Kuş Teorisi: Sevgi Bazen de Sadece Başını Çevirip Bakmaktır
İlişkiler Mümkünat

Kuş Teorisi: Sevgi Bazen de Sadece Başını Çevirip Bakmaktır

Birlikte yürüyorsunuz. Yanınızdaki insan birden ilerideki bir kuşu gösteriyor: “Şuraya bak, ne kadar güzel.” Kuşlarla özel olarak ilgilenmiyorsunuz. Aklınız işte, telefonda ya da akşam ne yiyeceğinizde olabilir. Yine de başınızı çevirip onun gösterdiği yere bakıyorsunuz. Kuşu görüp iki kelime söylüyor, yürümeye devam ediyorsunuz. Dışarıdan izleyen biri için kayda değer bir olay sayılmaz bu. İlişkinizin geleceğini konuşmadınız, büyük bir söz vermediniz, romantik bir jest yapmadınız. Biriniz bir kuş gördü, diğerine gösterdi ve birkaç saniye sonra konu kapandı.

Son yıllarda sosyal medyada “Bird Theory” ya da “Bird Test” adıyla popülerleşen fikir, bu tür sıradan anlara odaklanıyor. Burada önemli bir ayrım var: “Kuş Teorisi”, John Gottman tarafından ortaya atılmış bilimsel bir teorinin adı değil. Sosyal medyada bu isimle yayılan anlatı, Gottman’ın ilişki araştırmalarındaki “bids for connection”, yani bağ kurma girişimleri kavramının popülerleştirilmiş bir yorumu.

Kuşun türü, rengi ya da güzelliği konunun dışında kalıyor. İlişkisel açıdan dikkat çekici olan, bir insanın kendi dikkat alanına giren bir şeyi diğerine taşıması ve aldığı karşılık.

Gündelik hayatın küçük temasları

Gündelik hayatın küçük temasları

John Gottman’ın çiftlerin gündelik etkileşimleri üzerine yürüttüğü çalışmalar, yakınlığın önemli konuşmalarla sınırlı olmadığını gösteriyor. Gottman’ın “bid for connection” olarak adlandırdığı bağ kurma girişimleri, partnerlerden birinin diğerinden ilgi, şefkat, destek, onay ya da ortaklık beklediği küçük temasları kapsıyor. “Bugün kötü bir gün geçirdim, konuşabilir miyiz?” oldukça açık bir örnek. Gündelik hayattaki girişimlerin çoğu ise çok daha sıradan görünüyor. Gösterilen komik bir video, gün içinde yaşanan küçük bir olayın anlatılması, eski bir şarkının hatırlatılması, kıyafet hakkında fikir sorulması ya da yanınızdaki insanın derin bir iç çekişi aynı temas alanının parçaları olabiliyor.

Her gündelik cümleyi gizli bir yakınlık talebi olarak okumak gereksiz olur. İnsan gerçekten yalnızca gördüğü kuşu göstermek de isteyebilir. Yine de paylaşma eyleminin kendisinde dikkate değer bir şey var: Kişi kendi deneyiminden küçücük bir parçayı karşısındakinin deneyimine taşıyor. Birkaç saniyeliğine aynı nesneye bakıyor, aynı şakaya gülüyor ya da aynı hikâyenin içinde bulunuyorsunuz.

Gottman yaklaşımında bağ kurma girişimine olumlu biçimde karşılık vermek “turning toward” kavramıyla açıklanıyor. Girişimin fark edilmemesi ya da karşılıksız bırakılması “turning away”, tersleme ve küçümseme gibi tepkiler ise “turning against” olarak tanımlanıyor. Bir kuş gösterildiğinde ekrandan gözünü ayırmadan verilen kısa bir karşılıkla gerçekten dönüp bakmak arasında birkaç saniyelik fark olabilir. Araştırmalar açısından değer taşıyan, bu birkaç saniyenin tek başına ne anlama geldiğinden çok, benzer etkileşimlerin zaman içindeki dağılımıdır.

Yüzde 86 ne anlatıyor?

Gottman’ın yeni evli çiftlerle yürüttüğü ve yıllar sonra takip ettiği araştırmalardan elde edilen bulgulardan biri internette sıkça paylaşılıyor. Altı yıl sonra evliliklerini sürdüren çiftler, laboratuvar gözlemlerinde birbirlerinin bağ kurma girişimlerine yaklaşık yüzde 86 oranında yönelmişti. Altı yıl içinde boşanan çiftlerde aynı oran yaklaşık yüzde 33’tü.

Bu veriden bireysel bir ilişki testi çıkarmak mümkün değil. Partnerinizin söylediklerinizin yüzde kaçına cevap verdiğini hesaplamak, Gottman’ın araştırmasını bağlamından koparır. Yorgunluk, iş yükü, stres ve dalgınlık gündelik iletişimin olağan parçalarıdır. Hiç kimse karşısındaki insanın bütün girişimlerini fark edemez.

Araştırmanın ortaya koyduğu tablo daha geniş bir zaman aralığıyla ilgili. İlişkilerin duygusal iklimi gündelik hayatın tekrarları içinde şekilleniyor. Birlikte çıkılan tatilden önce mutfakta geçirilen yüzlerce akşam, yıldönümü hediyesinden önce eve gelindiğinde sorulan yüzlerce “Günün nasıl geçti?” bulunuyor. Sevilen ekmeğin eve gelirken alınması, önemli bir toplantının sonucunun hatırlanması ya da gün içinde görülen bir şeyin “Sen bunu seversin” diye paylaşılması tek başına belirleyici davranışlar sayılmaz. Tekrarlandıklarında ise iki insanın birbirlerinin hayatında ne ölçüde zihinsel ve duygusal yer tuttuğuna ilişkin bir tablo oluşmaya başlıyor.

Gottman Enstitüsü bu birikimi anlatmak için “duygusal banka hesabı” metaforunu kullanıyor. Dinlemek, merak göstermek, şakaya karşılık vermek, yardım etmek ve ilgi göstermek ilişkiye yapılan küçük yatırımlar olarak ele alınıyor. Metaforun işaret ettiği nokta oldukça gündelik: Güven ve yakınlık yalnızca kritik anlarda sınanmıyor, sıradan günlerin içinde de üretiliyor.

Kuşa bakmadıysa?

Kuşa bakmadıysa?

Sosyal medyada Kuş Teorisi’nin aldığı biçim çok daha kesin hükümler içeriyor: Partnerinize bir şey gösterin; ilgileniyorsa ilişkiniz güçlüdür, ilgilenmiyorsa ortada bir sorun vardır. İnsan davranışını birkaç saniyelik bir teste indirgemek elbette cazip. Aynı nedenle sosyal medyada “ilişkinizin sağlıklı olduğunu gösteren beş işaret” ya da “partneriniz bunu yapıyorsa dikkat” türündeki içerikler bu kadar kolay dolaşıma giriyor.

Gottman’ın yaklaşımı tekil olaylardan çok tekrar eden etkileşim biçimlerine bakıyor. Bir gün mesajın geç görülmesiyle aylar boyunca anlatılanların karşılıksız kalması aynı şey değil. Heyecanla konuşmaya başlayan birinin düzenli olarak telefon ekranıyla karşılaşması, zor bir gününü anlattığında konunun değiştirilmesi veya sevdiği şeylerin sürekli küçümsenmesi zaman içinde paylaşma davranışını da etkileyebilir.

İnsan, karşılık alamadığı yerde daha az anlatmaya başlar. Bu değişim büyük bir tartışmayla gerçekleşmek zorunda değildir. Daha önce eve girer girmez gününü anlatan biri zamanla “Bir şey yok” demeye başlayabilir. Aradaki mesafeyi tek bir olayda bulmak güçtür; çok sayıda küçük etkileşimin toplamına bakmak gerekir.

Aynı şeyleri sevmek zorunda değiliz

Yakınlık ortak zevklerin sayısıyla ölçülemez. Partneriniz kuş gözlemciliğine meraklıysa sizin de kuşlarla ilgilenmeniz gerekmez. Dinlediği müzik size hitap etmeyebilir, tuttuğu takımın maçından hiçbir şey anlamayabilirsiniz, işiyle ilgili teknik ayrıntıları sıkıcı bulabilirsiniz. Buna rağmen onun neden heyecanlandığını merak edebilirsiniz. Burada konuya duyulan ilgi ile kişiye duyulan ilgi birbirinden ayrılıyor. Futbolu sevmeyen biri partnerinin tuttuğu takımın neden onun için önemli olduğunu dinleyebilir. Bir kitabı okumaya hiç niyeti olmayan biri, karşısındakinin o kitapta ne bulduğunu sorabilir. İlginin nesnesini paylaşmadan o nesnenin karşıdaki insan için taşıdığı anlamı ciddiye almak mümkün.

Gottman’ın bağ kurma girişimleri kavramı bu açıdan gündelik iletişime farklı bir gözle bakmayı sağlıyor. “Bunu okuyunca seni düşündüm”, “Gel sana bir şey göstereceğim”, “Bugün çok garip bir şey oldu” veya “Gökyüzüne bak” gibi cümleler doğrudan ilişki hakkında konuşmaz. Yine de kişinin yaşadığı deneyimi karşısındakiyle paylaşma isteğini taşırlar. Günlük hayatın büyük bölümü zaten bu tür küçük aktarımlarla geçer.

Dikkat ekonomisinde ilişki kurmak

Gottman’ın çiftler üzerine ilk çalışmalarının yürütüldüğü dönemle bugünün gündelik hayatı arasında önemli bir fark bulunuyor. Karşımızdaki insanın dikkatimizi çekmek için yarıştığı alan artık çok daha kalabalık. Telefonlarımız mesajlar, bildirimler, videolar, haberler ve sosyal medya akışlarıyla gün boyunca dikkatimizi farklı yönlere çekiyor.

Partneriniz mutfaktan bir şey anlatırken telefonunuza bildirim geliyor. Birlikte kahve içerken ekrana bakıyorsunuz. Film sırasında gelen mesaja cevap verirken birkaç dakika başka bir dijital akışın içine giriyorsunuz. Karşınızdaki insanın bağ kurma girişimi, dikkatin kullanıcı üzerinde mümkün olduğunca uzun süre tutulmasına göre tasarlanmış platformlarla aynı anda var olmaya çalışıyor. Bu durum “turning toward” kavramına güncel bir boyut ekliyor. Başını çevirip bakmak artık yalnızca iki insan arasındaki iletişimle ilgili değil; dikkatin nasıl dağıtıldığıyla da ilgili. Telefonu birkaç saniyeliğine aşağı indirip konuşan kişiye bakmak son derece küçük bir hareket. Dikkat ekonomisinin gündelik hayat üzerindeki etkisi düşünüldüğünde, bu küçük hareketin gerçekleşmesi eskisine göre daha fazla bilinçli seçim gerektirebiliyor.

Kuş Teorisi bu açıdan bir ilişki testinden çok gündelik dikkati gözlemlemek için kullanılabilir. İnsanlar gün içinde sevdikleri kişilere şaşırtıcı miktarda küçük şey taşırlar: gördükleri bir video, sokaktaki kedi, iş yerindeki tuhaf bir olay, bir kitapta karşılarına çıkan cümle, çocukluklarından bir anı, market rafındaki garip bir ürün veya akşam gökyüzünün rengi. Paylaşılan şeylerin çoğu önemsizdir. Onları ilişkisel açıdan ilginç kılan, seçilip belirli bir kişiye götürülmeleridir. Bir ilişkinin niteliğini tek bir kuşa verilen tepkiyle anlamaya çalışmak bu yüzden pek işe yaramaz. Daha uzun süre izlediğimizde ise dikkatin iki kişi arasında nasıl dolaştığını görebiliriz. Kim neyi anlatıyor, diğeri ne kadarını duyuyor, hangi konular zamanla anlatılmamaya başlanıyor, merak hâlâ canlı mı?

“Baksana” kelimesi bu kadar popüler bir teoriye dönüşmeyi muhtemelen hak etmiyordu. Yine de iyi bir ayrıntıyı görünür kıldı: İnsanlar birbirleriyle yalnızca büyük meselelerini değil, gün boyunca dünyadan topladıkları küçük parçaları da paylaşarak ilişki kuruyorlar. Bir kuşa dönüp bakmanın anlamı da kuştan çok, o birkaç saniyelik ortak dikkatte yatıyor.

Kaynak:

https://www.gottman.com/blog/the-empirical-basis-for-gottman-method-couples-therapy/

©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.