yazarlarımızın ve editörlerimizin önerileri ile desteklendi)
KORKUYU TETİKLİYOR MU?
İster kitap ister kişi olsun, korkutarak bilgi veriyorsa oradan hemen uzaklaşmanızı öneririm. Korkularımızı veya yaralı olduğumuz yerleri hedef almak, niyeti değerli bilgiler aktarmak ve destekleyici olmak isteyenlerin değil, bu alanda ün ve para kazanmak isteyenlerin tercih ettiği bir yol. Defalarca şahit olduk, bu yolda ne astrologlar helak oldu.
AKIL MI VERİYOR, ŞEFKATLİ BİR DESTEK Mİ?
Arkanıza bakmadan koşmanızı önerdiğim bir diğer konu tutkulu akıl vericiler… Özellik de siz sormadan. Bu tavrı sürdürenlerin aslında desteğe ve dönüşüme en çok ihtiyacı olanlar olduğuna inanıyorum. Ancak kendilerine filtresiz bakmayı o kadar istemiyorlar ki sürekli bizlere ayna tutmaya çabalıyorlar. Söyledikleri düşünmeye değer olsa dahi yöntemleri yanlış ve uzun vadede sizi bağımlı hale getirebilir. Aynı şekilde bu üstten tavrı kullanan yazarları da önermiyorum.

İLLE DE ANADOLU…
Ben Hz. Mevlana’nın Mesnevisi diye başlayayım, siz listeyi genişletin. Anadolu topraklarında yüzyıllardır süregelen ve DNA’mızda kayıtlı bilgileri açığa çıkarmak bazen Amerika’ya gidip gelmekten zor olabiliyor ama mümkün. Hatta bu bilgi öyle güçlü ancak bazı negatif inanç kalıpları ile öyle baskılanmış ki bazılarımız onu deşmek yerine uzaklarda yeni bilgiler peşine düşebiliyoruz. Ben bunu yapıyorum. Siz de yapıyor olabilir misiniz? Bence bir bakmakta fayda var.
TEKRAR OKUYUN
Adı üstünde yol… Hiçbir zaman başladığımız noktadaki kendimiz olarak kalamıyoruz. Bazen o ilk günlerde okuduğumuz kitaplara geri dönmek, baştan okumak, yeni bilincimizle kitabın sunduklarına “Daha ne harika bilgiler varmış meğer bu kitapta, o zamanlar hiç fark etmemişim” dememizi sağlayabilir.Hem belki kitaplar da oldukları yerde durmuyor, her okuyucu ile bambaşka bir etkileşime giriyorlardır, kim bilir?
SON SÖZ
İlginin yoğunlaştığı her sektör gibi kişisel gelişim sektörü de kitaplarından danışmanlarına, terapistlerinden uygulayıcılarına ve atölyelerine kadar bir miktar yozlaştı. Bunu her türlü yeni alana “Böyle saçmalık mı olur, antin kuntin işler” diyen katı zihinsel bir tutumla değil, yeniliklere, yeni çözüm yollarına açık, bir kısmını deneyimlemiş ve olumlu sonuçlar elde etmiş biri olarak söylüyorum. Şayet sizi aşırı vaatlerle yanıltanları ve aşırı zihinsel yaklaşımları ile buralardan uzaklaştıranları aşmayı başarıp iradenizi de sağlam tutarsanız buralar çok güzel.
Yolunuz açık olsun.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

