Farkındalık

Para spiritüel midir? Para ve spiritüellik neden çelişiyor?

Yıllar yıllar önceydi. Yeni istifa etmişim. İstifa etmiştim ama artık bu işi bırakacağım ve şunu yapacağım diye hiçbir şey yoktu aklımda. Dolayısı ile büyük bir boşluğun ve belirsizliğin içinde buldum kendimi. Yapmak istediğim şeylerin özüne dair bir şeyler hissediyorum ama o öze uygun işler ne olurdu bilemiyorum. O boş zamanlar, bilinmezlik, bir şekilde beni kendi içime yönlendirdi. Sorgulamalarım arttı. İç sesimi çok daha net duyar oldum. Ne istediğimi henüz keşfedemesem de ne istemediğimi çok iyi biliyordum. Oradan başladım ben de. Öyle böyle farklı şeyler araştırarak deneyerek 1 sene geçmişti bile.

Ruhsal Gelişimin Maddi Bedeliyle İlk Karşılaşma

Tam ne zamandı hatırlamıyorum ama elime bir kitap geçti. Metin Hara, Yol. Başladım okumaya. Daha kitabın önsözündeydim hüngür hüngür ağlamaya başladım. Yol bana görünür olmuştu sanırım o zamanlarda. O kitabı okudum, sonra bir başkasını, sonra Beki İkala’nın Meleklerle Yaşamak’ını, sonra başkalarını. Artık içimde bir yangın vardı. Daha fazlasını istiyordum. Çok daha fazlasını. Sonra öğrendim ki bu iki değerli insanın workshopları, eğitimleri varmış. Ben de yazdım onlara, her ne kadar hiç param olmasa da. Belki dedim o kadar da pahalı değildir, belki bir şekilde öderim. Hangisi ne kadardı hatırlamıyorum. O zaman bana pahalı gelmişti ama acaba gerçekten pahalı mıydı bilmiyorum. Kişisel ve ruhsal gelişimin yoluna yeni girmiş her yeni meraklı bebe gibi kınadım o eğitimleri, istenilen o paraları. “Bu ne saçmalık” dedim. “Bu eğitimler yardıma ihtiyacı olan insanlar için değil mi? Sadece elitler mi ulaşabilecek bu deneyimlere? Asıl benim ve benim gibilerin ihtiyacı var!” derken kendime acıma ve yoksulluk bilinci örüntülerim hortlamıştı. Aslında şimdi bakınca fark ediyorum ki istediğim eğitim o zaman başlamış bile benim için, ben farkında değilmişim. O zaman madde ve manayı iki farklı şey sanıyordum. İşlerin nasıl işlediğine dair hiçbir bilgim yoktu. Yemeğe, ayakkabıya, gezmeye, spor salonuna, doktora, bir kursa verilen paraları çok doğal bulurken neden ruhsal gelişimimize ve yaşam standartlarımıza büyük katkı sağlayacak hizmetlere verdiğimiz paraya elimiz bir türlü varmıyor, diye düşünemiyordum.

Reiki ile Tanışma ve Enerji Dengesinin Önemi

Zaman geçti, bu sefer yolum Reiki ile kesişti. Eğitim, o zaman benim için ödeyebileceğim bir miktardı ve ben de atladım içine. Reiki’yi anlatırken sevgili master’ımız Öznur, uyumlu olduğu ekolün kurucusu olan Dr. Usui Ryoho’nun hikayesini paylaştı bizimle. Dr. Usui, kendi araştırmaları ile Hint sutralarında Reiki şifa tekniğini bulduktan sonra bunu nasıl kullanabileceğini anlamak için tek başına bir inzivaya çekilmiş. Aradığı cevapları bu süreçte bulmuş ve enerjiyi nasıl kullanabileceğini, bunu başkalarına nasıl aktarabileceğini öğrenmiş. Bu deneyimden sonra düşmüş yollara. Japonya Kyoto’da çok yoksul insanların olduğu bir semtte onlarla birlikte yaşamaya ve onlarla yaşarken de kişilerin üzerinde Reiki şifasını kullanmaya başlamış. 7 yıl boyunca bunu sürdürürken fark etmiş ki gerçekten de insanların hayatları pozitif yönde değişiyormuş. Fakat nihayetinde kişilerin tekrar eski hallerine dönmeye başladıklarını gözlemlemiş 7 yılın sonunda. Bunun ardından 2 önemli koşul belirlemiş. Birinci koşul, kişi Reiki şifasını istemeli olmuş. İkinci koşul, şifa alındığında eşit bir enerji alışverişinin olması gerektiğiymiş. Yani daha net bir tabirle, kişi şifalanmayı talep etmeli ve aldığı şifanın karşılığında da eş değerde bir şey ödemeli. Neden peki? Çünkü içinde yaşadığımız ortak kararlaştırılmış gerçekliğimizde bizler bedelini ödemediğimiz ve hatta bazen ucuz bulduğumuz bir hizmeti değersizleştiriyoruz. Değersizleştirdiğimiz şeyi önemsemiyor, ona saygı duymuyor ve sonuç olarak da fayda sağlamıyoruz. Ayrıca şifa denilen şeye de ancak çok karmaşık süreçleri içerdiğinde ikna olabiliyoruz. Daha basit bir yolu var evet ama inanç sistemlerimiz şifanın kolay ve bedelsiz olması ile uyumlu değil. Ve bir de eklemeden edemeyeceğim, onlarca seanstan sonra rahatlıkla söyleyebilirim ki bazılarımız iyileşmeyi gerçekte istemiyor, bunu da kabul edelim.

Regresyon ve Gerçek Niyetin Gücü

Sonra yine yıllar geçti. Pandemi yeni bitmişti. Yaptığım onca farklı şeyin yanında ruhsal ve kişisel gelişim eğitimlerim, okumalarım devam etmişti. Bir gün içime bir aşk daha düştü. Dedim, ben regresyon terapisini öğrenmeliyim. Oyunculuk hocam, aynı zamanda da artık arkadaşım olan Deniz dedi ki “Bekle Vernon gelecek baharda, oraya gider Release tekniğini öğrenirsin”. Heyecanlandım ama sonra durdum dedim ki “Gideyim de Deniz, benim o kadar param yok ki!” Deniz de “Sen ne var ne yok biriktir, bir şeyler ayarlanır” dedi ve ben yeni bir niyet koydum yoluma. Sonrasına geçmeden de şunu söylemeliyim. Kendi üzerime yaptığım çok yatırım oldu. Gerçekten çok para harcadım. Fakat süreç içinde fark ettiğim bir şey olmuştu. Neye çok heyecanlansam, neye “ben bunu kesin yapmalıyım” desem, çalışmamama, birikmiş bir param olmamasına rağmen bir şekilde bir yerlerden bir para ya da bir destek geliyordu. Doğru yoldaydım, istikrarlıydım ve kararlıydım. İşte o yüzdendir ki bence artık bir sonraki seviyeye, yeni rehberimle tanışmaya hazırdım. Vernon’ın gelmesi yaklaştı, bir gün Deniz bir müjde verdi. Dedi ki “Vernon’ın seminerinde asistanlık yapacaksın, karşılığında da katılımcı olacaksın. Yani hiçbir şey ödemeyeceksin.” Şimdi anlıyorum ki aslında ödememi para olarak değil, hizmet olarak yapacaktım. Ardından inziva zamanı geldi Vernon’ın Labirent semineri sonrası, Vernon’a o kadar bayıldım, bana o kadar iyi geldi ki varlığını unuttuğum bir altın bilezik buldum bir çekmecede, parası tam yatılı seminerin parası kadardı. Sonra öğrendim ki bu gibi denk gelişler, sürprizler hep olurmuş. Vernon o zaman bana hayatımı geri hediye etti sanki. Hayatım, Vernon’dan önce ve Vernon’dan sonra diye 2’ye ayrıldı. Bunun bedeli nasıl ölçülebilir?

Şifacının Yolculuğu ve Emek

Ve peki şifacı, rehber ne yapar? Şifacı aslında alan tutar. Şifacı, kolaylaştırıcıdır. Fakat şifacı, başkasının yerine yapılması gerekenleri asla yapmaz. Şifacı kişilerin zihinlerini, bedenlerini, ruhlarını kontrol etmez, müdahale etmez. Şifacının işi, kişi ya da kişilere yüksek titreşimli bir bilinç seviyesini tutmak ve onları da oraya davet etmektir. Kişiler buraya adım atıp atmamaya kendi karar verir. Kişi şifayı alıp almayacağına kendi karar verir. Şifa, şifacının kendisinde değil, tuttuğu alandadır, oradadır. Uzanıp almak asıl meseledir. O yüzdendir ki bir şifa ustasının, rehberin, master’ın onlarca seminerine katılıp hayatında ve kendinde hiçbir şey değiştiremeyenlerin yanında, tek bir seferde büyük sıçramalar gerçekleştirenler vardır. Değişim, kişinin özgür iradesindedir. İyi bir şifacı, bana kalırsa, kişilere kendi içsel rehberlikleri ile buluşmaları için, kişilerin bağımsızlaşması ve özgürlüğüne kavuşması için rehberlik edendir. Şifa, sandığımız gibi, orada burada lanse edilen gibi bir “iyileşme” değildir. Şifa, özüne geri dönmek, gerçek gücünle, hakikatinle buluşmak, yalanlar üzerine kurulu anlaşmaları bozmaktır. Bakıldığında çok soyut tabirler belki ama bana sorarsanız hayattaki en önemli şeyler. Hayattaki en önemli şeyleri anlamanın ve olmanın bedelini nasıl belirleyebiliriz peki?

Şimdi hepsini toparlamaya çalışayım. Onca yılın sonunda ben de bir şifacıyım diyebilirim artık. Ve ben de her zaman şifamı arıyorum ve olduğum seviyeden alan tutuyorum. Ben şifamı arıyorum ki tuttuğum alanın seviyesi de yüksek bir bilinç seviyesi olabilsin. Bu, alan tuttuğum kişilere karşı en önemli sorumluluğum. O yüzden şifacılık, seminerlerde öğrenilen, kurslarda alınan bir şey değildir. Şifacılık sürekli dönüşen ve gelişen ve yükselen bir olma halidir. Öyle olmak zorunda. Bir şifacı olarak kendi üzerime yaptığım tüm yatırımların, günlük hayatımda çokça özen gösterdiğim farkındalıkla yaşama pratiğinin, bir şifacı olduğum ve olmaya devam etmek istediğim için bitmek bilmeyen yüksek çabamın, harcadığım zamanın ve emeğin sonucunda verdiğim hizmetin ve katkının elbette bir karşılığı olacak. Neden olmasın ki? Çok mu hokus pokus geliyor? Ya gerçek sandığımızla, hokus pokus sandığımız şeyler aslında tam tersiyse? Para da onlardan biri aslında. Para da her şey gibi, her şey ile aynı aslında. Onu sadece madde sanan, ona anlamlar yükleyen biziz. İşte ortak kararlaştırılmış gerçekliğimiz. Usui usta ne demişti, şifa alındığında bir enerji değiş tokuşu olmalı. Bu enerji para da olabilir, emek de olabilir, eşya da olabilir, hizmet de olabilir. Bunun belirleyicisi de yine hizmeti verendir. Çünkü kişidir hizmetinin değerini belirleyen. Tıpkı bir kuaför gibi, bir ayakkabı tamircisi gibi, şifacı da bir hizmet verir ve bunun bir bedeli vardır.

Sorumluluk Bizde: Şifayı Seçmek ve Değeri Takdir Etmek

Spiritüel çalışmalarla parayı bir araya getiremememizin en önemli sebebi spiritüelliğe ve paraya atfettiğimiz bazı yargılarımız. Çoğumuza göre para spiritüel değil, o sadece madde. Bu mümkün değil. Spiritüellik ise maddeden ayrı. Bu hiç mümkün değil. Para kirli, düşük, negatif iken, spiritüellik ulvi, yüce, nasıl bir arada olabilir? Bu bakış açısıyla elbette olamaz.

Paranızı, enerjinizi, kaynaklarınızı kime, hangi seansa, hizmete sunacağınızın sorumluluğu sizde, bunu unutmayın. Verdiğiniz kararların, beklentilerin, yaptığınız eylemlerin ve seçimlerin sorumluluğu da sizde. Günün sonunda şifacımız bir dostumuz, kitaptaki bir satır, sosyal medyada gördüğümüz bir post bile olabilir. Diyorum ya şifa alandadır. Oraya çıkmaya karar verecek olan, deneyiminizi pozitif katkıya çevirecek olan sizsiniz. Bunu yapmanızı kolaylaştıran, kendi başınıza erişmekte güçlük çektiğiniz bir bilinç alanını size sunan kişilere ise hizmetleri karşılığında bir ödeme yapmak da çok doğaldır. Şifacılar da insandır. Onlar da yemek yer, gezer, kurslara gider, eşyalar alır. Ah belki de şifacılara karşı bakış açımızda bir tuhaflık vardır. Neyse oraya girmeyelim tekrar. Kafalar yeterince çorba olduysa,

Sevgiler olsun!


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Aslıhan Aydoğan Büyükakgül
1988 yılında doğdu. 21 yaşında Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Çalışma hayatına özel sektörde başladıktan 5 sene sonra, istediğinin bu olmadığına karar verdi ve hayallerinin peşine düşmek için işinden ayrıldı. 27 yaşında oyunculuk dersleri almak adına çıktığı yol onu kendi özüne doğru olan yoluna da yönlendirdi. Bu süreçte birbirinden farklı birçok eğitim aldı. Bu eğitimler hem bilişsel bilgileri, hem mistik ilimleri içermekteydi. Şimdi ise oyunculuğun yanı sıra tüm bu deneyimleri esentezleyerek tasarladığı atölyeler, danışmanlıklar ile kişiler ile birebir çalışmalar yapıyor.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.