Finansal okuryazarlık üzerine onlarca kişisel gelişim kitabı var. Bazılarını belki siz de okudunuz. Biraz teorik bilgi, biraz ipucu, bazen de gerçek yaşam öykülerinden örneklerle bu kitaplarda anlatılmak istenen tek şey parayla olan ilişkimiz. Aramız nasıl, birbirimize nasıl davranıyoruz, birbirimizi nasıl görüyoruz?
Peki bu ilişkiyi bir roman üzerinden okumak nasıl olurdu? Ahmet Mithat Efendi’nin 1875 yılında yayımlanan ve Tanzimat dönemi Türk edebiyatının önemli eserlerinden biri olan Felâtun Bey ile Râkım Efendi romanı dönemin yanlış Batılılaşma tartışmaları üzerinden okunan bir metin. Bugün ise finansal okuryazarlık ve davranışsal ekonomiyi anlatmak için kullanılan bazı kavramlar romana farklı bir gözle bakmayı da mümkün kılıyor. Bu yazıda Felâtun Bey ile Râkım Efendi’yi parayla kurduğumuz ilişki açısından yeniden okumayı deniyoruz.

İki Karakter, İki Farklı Para Hikâyesi
Bugün finansal okuryazarlık ve davranışsal iktisat alanında konuştuğumuz birçok konu Ahmet Mithat Efendi’nin satırlarında karşımıza çıkmakta. Üstelik yalnızca iki karakterin hayatını izleyerek pek çok kavramı örneklendirmek mümkün.
Baş karakterlerden Râkım Efendi’nin elinde büyük bir servet yok. Onu güçlü kılan şey çalışkanlığı, öğrenme merakı ve kendini geliştirmekten vazgeçmemesi. Bugün buna insan sermayesi (beşeri sermaye) diyoruz. Râkım Efendi tek bir gelir kaynağına bağlı kalmıyor. Memur olarak çalışıyor, çeviri yapıyor, ders veriyor, yazıyor. Bugünün diliyle söyleyecek olursak gelirini çeşitlendiriyor. Ama bundan daha önemlisi, hayatını tek bir dayanağa bağlamıyor.
Kazandığını gösteriş için harcamıyor. Geleceğini güçlendirecek alanlara yönlendiriyor. Ev sahibi olması ya da cariyesi Canan’ın eğitimine yatırım yapması bunun en açık örnekleri. Bugünün gözünden bakınca Râkım Efendi’nin en büyük sermayesinin sahip olduğu para değil kendisine yaptığı yatırım olduğunu söylemek mümkün.
Felâtun Bey Aslında Ne Satın Alıyordu?
Romanın diğer ucunda ise Felâtun Bey var. Onun parayla kurduğu ilişki Râkım Efendi’ninkinden bütünüyle farklı. Felâtun Bey’in elinde mirastan kalan bir servet var. Ancak bu servet üretimin değil tüketimin yakıtı hâline gelmiş. Giydikleri, gezdiği yerler, eğlence hayatı… Harcamalarının ortak noktası ise ihtiyaç değil, görünür olmak. Satın almaya çalıştığı şey yalnızca kıyafet ya da eşya değil başkalarının gözündeki yeri.
Yıllar sonra Amerikalı iktisatçı ve sosyolog Thorstein Veblen (1857-1929) bu davranışı ‘gösterişçi tüketim’ olarak adlandıracaktı. Ahmet Mithat Efendi ise aynı davranışı herhangi bir kavrama ihtiyaç duymadan Felâtun Bey’in gündelik hayatı üzerinden görünür kılıyor.
Romanın Asıl Karşılaştırması
İlk bakışta roman iki karakteri karşı karşıya getiriyor gibi görünse de aslında karşılaştırılan şey iki farklı ekonomik zihniyet. Bir tarafta geleceğini bilgi ve emekle inşa etmeye çalışan bir anlayış var. Diğer tarafta ise toplumsal statüsünü tüketim üzerinden kurmaya çalışan bir anlayış.
Ahmet Mithat Efendi bu iki tutumdan hangisinin doğru olduğunu uzun uzun anlatmıyor. Kararı okura bırakıyor. Zaten karakterlerin hayatları bu tercihlerinin sonuçlarını açıkça gösteriyor.

Aradan Yüz Elli Yıl Geçti. Peki Gerçekten Ne Değişti?
Bugün finansal okuryazarlık denildiğinde aklımıza bütçe yapmak, tasarruf etmek ya da yatırım planlamak geliyor. Bunların hepsi önemli. Ancak Felâtun Bey ile Râkım Efendi bunlardan daha temel bir noktaya dikkat çekiyor. Romanı bugün yeniden okuduğumuzda ekonomik kararlarımızın yalnızca gelirimizle değil çalışmaya bakışımızla, tüketim alışkanlıklarımızla ve parayla kurduğumuz ilişkiyle de şekillendiğini görüyoruz.
Belki de bu yüzden Felâtun Bey ile Râkım Efendi yalnızca Osmanlı modernleşmesini anlatan bir roman değil, aynı zamanda ekonomik davranışlarımızı, tüketim alışkanlıklarımızı ve parayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmeye davet eden yaşayan bir metin.
RAKIM EFENDİ’DEN GÜNÜMÜZE KALAN 10 FİNANSAL OKURYAZARLIK İLKESİ
- En büyük sermayen kendinsin.
- Tek maaşa güvenme.
- Gelirini artırmadan harcamanı artırma.
- Tasarrufun amacı yalnızca para biriktirmek değil, gelecek kurmaktır.
- Paranı üretken varlıklara dönüştür.
- Zamanını da para gibi yönet.
- Gösteriş için değil, ihtiyaç için harca.
- İtibar da bir sermayedir.
- Kısa vadeli haz yerine uzun vadeli refahı tercih et.
- Gerçek zenginlik tüketebilmekten çok üretebilmektir.

Demet Topçu
Finansal iyi oluş araştırmacısı
Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce İktisat bölümü mezunu olan Demet Topçu 2004 yılından beri finans sektörünün içinde. Son birkaç yıldır ise odağını finansal özgürlük ve finansal iyi oluşa vermiş durumda. Bunun yanında astrolojiden tarihe, kuantumdan tasavvufa farklı alanlarda okuma ve araştırmayı çok seviyor. Dünyayı nasıl daha iyi bir yere dönüştürebiliriz kaygısında kendi yolunun yolcusu.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

