İçindeki Her Ses Sana Ait Değil: Aileden, çocukluktan ve kültürden miras kalan düşünceler
Farkındalık

İçindeki Her Ses Sana Ait Değil: Aileden, çocukluktan ve kültürden miras kalan düşünceler

İnsanın içinde konuşan her ses kendisine ait değildir. Bunu fark etmek kolay değildir; çünkü bazı cümleler bize o kadar erken yaşlarda söylenir, bazı inançlar o kadar uzun süre tekrar edilir, bazı korkular aile içinde o kadar normal kabul edilir ki zamanla onları kendi düşüncemiz sanmaya başlarız. Bir karar vermek isteriz, içimizden bir ses yükselir: “Ya başaramazsan?” Kendimizi göstermek isteriz: “Fazla dikkat çekme.” Dinlenmek isteriz: “Boş durmak tembelliktir.” Para kazanmak isteriz: “Çok para insanı bozar.” Yeni bir yola çıkmak isteriz: “Bu yaştan sonra başlanır mı?” İlişkide sınır koymak isteriz: “İnsan sevdiklerine böyle davranmaz.”

Bu cümleler çoğu zaman sadece bugünün düşünceleri değildir. Aileden, çocukluktan, kültürden, okuldan, toplumdan, hatta kuşaklar boyunca aktarılmış hayatta kalma biçimlerinden gelir. İnsan onları içinde duyar ve zanneder ki kendi aklı konuşuyor. Oysa bazen konuşan akıl değil, geçmişin kaydıdır. İç ses dediğimiz şey her zaman iç rehberlik değildir. Bazen içimizdeki ses, bize ait olmayan korkuların yankısıdır.

Çocuklukta Duyulan Cümleler Büyüyünce İç Ses Olur

Çocuklukta Duyulan Cümleler Büyüyünce İç Ses Olur

Bir çocuk dünyaya geldiğinde kendi değerini, gücünü, hakkını ve sınırını bilerek yaşamaz. Bunları içinde büyüdüğü çevreden öğrenir. Ona nasıl bakıldığı, nasıl konuşulduğu ne zaman onaylandığı ne zaman susturulduğu, hangi duygusuna izin verildiği, hangisinin ayıplandığı, iç dünyasında bir ölçü sistemi oluşturur. “Çok konuşma.” “Büyüklerin yanında fikrini söyleme.” “Ağlama, güçlü ol.” “Kız çocukları öyle davranmaz.” “Fazla sevinme, nazar değer.” “İnsan herkesi memnun etmeli.” Bu cümleler çocukken dışarıdan gelir. Fakat yetişkinlikte içeriden konuşmaya başlar.

Bir kadın toplantıda fikrini söylemek ister, tam ağzını açacakken içinden bir ses “Ya saçma bulunursam?” der. Belki de o ses, çocukken sözü kesilen, fikri önemsenmeyen, fazla konuştuğunda ayıplanan küçük kızın sesidir. Bir erkek üzgün olduğunda ağlamak ister ama kendini tutar. Çünkü içinde hâlâ “Erkek adam ağlamaz” cümlesi dolaşıyordur. O artık yetişkindir ama duygularına çocukken konmuş yasak hâlâ bedende çalışıyordur.Bir insan dinlenmeye ihtiyaç duyar. Bedeni yorulmuştur, zihni susmak ister. Fakat koltuğa oturduğu anda suçluluk başlar. “Boş boş oturuyorsun. Daha çok çalışmalısın.” O ses belki de üretkenliği sevgiyle, çalışmayı kabul görmekle eşleştirmiş bir aile ikliminden geliyordur.

İnsan büyür ama bazı cümleler büyümez. İçimizde çocukluk yaşındaki hâliyle kalır ve yetişkin kararlarımızın üzerine gölge düşürür.

Aile İnançları: Görünmeyen Miras

Aile İnançları: Görünmeyen Miras

Her aile çocuklarına yalnızca genetik özelliklerini, soyadını ya da alışkanlıklarını aktarmaz. Aynı zamanda hayata bakış biçimini de aktarır. Para ile ilgili inançlar, ilişkilerle ilgili kalıplar, başarı tanımı, korkular, fedakârlık anlayışı, sevgi gösterme biçimi, hatta mutluluğa ne kadar izin verileceği bile aile içinde öğrenilir. Bazı ailelerde para her zaman kaygıyla konuşulur. “Aman dikkat et, para kolay kazanılmıyor. Elindekini kaybetme. Fazlasını isteme.” Böyle bir evde büyüyen biri yetişkin olduğunda iyi para kazanma fırsatı geldiğinde bile huzursuzlanabilir. Çünkü içinde para ile güven değil, tehdit eşleşmiştir.

Bazı ailelerde görünür olmak tehlikeli kabul edilir. “Çok öne çıkma. İnsanların gözüne batma. Başarılarını anlatma.” Böyle büyüyen biri, yıllar sonra çok değerli işler yapsa bile kendini göstermekte zorlanır. Başarısını saklar. Parlamak ister ama parlamaktan utanır.

Bazı ailelerde fedakârlık sevginin ölçüsü gibi öğretilir. “Önce başkaları. Kendini düşünmek ayıptır.” Böyle bir kişi yetişkin olduğunda kendi ihtiyacını dile getirdiğinde suçluluk hisseder. Sınır koyduğunda kötü biri olduğunu zanneder. Yorulsa da duramaz. Çünkü içindeki kayıt şunu söyler: “Sevilmek için vermelisin.”

Bazı ailelerde ise hata yapmak kabul edilemez. Çocuk hata yaptığında küçümsenir, eleştirilir ya da utandırılır. Böyle büyüyen biri yetişkin olduğunda karar vermekte zorlanabilir. Çünkü onun için hata, öğrenmenin doğal parçası değil değersizlik kanıtıdır.

Bu inançlar fark edilmediğinde kader gibi yaşanır. İnsan kendi seçimi sandığı şeylerin aslında ailesinden miras kalan görünmez yasalar olduğunu göremez.

Oysa her miras kabul edilmek zorunda değildir. Bazı miraslar onurlandırılır. Bazıları teşekkür edilip bırakılır.

Kültürel Kalıplar: Toplumun İçimize Yerleşen Sesi

Aileden sonra en güçlü seslerden biri kültürdür. Toplum bize hangi yaşta ne yapmamız gerektiğini, nasıl görünmemiz gerektiğini, ne kadar başarılı sayılacağımızı, kadınsak nasıl davranmamız, erkeksek neyi bastırmamız gerektiğini sessizce öğretir. Belli bir yaşa geldiğinde evlenmediysen eksik hissedersin. Evlendiysen çocuk yapman beklenir. Çocuğun varsa iyi anne veya iyi baba olmanın sonu gelmeyen ölçülerine tabi tutulursun. Çok çalışırsan “aileni ihmal ediyorsun” denir. Kendine zaman ayırırsan “bencilsin” denir. Başarılı olursan “değiştin” denir. Başarısız olursan “zaten yapamazdı” denir. Toplumun sesi bazen o kadar kalabalıktır ki insan kendi iç sesini duymakta zorlanır. Kendi istediği hayatı değil, kabul edilebilir olan hayatı kurmaya çalışır. Kendi ritminde değil, dışarıdan belirlenmiş takvimlerde yaşar. Otuzunda şunu yapmalı. Kırkında bunu başarmalı. Elli yaşından sonra artık şöyle davranmalı.

Böyle bir zihinsel iklimde insanın kendi gerçeğine sadık kalması derin bir bilinç ister. Çünkü kültür çoğu zaman bizi dışarıdan zorlamaz içimizde konuşmaya başlar. Bu sesleri sorgulamadıkça hayatımızı gerçekten kendimiz seçtiğimizi zannederiz. Oysa çoğu zaman görünmeyen bir kabul edilme ihtiyacının içinde hareket ederiz.

İç Ses mi, İçselleştirilmiş Korku mu?

İç Ses mi, İçselleştirilmiş Korku mu?

İnsanın içinden gelen her uyarı değersiz değildir. Bazen sezgi gerçekten konuşur. Bir şeyin bize uygun olmadığını hissederiz. Bir insanın yanında bedenimiz daralır. Bir kararda içimiz net değildir. Bu içsel bilgeliği duymak önemlidir. Fakat iç ses ile içselleştirilmiş korkuyu ayırmak gerekir. Gerçek iç ses genellikle sakin ama nettir. Bağırmaz, tehdit etmez, küçültmez. Size yön gösterir ama sizi aşağılamaz.

İçselleştirilmiş korku ise acelecidir, baskıcıdır, çoğu zaman utanç ve suçluluk üretir. “Yapma, rezil olursun. Sus, sevilmezsin. Deneme, başarısız olursun. İsteme, kaybedersin.” der. Bir işi bırakıp yeni bir alana geçmek istediğinizde içinizden gelen ses gerçekten bilgelik mi, yoksa ailenizin güvenlik korkusu mu? Kendinizi göstermek istediğinizde geri çekilmeniz tevazu mu, yoksa görünür olursanız eleştirilirsiniz korkusu mu? Bir ilişkide sınır koyamadığınızda bu sevgi mi, yoksa terk edilme korkusu mu? Yardım istemekte zorlandığınızda bu güçlülük mü, yoksa çocukken yük olmamayı öğrenmiş olmanız mı?

Bu sorular insanı rahatsız edebilir. Fakat rahatsızlık her zaman kötü değildir. Bazen bilinç, uzun süredir normal sandığımız şeylerin gerçekten bize ait olup olmadığını sorgulamaya başladığında sarsılır. Ve işte dönüşüm orada başlar.

İçindeki Sesleri Ayırt Etmek

İnsanın kendi sesini bulması, içindeki tüm sesleri susturmasıyla olmaz. Önce onları tanıması gerekir. Bu ses annemin sesi mi? Babamın korkusu mu? Öğretmenimin yargısı mı? Toplumun beklentisi mi?

Bir kadın yeni bir eğitim almak ister ama içinden “Geç kaldın” sesi gelir. O sese hemen inanmak yerine durup sorabilir: “Bu düşünce gerçekten benim mi? Yoksa yaşla birlikte insanın daralması gerektiğine inanan bir kültürün sesi mi?” Bir adam terapiye gitmek ister ama “Ben deli miyim?” diye düşünür. Bu soru gerçekten kendisine mi aittir, yoksa duygusal destek almayı zayıflık sayan eski bir erkeklik kalıbından mı gelir? Bir genç kendi yolunu seçmek ister ama ailesini hayal kırıklığına uğratmaktan korkar. İçindeki suçluluk gerçekten yanlış bir şey yaptığını mı gösterir, yoksa kendi hayatını seçmenin aile sistemi içinde tehdit gibi algılanmasından mı kaynaklanır?

Bu ayrımları yapmak insanı özgürleştirir. Çünkü bir düşüncenin bize ait olmadığını fark ettiğimizde, onu taşımak zorunda olmadığımızı da görürüz.

Kendi Sesine Geri Dönmek

Kendi sesini bulmak, yüksek sesle konuşmak değildir. Herkese karşı çıkmak, aileyi reddetmek, kültürü yok saymak ya da geçmişle savaşmak da değildir. Kendi sesini bulmak, içindeki kalabalığın içinde hakikaten sana ait olanı ayırt edebilmektir. Bazen ailemiz bizi korumak için korkularını aktarır. Bazen toplum düzen sağlamak için kalıplar üretir. Bazen çocukken duyduğumuz cümleler bizi o dönemde hayatta tutmuştur. Fakat bir zamanlar bizi koruyan şey, bugün bizi kısıtlıyor olabilir.

Çocukken susmak güvenliydi belki. Bugün konuşmak özgürleştirici olabilir. Bir zamanlar görünmemek sizi eleştiriden korumuş olabilir. Bugün görünmemek potansiyelinizi saklıyor olabilir. Bir zamanlar herkesi memnun etmek sevilmenin yolu gibi görünmüş olabilir. Bugün herkesi memnun etmeye çalışmak sizi kendinizden uzaklaştırıyor olabilir. Bu yüzden içimizdeki sesleri sorgulamak, geçmişe saygısızlık değildir. Kendi bilincimizin sorumluluğunu almaktır.

İçindeki her ses sana ait değil. Ama hangi sesle yaşayacağını seçmek sana ait.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Avatar fotoğrafı
Ankara Üniversitesi Biyoloji bölümü mezunu olan Gülcan Burçin Bilgiç, evrenin ve insanın matematiğine duyduğu derin ilgiyle yıllar içinde spiritüel alanlara yönelmiş, bilgi ve deneyimini çeşitli kadim öğretilerle harmanlamıştır. Numeroloji başta olmak üzere birçok enerji sistemi üzerine uzmanlaşarak bireylerin potansiyellerini keşfetmelerine rehberlik etmektedir. Sosyal medya üzerinden içerik üreterek geniş kitlelere ulaşan Bilgiç, verdiği eğitimler aracılığıyla hem bireysel hem de kolektif dönüşüme katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Her danışman ve eğitimlerinde, sezgi, bilimsel merak ve enerji bilgeliğini bir araya getiren bütünsel bir yaklaşım sunar. Uzmanlık Alanları & Aldığı Eğitimler: Numeroloji, Kundalini Reiki, Aile Dizimi, İlahi Kalp Bağlantısı, Biyoenerji, İlahi Dokunuş, Access Bars, Seraphim Blueprint, Seraphim Işığı, Bach Çiçekleri Terapisi, Seraphim Agua, Shasta, Dağı Kristalleri, Lotus Fire, Gezegen Enerjileri, Yaşam Boyu, Mindfulness, Gerçeğe Uyanış, “Güçlü Beden, Açık Kalp, Berrak Zihin” Programı, Budanın Öğretileri, Enneagram Öğretisi, Yol ve Erdem Eğitimi
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.