Ben bu duyguya da bayılıyorum. Bu kokuya da… Bu kokuya benzer üretilen parfümler var.
Bu kokuyu tatmak isterseniz hoşunuza giden birkaç sayfayı koparıp kahve gibi öğütüp demleyip içseniz! Tamam abarttım ama güzel…
Bibliosmia olgusundan söz ediyoruz. “Çok eski kitaplarda aldığınız büyüleyici harflerin ve yan yana dizilmiş kelimelerin içerisinde saklı olan yazarın veya şairin kendine ait kokusu” diye tanımlasam ne güzel olur onu.

Yıllar içinde, kütüphanelerin tozlu raflarında saatlerce dolaşarak, kitap fuarlarının kalabalık stantlarında el yordamıyla seçerek sayısız ikinci el kitap biriktirdim. Emily Dickinson’un şiirleri, George Orwell’in distopik dünyaları, Charles Bukowski’nin ham ve asi satırları… Her biri, o eski sayfalardan sızan bir kokuyla anılıyor bende: ipekli bir ketenin yumuşaklığı, paslı çeliğin keskinliği, kırmızı şarabın derinliği. Kocaeli Kitap Fuarı’nı birkaç yıldır takip ederim ben; o fuarda, her bahar serin rüzgârın altında açılan stantlarda, Don Quixote kopyam gibi kitaplar buluyorum – hayvan kılı ve zengin tütün kokusuyla dolu, sanki Cervantes’in kendisi içinden geçmiş gibi.
ZAMAN YOLCULUĞU YAPTIRAN BİR KOKU
İtiraf edeyim, koku alma duyum biraz öznel, biraz da nostaljik; ama “kullanılmış kitap kokusu”nun gerçekliği, kütüphanelerin o loş koridorlarında ya da fuarların nemli havasında soluduğum her nefeste kanıtlanıyor. 2014’te bir tweet’le doğan “bibliosmia” kelimesi – Yunanca “kitap” ve “koku”nun evliliği – giderek popülerleşse de hala sadece birkaç sözlükte, wiki sayfalarında ve benim gibi kitap delilerinde yer bulmuş.
Hepimiz biliyorduk zaten: Eski kitaplar, kelimeye dökülmeden önce bile, o eşsiz kokularıyla fısıldıyordu hikayelerini. Belki de “burnumuz kitaba gömülü” deyimini yanlış yorumlamıştık; okumuyor, sadece sayfaları kokluyorduk. Kocaeli Fuarı’nda, geçen yıl bir stantta elime aldığım o eski roman, fuarın açık hava kokusuyla karışıp sanki bir zaman yolculuğu gibiydi, tozlu raflardan fırlamış, ama hala canlı.

Bir yerlerde okumuşum, kütüphanelerin o bolluk dolu havasında ya da fuarların kâğıt yığınlarında asılı kalan bu koku, lignin ve toluen gibi kimyasallardan doğuyormuş; salındıklarında vanilya ve bademin tatlılığını çağrıştırıyorlarmış. Kimyasal bir sır mı, yoksa kitap ruhunun bir hediyesi mi bilmem; ama Gary Soto’nun şiirleri ya da Sherman Alexie’nin öyküleri, bende hep kurutulmuş toprak ve kırık gitar telleriyle anılıyor. Kocaeli Fuarı’nda, bir akşamüstü yağmuru sonrası kokusunu içime çektim o kitapların – aksini kanıtlayamazsınız.
Eski kitaplar, sadece satırlarıyla değil, eski sahiplerinin izleriyle de dolu. Kütüphane köşesinden aldığım Extremely Loud & Incredibly Close, turunçgil ve sirke karışımı bir ekşilik taşıyor; sanki bir okur, fuar kalabalığında çantasından sızan parfüm şişesiyle onu “kurtarmış” ve bağış kutusuna bırakmış. Trajik hikayeler bunlar: Kocaeli Fuarı’nda selden kurtulmuş bir The Great Gatsby kopyası buldum geçen sene, küf kokusu o kadar baskın ki, eve getirince diğerlerini korumak için ayrı bir kutuya koydum. Ishmael’imin yanmış sayfaları, duman ve kül kokusuyla, belki bir kütüphane yangınından kaçmış gibi; ama ben, bir okurun şömine başında dalıp gitmesini hayal ediyorum, yangını değil.
Suçlu benim de – yargılamamalıyım. Okurken kokularımı bırakıyorum ben de kitaplara. John Gardner’ın Grendel’i, lisansüstü günlerimden kalma kurşun kalem talaşı kokuyor; Kocaeli Fuarı’nda notlarımı karaladığım o köşede doğmuş gibi. Tara Westover’ın Educated’ı ise, sert kapaklı haliyle bayat koyu kahve kokusu salıyor – bir sabah kahvaltı felaketi, detaylara girmeyeyim.

En çoksa, toz, naftalin ya da meşe kokuyorlar; eski şarap fıçıları gibi, antika mobilyalar gibi. Bilim diyor ki, kâğıt, mürekkep ve yapıştırıcı zamanla bozunup gazlar salıyor; yaşlılık hepimizi bulur, kütüphanelerin raflarında bekleyen kitapları da. Fuarlarda, o kalabalıkta soluduğum hava, bu bozunmanın en güzel hali.
Ama korkmayın, kitap severler olarak koruma sırlarımız var. Kütüphanelerden öğrendim: Aşırı sıcaklık ve nemden uzak tutun kitapları. Fuar sonrası eve dönerken patojen, küf, toz akarı ya da farelere karşı tetikte olun, Kocaeli’nin nemli havası, bunları davet eder bazen. Yapışkan parmaklı çocuklar, bölge iddia eden köpekler… Onlardan saklayın. Bodrum, tavan arası, mutfak, banyo, alt ya da üst raflar yasak.
Sigaralardan, kamp ateşlerinden, her türlü sıvıdan uzak. Çanta, araba, spor çantası değil saklama yeri. Güneş ışığı fazla, karanlık çok derin olmasın. Nefes almayın üzerlerine, dokunmayın, gözlerinizle kirletmeyin.
Eğer bibliosmia –o eski kitap kokusu– midenizi bulandırıyorsa e-okuyuculara dönün derim; onlar da bakır kablo ve erimiş plastiğin baştan çıkarıcı kokusunu sunar. Ama ben, Kocaeli Fuarı’nın bir sonraki baharında, o tozlu raflarda olmayı tercih ederim; kokusuyla, hikayesiyle.

KİTAP FUARININ İLHAM VEREN KOKUSU
Bu yazıyı yazmama ilham olan bir fuar oldu. Düşünüyorum. Seziyorum. Hayatın o rüzgârlı yollarında, bir toprağın –binlerce yılın tozundan uyanan, suyun şeffaflığıyla dans eden o gizli fısıltının– düşsel çağrısını hiç duydunuz mu? Neden Anadolu, yıldızların izini taşıyıp hâlâ bir rüya gibi kabarıp yükselir, içimizi ısıtan, ruhumuzu saran bir bağla? Kocaeli Kitap Fuarı, 4 Ekim 2025’te başlayarak 12 Ekim’e uzanan “Anadolu Mayası” temasıyla, Kocaeli Kongre Merkezi’nde 515 yayınevinin raflarında, 1050 etkinliğin yankılarında bir düş bahçesi açar – zira bu tema, varoluşun düşsel alegorisi mükemmel duruyor. Peki, bu tema neden bir olmanın ötesinde, düşsel bir manifesto, kültürel sürekliliğin analitik rüyası olsun? Çünkü Anadolu Mayası, Türk Dünyası’nın köklü birlik ruhunu –birçok yazarın sıcak bağlarla– fenomenolojik bir düşe dönüştürür. Kültür ve medeniyet tanımı yapar. Varlık tanımı yapar. Foucault’nun bilgi katmanlarında stratifiye olan mekânı, bireysel bir ontolojik fısıltıyken, dilin ufuk birliğinde kolektif bir hermeneutik medeniyet sunar.
Heidegger’in ormandaki patikalarında kaybolan Dasein gibi, korkunun gri gölgesinden sıyrılıp kolektif bir irfana süzülürüz. Düşünün: Bu fuar, yok oluşun o evrensel tedirginliğinde –Sartre’ın özgürlük rüzgarında savrulan anksiyetesinde– bir liman olur ama en çok kitap kokar.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

