Duygusal Zekâ Artık Yetmiyor mu? Duygusal Dayanıklılık Çağına Giriş
Farkındalık

Duygusal zekâ artık yetmiyor mu? Duygusal dayanıklılık çağına giriş

Corona Pandemisinden bu yana hızla değişen dünyamız, insanların her sabah yepyeni bir krizle uyanmasına yol açtı. Salgınlar, iklim krizi, savaşlar, ekonomik sorunlar ve buna benzer onlarca meseleyle boğuşan modern insan, ruh sağlığını korumakta zorlanıyor. Özellikle toplumumuzda son on yılda hızla büyük bir ahlak çöküntüsü yaşanırken, intiharlar, cinayetler ve suç oranı da git gide artıyor. Bu durum sosyologlar, psikologlar, kriminologlar tarafından incelenedursun biz konunun ruhsal tarafına odaklanalım. İki kavramın birbirini nasıl tamamladığını fark edelim istiyorum.

Bir zamanlar “artık sayısal zekâ değil, duygusal zekâ önemliymiş!” söylemlerini duymuştuk. Şirketlerin İnsan Kaynakları departmanları neye göre belirlediklerini tam da bilemediğimiz mülakat sorularıyla duygusal zekamızı da test etmişti. Şimdilerde ise sorunlarla, krizlerle baş edebilmek için İngilizce çok meşhur bir kavram var. Adı da “resillience”. Dilimize de duygusal dayanıklılıkolarak çevrilmiş. Ve gerçekten de pek önemli. Zira artık sinir sistemimizin regüle olmasını her şeyden çok önemsiyoruz. Hepimiz psikolog, koç, ruhsal danışman olduğumuz için kendimizi sorunlar karşısında don-kaç-savaştepkilerinden birini verirken bulacağımızı şüphesiz ki biliyoruz.

Şaka bir yana çok baskı ve stres altında yaşıyoruz. Çağımız hız ve teknoloji çağı ama sorunlar oldukça ilkel. Bu iki durum arasındaki uyumsuzluk bile insanı her an stres altında hissettirmeye yetiyor. Hepimiz son derece stresli, son derece yorgunuz.

Duygusal zekâ neden artık tek başına yetmiyor?

Duygusal zekâ neden artık tek başına yetmiyor?

Duygusal zekâ, kişinin duyguları konusunda farkındalığı ve empati yapabilme yeteneğini kastederken, içinde bulunduğumuz krizler zincirinde, ayakta kalabilmek bundan daha fazlasını istiyor doğruyu söylemek gerekirse. O kadar çok bilinmezlikle karşı karşıyayız ki, travma sonrası stresi yönetebilme, hayata devam edebilme yetenekleri gerçekten de güçlü bir sinir sistemi ve dayanıklılık gerektiriyor. Şirketler de işte bu yüzden bir zamanlar duygusal zekâsı yüksek adaylar ararken bugün “kriz anında sakin kalabilen, hızla toparlanabilen” profillere yöneliyor.

Her şeyden de öte, hepimiz rahatlayabilmek, bir “oh” diyebilmek istiyoruz. Ama sorunlar asla bitmiyor! Çağımızın sürekli stres ve kriz üretmesi, insanlara sadece iyi hissetmeyi değil, kötü hissettiği halde devam edebilmeyi öğrenmek zorunda bırakıyor. Dolayısıyla biz de empati, öz farkındalık veya iletişim gibi duygusal becerilerin bir adım ötesine geçmek zorunda kalıyoruz. Duygusal dayanıklılık da tam burada devreye giriyor işte! Bu kavramı, duygusal zekânın üzerine inşa edilen bir üst kas gibi düşünebiliriz. Zorlanınca devreye giren, sarsıldığında bile yönünü kaybetmeyen bir iç sistem.

Farkları Nelerdir? Birbirini Nasıl Tamamlarlar?

Farkları Nelerdir? Birbirini Nasıl Tamamlarlar?

ÖzellikDuygusal Zekâ (EQ)Duygusal Dayanıklılık (Resilience)
OdağıDuyguların farkında olmak ve onları yönetmekZorluklardan sonra toparlanmak, esneklik göstermek
Ne zaman devrede?Günlük iletişim, ilişkiler, grup içi etkileşimTravma, kriz, kayıp, belirsizlik gibi zorlayıcı anlarda
Temel becerisiEmpati, öz farkındalık, duygusal ifadeSabır, direnç, zihinsel esneklik, umut

Yakından inceleyince fark edildiği üzere bu iki kavram birbirinin alternatifi değil; tam tersine, tamamlayıcısı gibi duruyor.

  • Duygusal zekâ olmadan dayanıklılık duygusuz bir sertliğe dönüşebilir (robotlaşma).
  • Dayanıklılık olmadan duygusal zekâ, kriz anında yere serilebilir (fazla hassasiyet, çöküş).

Duygusal dayanıklılık doğuştan gelen bir özellik değil demek ki! Tıpkı kaslarımız gibi, düzenli pratikle güçlenen bir yeti. O halde belki de insan, bedeni ve duygularıyla daha çok bağ kurarak sinir sistemini sakinleştirmeyi öğrenebilir.

Günlük hayatta duygusal dayanıklılığı hayatımızda nasıl pratik edebiliriz?

Günlük hayatta duygusal dayanıklılığı hayatımızda nasıl pratik edebiliriz?

  • Derin nefes almak, doğada vakit geçirmek, hareket etmek sinir sistemini regüle eder.
  • Duygularla dürüst bir ilişki kurmak, bastırmak yerine hissetmeye izin vermek.
  • Mindfulness (bilinçli farkındalık) pratiği, anda kalmayı ve duygularla savaşmak yerine onları gözlemlemeyi öğretir.
  • Günlük tutmak (journaling) zihni boşaltır, içsel dayanıklılığı artırır.
  • Destek ağını hatırlamak. Paylaşmak, bağlantıda kalmak, yeniden umut etmek…

Aslında yukarıda sıraladıklarımız atalarımızın yaşla ve olgunlukla bir bir tecrübe ettiği deneyimlere fazlasıyla benziyor. Arif insan dediğimiz kişilerin çoğunun da bu tür duygusal dayanıklılık kaslarına sahip olduğunu görebiliriz. Tabi ki herkesin kendini sakinleştirme yöntemleri bu sıralananlardan farklı da olabilir. Örneğin kimisi de bulaşık yıkarken rahatlar. Su ile oynamak iyileştirir çünkü. Özde esas olan sinir sistemimizi rahatlatmak, sakinlemek ve huzurla var olmayı deneyimleyebilmektir.

Şimdi gelin hep birlikte kendimiz için iyi bir şey yapalım. Eğer bu yazıyı okumuşsanız derin bir nefes alalım, hissedelim ve içimizden gelenleri yazalım bugün. Çünkü dünyanın hızına yetişmeye çalışmak yerine, yavaşlayıp kendi ritmimizi hatırladığımızda gerçekten güçleniriz.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

nihan-uycan-ozen_
Yazar, sosyal girişimci…”Her yeni adımla kendine biraz daha yaklaşmış, yapmak istediklerini keşfetme yolunda ilerleyen bir ruh. Toplumda sosyal fayda yaratımını @kopruproject ile destekliyor.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.