İnsanın kalbi, yeryüzü sırrının içinde saklı olduğu yerdir. Onunla olan yolculuğunuz, yaşam yolculuğunuzdur. Sizi dünyaya getiren onun çağrısı mıdır, bilinmez; bununla birlikte sizi kendinize getirenin onun çağrısına kulak vermek olduğu kesindir. Ancak kalbe erenler, ruha erme şansı kazanır. Belki onlara “ermiş” denilmesinin sebebi budur.
Bir masal kahramanı ermiş,
Ruhu koruyan ermiş;
Silahı vicdan, mermisi sevgi
Toprağa bakar gözü
Başı göğe ermiş.
Abdalın Geride Bıraktığı
Geçmiş, geçmediğinde; iyileşmeyen bir yara gibidir. Temcit pilavı gibi tekrar tekrar önünüze gelir. Doğan Cüceloğlu buna “çözülmemiş meseleler” der. Her mesele, çözülmek ister. Tıpkı bir cesedin çürüyüp tekrar doğaya kavuşması gibi. Bu Abdalın geride bıraktığıdır. Buna direnmek acı verir.
Hajo Banzhaf, “Tarot ve Kahramanın Yolculuğu” kitabında Abdaldan; “Ya hiçbir şey bilmiyordur ya da bilgisini kullanmıyordur.” diye bahseder. Bildikleriniz, geçmişiniz… Geçmiş mi? Geçmedikçe ilerleyemezsiniz.
“Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez”
Çürüyen, bedendir. Çünkü kalp, geldiği sonsuzluğa kanat açmıştır. Ruh, onun ağzındaki zeytin dalıdır. O dal, varlık ve yokluğu içinde barındırır.

Ruh ve Beden Köprüsü
Kalp, bir süzgeç gibidir. Bilirsiniz belki, ilk duyduğumda beni çok etkilemişti. Tasavvuftaki ilk ders, kırmamakmış. Bu beden boyutudur. Fiziksel olanı korumayı öğrenirsiniz. Burada nefs vardır.
Son ders, kırılmamakmış. Bu kalp boyutudur. Burada nefsi aşarsınız. Ruh kapısı aralanır. Buradan içeri girdiğinizde artık herhangi bir şey için çabalamazsınız. Her şey, ilk bakışta gördüğünüzün çok ötesinde bir anlam taşır.
Beden, yaşam deneyiminin önemli bir anahtarıdır. Onu önemsemezseniz, varlığınızı sürdüremezsiniz. Bununla birlikte kalbiniz, onu canlı tutan ateştir. Sönmemesi gerekir. Ve sadece ruh bunu yapabilir.
Ruhun sonsuzluğuna kapılırsanız kaybolup gidebilirsiniz. Bedeninize sıkışıp kaldığınızda, canlılığınızı yitirirsiniz. Sizi ayakta tutan aklınız, ayaklarınızın altında cenneti tutan kalbinizdir.
Ruh, Yaratanın size duyduğu hayranlıktır. Yolculuğunuz hep ona doğrudur. Onun size verdiği her şeyi geride bırakabildiğiniz müddetçe, çok daha fazlasına yer açabilirsiniz. Korkuya, şüpheye kapıldığınızdaysa daha da ilerleyemezsiniz. Burası kalbinizin ışığının söndüğü yerdir. Cehennem burasıdır.
Aşığın Yolu
Hajo Banzhaf, aynı kitapta Aşıklardan “Sevgiliyle simgelenen, kahramanın kendi yolculuğudur.” diye bahseder. Sevgiliniz, kendisinden en çok bahsettiğiniz kişidir. Ve o, sizin onunla kendinize doğru yola çıktığınız aynanızdır. O sizin babanız olabilir. Anneniz olabilir. Çocuğunuz olabilir. Dostunuz olabilir. Düşmanınız olabilir. O sizin size çıkan veya inen merdiveninizdeki basamaklardan biridir. Onu aşıp kendinize varamadığınız müddetçe onun da kendinizin de kanatlarını özgür bırakamazsınız.
Şeytanın Duası
Her şeyin geçici olduğu bu dünyada, geçmeyen tek bir şey olabilir: siz. Bugün varız yarın yokuz. Bu sözü biraz değiştirelim. Dün vardık bugün de varız. Dün yoktuk bugün de yokuz. Bugün varız yarın da oluruz. Bugün yokuz yarın oluruz.
Hangisi doğru, hangisi yanlış ve belki daha önemlisi, bir doğru var mı, bir yanlış, bilinmez. Şeytan, kendinizi terk ettiğiniz yerdir. Orada bir başkasıyla karşı karşıya olduğunuzu zannedersiniz. Ondan merhamet dilersiniz. O size merhamet edemez. Ancak siz kendi kendinize merhamet edebilirsiniz.
Cezalandırmak istedikleriniz kadar ağırdır suçluluğunuz ve kendine teslim edebildikleriniz kadar teslim alırsınız kendinizi. Şeytan, ‘’Beni bul!’’ der. ‘’Senim ben!” dediğinizde “Öyleyse, geç git!” der. Geçersiniz.
Geçen, geçmiştir. Geçmeyen, yaradır. Vazgeçmek, terk etmek demek değildir. Vazgeçmek, herkesi kendine emanet etmektir. Ve size emanet edilene böylelikle hıyanet etmezsiniz.

Yeryüzü Cenneti
Yeryüzüne ne ile geldiniz? Kaderinizle… Kader nedir? Kendiniz. Ağacın kaderi, ona layık görülenle değil, onun kim olduğuyla ilgilidir. Kader, elinizdeki kalemdir. Okumayı bilenlerin, yazılmasını beklemesine gerek yoktur. Onlar, görenlerdir. Sağa bakıp görenler ki sağda, akıl vardır. Sola bakıp görenler ki solda, kalp vardır. Önüne bakıp görenlerse sağı ve solu buluşturanlardır.
Beden, insanın kalesidir. Kalp, o kalenin askeridir. Ruh, dalgalanan bayrağıdır. Bayrak, bağımsızlık simgesidir ve her bayrak, her bayrağa saygı duyduğunda ne kan dökülür, ne yol daralır ne insan kararır.
Ruh, tüm kainattır. O size daim gülümser. Ve hep öğütler: “Geçip gidin, alıp geçin, taşıyabileceğinizden fazlasını kendinize yük etmeyin, daha çantanıza koymak isteyeceğiniz çok şeye daha rast geleceksiniz.”
Sağlıcakla kalın
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

