Geçen yaz dikkatimi çeken küçük ama ilginç bir ayrıntı oldu. Farklı şehirlerde yaşayan, birbirini tanımayan birkaç arkadaşım neredeyse aynı tarihlerde aynı Yunan adasına gitti. Döndüklerinde paylaştıkları fotoğraflara baktığımda ise asıl şaşırtıcı olan şey başladı. Aynı sokak, aynı mavi kapı, aynı kahveci, aynı gün batımı, aynı kayalık… Hatta neredeyse aynı açıdan çekilmiş fotoğraflar. İlk başta bunu bir tesadüf sandım. Sonra fark ettim ki bu insanların ortak noktası birbirleri değil, kullandıkları platformlardı. Belki de hepimiz aynı algoritmanın önerdiği tatili yaşıyorduk.
Sosyal medya üzerine konuşurken genellikle “algoritma” kelimesini teknik bir kavram gibi ele alıyoruz. Oysa algoritmalar bugün yalnızca hangi videoyu izleyeceğimizi belirlemiyor. Neyi güzel bulacağımızı, neyi merak edeceğimizi, hangi kafeyi “keşfedilmiş” sayacağımızı ve hangi şehrin bir anda “gidilmesi gereken yer” ilan edileceğini de büyük ölçüde etkiliyor. İletişim biliminde uzun zamandır bilinen bir gerçek var: İnsan kararlarını tamamen bağımsız verdiğini düşünmeyi sever. Oysa tercih dediğimiz şey, çoğu zaman bireysel olmaktan çok kültüreldir. İçinde yaşadığımız çevre, maruz kaldığımız görüntüler ve sürekli tekrar eden mesajlar, neyi arzulayacağımızı sessizce şekillendirir. Dijital kültür, bunu tarihte hiç olmadığı kadar etkili biçimde yapıyor.

Keşfetmiyoruz, Aynı Şeyleri Keşfettiğimizi Sanıyoruz
Eskiden bir yere gitmek için bir hikâyemiz olurdu. Bir roman okurduk, oradaki kasabayı merak ederdik. Bir arkadaşımız yıllar önce gittiği küçük bir sahili anlatırdı. Bazen de hiçbir öneri olmadan yola çıkar, kaybolmayı göze alırdık. Bugün ise seyahat planlarının önemli bir kısmı Instagram Keşfet’te başlıyor. Bir video izliyorsunuz. Sonra benzer bir video geliyor. Ardından aynı oteli gösteren başka biri çıkıyor. Birkaç gün içinde aynı destinasyonu anlatan onlarca içerikle karşılaşıyorsunuz. Bir süre sonra zihniniz o yeri yalnızca tanımıyor, ona aşinalık geliştiriyor.
Psikolojide buna “mere exposure effect”, yani maruz kalma etkisi deniyor. Bir şeyi ne kadar sık görürsek ona karşı o kadar yakınlık hissetmeye başlıyoruz. Bu yakınlık, o şeyi gerçekten sevdiğimiz anlamına gelmeyebilir. Sadece beynimiz onu tanıdık bulduğu için daha güvenilir ve daha cazip algılar. Bazı yerler artık bize çok çekici geliyor.
Algoritmalar Sadece İçerik Önermiyor, Arzu da Üretiyor
Algoritmaların en güçlü tarafı, bize istediğimiz şeyi vermelerinden ziyade ne isteyeceğimizi yavaş yavaş değiştirmeleri. İletişim araştırmalarında “gündem belirleme” (agenda setting) diye bir kavram vardır. Medya insanlara ne düşüneceklerini doğrudan söylemez ama hangi konular üzerine düşüneceklerini büyük ölçüde belirler. Dijital platformlar bu etkiyi çok daha kişisel bir düzeye taşıdı. Artık yalnızca gündem değil, arzu da kişiselleştiriliyor.
Bir kullanıcı doğa otelleri görüyor, diğeri lüks resort videoları. Bir başkasının karşısına sürekli vanlife içerikleri çıkıyor. Bir süre sonra herkes kendi dijital evreninin içinde, kendi arzularının tamamen kendisine ait olduğuna inanıyor. Oysa bu arzuların önemli bir kısmı, algoritmaların uzun süreli tekrarlarıyla biçimleniyor. Bu durumda da “Ben bunu gerçekten istiyor muyum?” sorusu eskisinden daha önemli.

Dijital Kimliğimizi İnşa Ediyoruz
Seyahat artık aynı zamanda bir kimlik anlatısı. Gittiğimiz yerler, seçtiğimiz oteller, oturduğumuz kafeler ve paylaştığımız manzaralar, başkalarına kendimiz hakkında anlattığımız hikâyenin bir parçası hâline geldi. Bu yüzden birçok destinasyon yalnızca güzel olduğu için popülerleşmiyor. Paylaşılabilir olduğu için popülerleşiyor.
Bir manzaranın doğal güzelliği kadar, Instagram’da nasıl göründüğü de önem kazanıyor. Bir restoranın yemeği kadar dekoru konuşuluyor. Bir otelin konforundan çok fotoğraf estetiği dolaşıma giriyor. Böylece seyahat deneyimimiz içinde nereye gittiğimiz kadar, orada nasıl göründüğümüz de planın bir parçası oluyor.
Aynı Dünyaya Bakıyoruz, Aynı Dünyayı Görmüyoruz
Algoritmaların en ilginç etkilerinden biri, herkese farklı içerikler gösterirken herkeste benzer davranışlar üretmesi. Bugün milyonlarca insan birbirinden habersiz şekilde aynı videoları izliyor, aynı şehirleri merak ediyor, aynı kitapları satın alıyor, aynı kahve dükkânlarını keşfediyor.
Algoritmalar sürprizi sevmez. Tahmin edilebilir davranışları sever. Daha önce ilgi gösterdiğiniz şeye benzeyen içerikleri göstermeye devam eder. Böylece keşif alanınız genişlemek yerine daralabilir. Farklı olanla karşılaşmak yerine, zaten ilginizi çektiği kanıtlanmış şeylerin içinde dolaşmaya başlarsınız. Algoritmaların etkisini yalnızca teknoloji şirketleriyle alakalı gibi görmek eksik olur. Bu aynı zamanda bir iletişim, kültür ve psikoloji meselesi. Dijital tüketim; hayal kurma biçimimizi, estetik anlayışımızı, seyahat tercihlerimizi ve dünyayla kurduğumuz ilişkiyi de dönüştürüyor. Bu nedenle algoritma önerilerinin bize neden bu kadar cazip geldiğini anlayabilmek oldukça önemli
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

