“Kimseye ihtiyacım yok” cümlesi gerçekten güç mü, yoksa uzun süre hayatta kalabilmek için geliştirilmiş bir refleks mi?
Son birkaç yıldır özellikle kadınlar arasında çok görünür bir cümle dolaşıyor:
“Kimseye ihtiyacım yok.” İlk bakışta güçlü geliyor kulağa. Hatta modern dünyanın ödüllendirdiği bir karakter özelliği gibi duruyor. Kendi parasını kazanan, kendi hayatını kuran, duygularını kendi regüle eden, kimseden bir şey beklemeyen, düştüğünde kendi kalkabilen insan modeli… Özellikle sosyal medyada bu figür çok parlatıldı. Yardım istemeyen, ağlamayan, kimseye yük olmayan, her şeyi kendi halleden kişi “olgun”, “güçlü” ve “bağımsız” sayıldı. Ama galiba son dönemde başka bir şey görünür olmaya başladı.
Bu kadar uzun süre her şeyi tek başına taşımak insanın sinir sistemini yoruyor. Çünkü insan yalnızca bireysel başarı üreten bir canlı değil. Temas isteyen, yasını paylaşmak isteyen, bazen biri tarafından tutulmak isteyen bir canlı. Sürekli güçlü kalmaya çalışmak ise zamanla karakter özelliğinden çok bir hayatta kalma biçimine dönüşüyor. Ve “Kimseye ihtiyacım yok” demekle “kimseye güvenemiyorum” demek bazen birbirine çok yakın şeyler.

Aşırı Bağımsızlık Bazen Özgürlükten Çok Savunma Oluyor
Psikolojide son dönemde çok konuşulan kavramlardan biri bu: hyper-independence. Türkçeye “aşırı bağımsızlık” diye çevriliyor ama mesele yalnızca kendi işini kendi görmek değil. Daha derin bir yerden çalışıyor. Örnekleri şöyle sıralayabiliriz:
Yardım istemekte zorlanmak.
Birine ihtiyaç duyduğunu söyleyememek.
Yorulsan bile “iyiyim” demek.
Her şeyi kontrol altında tutmaya çalışmak.
Duygusal olarak kimseye tam yaslanamamak.
Bunların hepsi bazen güçlü karakter gibi görünüyor ama çoğu zaman geçmişte öğrenilmiş bir korunma biçimi olabiliyor. Çünkü bazı insanlar hayatlarının belli dönemlerinde ihtiyaç göstermenin güvenli olmadığını öğreniyor. Belki ihtiyaç duyduklarında yalnız bırakıldılar. Belki kırılgan olduklarında küçümsendiler. Belki destek beklediklerinde hayal kırıklığı yaşadılar. Ve zamanla zihin şöyle en güvenli yolun kimseye ihtiyaç duymamayı öğrenmek olduğuna karar verdi.
Sürekli Güçlü Kalmak Bedeni de Yoruyor
Bence bu mesele yalnızca duygusal değil, fiziksel de. Çünkü sürekli “dayanıklı” olmak ciddi bir alarm hali yaratıyor. Her şeyi kontrol etmeye çalışan beden gevşeyemiyor. Sürekli tetikte kalıyor. Yardım istememek dışarıdan özgüven gibi görünebilir ama içeride çoğu zaman “ya düşersem ve kimse tutmazsa?” korkusu çalışıyor. Bu yüzden aşırı bağımsız insanlar genelde çok dinlenemiyor. Dinlenseler bile tam bırakamıyorlar. Çünkü zihnin bir kısmı hep çalışıyor: Bir sorun çıkarsa? İşler dağılırsa? Kimse yetişmezse? Ben bırakınca her şey çökerse?
İnsan bazen fiziksel olarak yorulmaktan çok, sürekli taşıyıcı pozisyonda kalmaktan tükeniyor. Özellikle kadınlarda bu çok görünür. Çünkü modern kadınlık anlatısı uzun süredir iki şeyi aynı anda dayatıyor: Hem güçlü olacaksın hem yumuşak. Hem başarılı olacaksın hem duygusal yük taşıyacaksın. Hem bağımsız olacaksın hem herkese yetişeceksin.
Bir noktadan sonra insanın içinden gerçekten şu geçiyor: “Bir süre hiçbir şeyi tek başıma çözmek istemiyorum.” Ve bu sandığımız kadar zayıf bir cümle değil.

Yardım İstemeyi Unutmuş Bir Nesil Gibi Yaşıyoruz
Bence çağın en görünmez yorgunluklarından biri bu. İnsanların birbirine gerçekten yaslanamaması. Herkes çok “iyi başa çıkıyor” gibi görünüyor ama çoğu kişi yalnızca çökmeyi erteleyerek ayakta duruyor. Bir arkadaşını arayıp “Bugün gerçekten iyi değilim” demek zor geliyor mesela. Çünkü modern dünyada kırılganlık bile performansa dönüştü. İnsanlar acısını bile kontrollü anlatıyor artık. Dağılmadan, taşmadan, kimseyi rahatsız etmeden.
O yüzden birçok kişi ilişkilerde yakınlık istiyor ama ihtiyaç göstermemeye çalışıyor. Bu çok yorucu bir denklem. Çünkü insan temas isterken aynı anda “kimseye muhtaç görünmemeliyim” diye kasıldığında, ilişkiler tam derinleşecekken geri çekilmeye başlıyor. Birine güvenmek yerine kendi içine kapanıyor. Yardım istemek yerine daha çok kontrol etmeye çalışıyor. Sonra dışarıdan çok güçlü görünüyor ama içerde sürekli taşıdığı bir ağırlık oluyor.

Güç, Hiç Düşmemek mi?
Belki de gücü yanlış yerden tanımladık. Gücü hiç zorlanmamak sandık. Kimseye ihtiyaç duymamak sandık. Her şeyi tek başına halledebilmek sandık. Oysa gerçek güç bazen tam tersidir. Birine “yoruldum” diyebilmek, dağıldığında saklanmamak, destek istemeyi başarabilmek, kontrolü kısa süreliğine bırakabilmek.
Çünkü insan ilişkisel bir canlı. Tamamen kendi içine kapanarak “güçlü” kalabilir belki ama uzun vadede temas kaybetmeye başlıyor. Ve temas kaybı bir süre sonra başarıyla kapanmıyor. Her şeyi tek başına taşıyabiliyor olmak, her şeyi tek başına taşımak zorunda olduğun anlamına gelmiyor.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

