İNSAN NEDEN HASTA OLUR?
Farkındalık

İnsan neden hasta olur?

“Kronik hastalık —zihinsel veya fiziksel— gizemli bir sapma değil, nasıl yaşadığımızın bir sonucudur.”

Gabor Maté, Normal Efsanesi

Ipsos’un 31 ülkede yaptığı araştırmada, “Ülkenizde insanların yaşadığı en büyük sağlık problemi nedir?” sorusuna verilen yanıtlarda ruh sağlığı yüzde 45 ile ilk sırada, kanser ise yüzde 38 ile ikinci sırada yer almış. Bu sonuç, kanserin önemini yitirdiğini değil, insanların sağlığa bakışının değişmeye başladığını gösteriyor. Peki sağlığa bakışımız nasıl değişti?

Bir Hekimin Dikkatini Çeken Şey: İnsanın Hikâyesinin Önemi

“Doktorla; uzmanlaştıkça vücudun bir parçası veya organı hakkında daha çok şey bilmekte ve o parçanın ait olduğu insanı daha az anlama eğilimi sergilemektedir.”

Gabor Maté, Vücudunuz Hayır Diyorsa

Tıp bilimi uzun yıllar boyunca hastalıkların biyolojik nedenlerine odaklandı: Kanser neden olur, bağışıklık sistemi neden çöker, genler riski ne kadar artırır, hangi tedaviler etkili olur? Şüphesiz bu çalışmalar çok önemli ve hayat kurtarmaya devam ediyor. Kanadalı hekim Dr. Gabor Maté ise bu tabloya başka bir soru ekledi: “Bu insan nasıl bir hayat yaşadı?”Bu bakış açısı Maté’nin kendi yaşam öyküsünden de besleniyor. 1944’te Budapeşte’de Yahudi bir ailede doğdu; Nazi işgali sırasında babası zorunlu çalışmaya gönderildi, annesi ise onu koruyabilmek için bir süreliğine başka insanların yanına bırakmak zorunda kaldı. Maté, bilinçli olarak hatırlamadığı bu erken ayrılığın ve korkunun sinir sistemi üzerinde iz bırakabileceğini yıllar sonra kendi hikâyesi üzerinden anlattı.Vancouver’da çalıştığı hastanenin palyatif bakım ünitesinde, yaşamlarının son dönemindeki hastalarla ilgilenirken dikkatini onların yaşam öyküleri çekti. Hastalarıyla ve onları ziyarete gelen yakınlarıyla konuştu; çocukluklarını, aile ilişkilerini, evliliklerini, üstlendikleri rolleri, öfkelerini ifade edip etmediklerini ve hayat boyu en çok neyi içlerinde tuttuklarını anlamaya çalıştı. Ayrıca ölüm ilanlarında yazılan “Herkes için yaşadı”, “Kendini ailesine adadı”, “Hiç kimseyi kırmadı” gibi ifadelerin, bir insanın yaşam biçimine dair neler anlattığını da inceledi. Farklı hastalıklara sahip insanların hikâyelerinde tekrar eden örüntüler gördükçe şu soruya yöneldi: Bir insanın yaşam öyküsü ve taşıdığı duygusal yükler, bedenini nasıl etkiler?

Ortak Hikâye

Ortak Hikâye

“Travma, başınıza gelen olay değildir; o olayın içinizde bıraktığı izdir.”

Gabor Maté, Normal Efsanesi

Kişilerin hayatları birbirinden farklı olmasına rağmen, hayata uyum sağlama biçimlerinin benzer olması Maté’nin dikkatini çekti. Çevreleri tarafından genellikle “çok iyi”, “fedakâr” ve “sorumluluk sahibi” diye tanımlanıyorlardı. Kendi ihtiyaçlarını sürekli geri plana atıyor, yardım istemekte zorlanıyor, kimseyi üzmemek için kırgınlıklarını dile getirmiyor, öfkelerini bastırıyor ve sürekli “idare etmeyi” seçiyorlardı. Maté bu noktada şu soruyu sordu: İnsan neden sürekli kendinden vazgeçer ve neden “hayır” demek ona bu kadar zor gelir? Hiçbir çocuk “Ben herkesi mutlu etmeliyim”, “Benim ihtiyaçlarım önemli değil” ya da “Kimseye yük olmayayım” demez. Çocuk, bakım verenlerine bağımlıdır; kabul görmek, ait olmak ve ilişkiyi kaybetmemek onun için yalnızca duygusal bir ihtiyaç değil, hayatta kalma koşuludur. Öfkelendiğinde cezalandırılan çocuk öfkesini bastırmayı; üzüldüğünde “Abartıyorsun” denilen çocuk duygularına güvenmemeyi; anne ya da babasının yükünü taşıyan çocuk erken yaşta güçlü olmayı öğrenir. Bunlar bilinçli seçimler değildir, ilişkiyi korumak için geliştirilen uyum stratejileridir. Çocuklukta koruyan bu stratejiler değişmeden yetişkinliğe taşındığında, kişi herkesi memnun etmeye devam eder, kendi ihtiyaçlarını geri plana atar ve bunu kişiliğinin doğal bir parçası zanneder.

Beden Bu Hikâyeyi Nasıl Taşır?

Beden Bu Hikâyeyi Nasıl Taşır?                                                                                               

“Zihin ile beden arasındaki bağlantılardan bahsetmek bile iki ayrı varlığın bir biçimde birbiriyle bağlantılı olduğunu ima etmektedir. Oysaki gerçek hayatta böyle bir ayrılık bulunmamaktadır; zihinsiz bir beden, bedensiz bir zihin yoktur.”

Gabor Maté, Vücudunuz Hayır Diyorsa

Bir tehlikeyle karşılaştığımızda bedenimiz bizi korumak için harekete geçer: Kalp hızlanır, nefes değişir, kaslar gerilir ve dikkat tehlikeye yönelir. Tehlike geçtiğinde sistem yeniden sakinleşir. Sorun, bedenin tehlikenin hiç bitmediğini düşündüğü durumda başlar. Çocuklukta uzun süre korku, eleştiri, güvensizlik ya da duygusal baskı yaşayan biri için reddedilmek, birini hayal kırıklığına uğratmak ya da “hayır” demek yıllar sonra bile tehdit gibi hissedilebilir. Maté’nin “stres” dediği şey yoğun iş temposunda yaşanan stres değildir. Kendi duygularını yıllarca bastırmak, sürekli güçlü görünmek, başkalarını memnun etmek ve kendin olmaktan vazgeçmek beden için yüktür. Vücudun alarm sistemi uzun süre açık kaldığında uyku, sindirim sistemi, hormonlar, bağışıklık sistemi ve bedenin kendini onarma süreçleri bundan etkilenir.  

Maté’nin yıllar önce sorduğu bu sorular yalnızca onun klinik gözlemlerine dayanmıyor. Psikonöroimmünoloji adı verilen bilim alanı; beynimiz, sinir sistemimiz, hormonlarımız ve bağışıklık sistemimizin birbirini etkilediğini ve bir bütün olduğunu ortaya koyuyor. Yani yaşadığımız duygusal deneyimler yalnızca zihnimizi değil, bedenimizi de etkiliyor.

Peki Kanser?

Peki Kanser?

“Hayır demeyi öğrenmemiz engellendiğinde, sonunda bedenimiz bunu bizim yerimize söylemek zorunda kalabilir.”

Gabor Maté, Vücudunuz Hayır Diyorsa

Gabor Maté hiçbir zaman “Travma kanser yapar” ya da “Bastırılmış öfke kanserin tek nedenidir” demiyor. Kanser; genetik, yaş, çevresel maruziyetler, enfeksiyonlar, yaşam tarzı ve daha birçok etkenin rol oynadığı karmaşık bir hastalıktır. Onun sorduğu soru ise farklıdır: İnsan onlarca yıl bedeninin verdiği sinyalleri görmezden gelerek yaşarsa, bunun hiçbir biyolojik karşılığı olmadığını gerçekten söyleyebilir miyiz? Uzun süre devam eden stresin bağışıklık sistemini, iltihap süreçlerini ve vücudumuzun onarım mekanizmalarını etkilemesi, yaşam öyküsünü kanserin tek açıklaması yapmaz; ancak beden ile yaşam öyküsü arasındaki ilişkinin göz ardı edilemeyeceğini gösterir. İşte bu yüzden yalnızca tümöre değil, tümörü taşıyan insana da bakmamız gerekir.

Ruh Sağlığı Listede Neden İlk Sırada?

“Acıdan kaçma çabası, daha fazla acı yaratır.”

Gabor Maté, Aç Hayaletler Diyarında

Ruh sağlığı yalnızca depresyon ya da kaygı değildir. Kendimizi güvende hissedip hissetmediğimiz, ilişkilerimizde kendimiz olup olamadığımız, duygularımızı ifade edip edemediğimiz, çocuklukta geliştirdiğimiz uyum stratejilerinin bugün hâlâ hayatımızı yönetip yönetmediği de ruh sağlığının içindedir. Bu nedenle ruh sağlığı yalnızca düşüncelerimizle ilgili değildir. Bedenimiz, sinir sistemimiz, ilişkilerimiz ve yaşadığımız hayat da ruh sağlığımızın ayrılmaz parçasıdır.

Hikâyemiz Gerçekten Sadece Bize mi Ait?

Hikâyemiz Gerçekten Sadece Bize mi Ait?

“Travma çoğu durumda birden fazla kuşağı kapsar. İletim zinciri ebeveynden çocuğa gider, geçmişten geleceğe uzanır.”

Gabor Maté, Normal Efsanesi

Gabor Maté’nin bireyin yaşam öyküsüne açtığı pencereye, aile sistemi bakış açısıyla bir soru da ben eklemek istiyorum: Bu hikâye gerçekten yalnızca bize mi ait? Bir çocuk yalnızca ailesinin genetik mirasını alarak dünyaya gelmez; aynı zamanda ailenin ilişkilerinin, anlatılan hikâyelerinin ve sessizce taşınan yüklerinin de içine doğar. Annenin kaygısı, babanın taşıdığı ağır sorumluluk, büyükannenin tutamadığı yas, dedenin savaş korkusu ve kuşaklar boyunca aktarılan görünmeyen kurallar, sonraki nesillerin dünyayı algılama ve ilişki kurma biçimini etkiler. Bu nedenle bazı insanlar kendilerini sürekli geri plana atar, kurtarıcı rolünü üstlenir ya da aynı acıyı farklı ilişkilerde tekrar tekrar yaşayabilir. Sistemik bakış, yalnızca “Ben ne yaşadım?” değil, “Benden önce neler yaşandı ve ben bugün neyi taşımaya devam ediyorum?” diye de sormamızı sağlar.

Ruhsal ya da fiziksel olarak hasta insanlar anormal değildir; bunlar anormal koşullara verilen normal tepkilerdir.

Gabor Maté, Normal Efsanesi

Belki de “İnsan neden hasta olur?” diye sormaktan önce başka bir yere bakmak gerekir: Hastalık ortaya çıktığında, onu yaşayan kişinin hayatında neler olup bittiğini ne kadar merak ediyoruz? Çünkü beden, yaşamdan bağımsız değildir. Uykusuzluk, uzun süren stres, kaygı, ilişkiler, çalışma koşulları, ekonomik güçlükler, geçmiş deneyimler ve içinde yaşadığımız çevre bedenle kurduğumuz ilişkinin parçalarıdır. Bu nedenle hastalığı yalnızca bedende ortaya çıkan ve ortadan kaldırılması gereken bir sorun olarak ele almak, insanın deneyiminin önemli bir bölümünü dışarıda bırakabilir. Tedavi semptoma müdahale ederken, kişinin yaşam öyküsünü ve içinde bulunduğu koşulları da hesaba katabildiğinde daha bütünlüklü bir bakış mümkün olur.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Gülgün Yücel
Gülgün Yücel, kadınlarla çalışan bir dönüşüm rehberi ve eğitmendir. Çalışmalarının merkezinde aile dizimi, rahim çalışması ve kadınlıkla ilgili kuşaklar arası aktarımlar yer alır. Travmanın yalnızca duygusal değil, zihinsel ve bedensel boyutlarıyla da ele alınması gerektiğine inanır ve çalışmalarını bütüncül bir yaklaşımla tasarlar. Bireysel ve grup çalışmaları, atölyeler ve kamplar aracılığıyla kadınların kendi içsel güçleriyle yeniden bağ kurmalarını destekler. Bodynamic (beden odaklı psikoloji) ve şok travma alanlarında eğitimler almıştır. Çalışmalarında beden–zihin–duygu bütünlüğünü temel alır.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.