İnsan davranışlarının ardında çoğu zaman sandığımızdan daha karmaşık bir mekanizma çalışır. Kararlarımız yalnızca akıl yürütmenin ürünü değildir; acı ve zevkle kurduğumuz zihinsel bağlar, korkularımızı ve arzularımızı şekillendirerek bizi yönlendirir. Bu yüzden hayatımızı belirleyen şey çoğu zaman acı karşısındaki tutumumuzdur.
Latince “Ben” anlamını taşıyan ego, “Ben kimim?” sorusuna yanıt veren, bizi çevreye karşı bir birey olarak tanımlayan zihinsel bir yapı. Egoyu, toplumsal kurallarla (süperego) içgüdüler (id) arasında denge kuran, geçmiş ve gelecek kaygısı taşıyan karmaşık bir sistem olarak görürsek, bu seviyedeki ego sadece insana özgüdür. Ve bu kadar zengin bir iç dünyaya sahip tek canlı türü de insandır.
Ego için belirleyici olan, yaşanan olaylardan çok, bu olayları yorumlama biçimimizdir. Bu yorumlar, kendimizi hangi gözle göreceğimizi ve gelecekte nasıl davranacağımızı şekillendirir. Bizi özel kılan yeteneklerimizden biri; nesneleri, fikirleri uyumlandırma, değiştirme, onları biçime sokma ve daha zevkli yararlı hale getirmedir. Bu uyumlandırma yeteneklerimizin en başta geleni de hayatımızın tecrübesini ele alıp onu başka tecrübelerle ilişkilendirerek tıpkı bir kaleydoskop gibi bir anlam haritası oluşturmamız. Ve bu harita dünyadaki başka herkesinkinden farklı.
“İnsan, uğruna yaşayacağı bir anlam bulduğunda, en ağır acılara ve zorluklara bile dayanabilecek bir güç kazanır.”
Biraz örneklendirelim. Açlık grevi yapan insanları düşünün, bu insanlar belli bir amaç uğruna yemek yemeden günlerce sağ kalmayı başarıyorlar, hayli fiziksel acı çekiyorlar ama sonunda dünyanın dikkatini çekip amaçlarına ulaşabiliyorlar. Uzun zamandır gündemimizi meşgul eden bir başka örnek de yanı başımızda, İran. Yaşam özgürlükleri için protesto amacıyla başını açan, işkence gören ama sonunda kadın hakları ve özgürlüğü konusunda bütün dünyanın dikkatini çekmeyi başaran o kadınları düşünün. Kendi hayatımıza bakalım: İncelme düşüncesiyle yola çıkıyor, pek çok zorluğu göze alarak diyet ve sporla zayıflama sürecine giriyoruz. Amacımız ne? Daha sağlıklı, daha fit ve özgüvenli bir görünüm.

ACI DİSİPLİNİ
Saydığım örneklerdeki insanlar belli bir acı disiplininin ardından gelen tatmine odaklandıkları için davranışları tutarlı ve dolayısıyla sonuçları da tutarlı. Yani biz irademizin gücüyle aç kalmaktan gelen fiziksel acıyı, ideallerinize teslim olmanın psişik acısıyla tartıp ölçeriz ve o zaman daha yüksek anlamlar yaratırız. Anlam yarattığımız her noktada acı görünür. Mesela biri bizi üzerse duyduğumuz acı aslında o şeyin kendisinden değil, bizim ona verdiğimiz değerden geliyordur ve o acıyı her an ortadan kaldırma gücümüz de vardır.
Anthony Robbins,Devi Uyandır kitabında, “Eğer kendi acı ve haz çağrışımlarımızı (asosiasyonlarımızı) kontrol edemezsek, tepki veren hayvanlardan ya da makinelerden hiçbir farkımız kalmaz.” diyor.
ZİHİNSEL BAĞLAR VE HAYATIN YÖNÜ
Bilinçli ve bilinçsiz davranışlarımız pek çok kaynaktan gelen acı ve zevkin dürtülerine bağlıdır. Kendi hayatımızı şöyle gözden geçirdiğimizde, siz de asosiasyon yani zihinsel bağları yaratıp bir dizi sebebi harekete geçiren ve böylelikle bugünkü insan olmamıza yol açan tecrübeleri hatırlayabilirsiniz. Bunun aksinde maalesef sürekli çevreye tepki gösteriyor ve olacak olayın hayatımızdaki yönü ve kaliteyi belirlemesine izin vermiş oluyoruz ki yine kötüye geri dönmüş oluyoruz.
Olaylara ne anlam veriyorsunuz? Bekarsanız evliliği hayat arkadaşınızla paylaşarak neşeli bir tecrübe olarak mı görüyorsunuz, yoksa zincire vurulmak gibi algılayıp korkuyor musunuz? Bu akşam sofraya oturduğunuzda beslenmek için mi yemek yiyeceksiniz, yoksa her lokmanın tadını mı çıkaracaksınız?
“İnsan davranışları yalnızca bilinçli düşüncelerle açıklanamaz. Bireyin deneyimleri boyunca acı ve hazla kurduğu zihinsel bağlar, davranışların yönünü belirleyen güçlü eğilimler oluşturur.”
Biz inkâr etmeyi ne kadar istersek isteyelim, davranışlarımızı yönlendiren şey çoğu zaman entelektüel hesaplarımızdan çok zevk ve acıya yönelik içgüdüsel tepkilerimizdir. Erkekler de kadınlar da sonunda kalplerinin götürdüğü yola yönelirler. Çünkü insanı harekete geçiren esas güç, entelektüel düzeyde bildiklerimizden ziyade sinir sistemimizin acıyı ve zevki hangi deneyimlerle ilişkilendirdiğidir.
KARAR HAKKI HER ZAMAN BİZDE
Hayatımızda bir değişiklik yaratmanın ilk adımı nedir? Bu yazının da asıl amacı bu soruya dikkat çekmek. İlk adım, acı ve zevkin her karar üzerindeki -dolayısıyla giriştiğimiz her eylem üzerindeki- belirleyici gücünü fark etmektir. Farkındalık dediğimiz şey, acı ve zevkle ilgili fikirlerin, kelimelerin, imgelerin, seslerin ve duyguların zihnimizde kurduğu bağlantıların sürekli olarak işlediğini sezebilme yetisidir. Bu bağlantıların varlığını görmek ve hissetmek, değişimin kapısını aralayan ilk bilinç alanını oluşturur.
Montaigne’in bu konuda güzel bir sözü vardır: “İnsan, sonunda acı getirecek zevklerden uzak durmayı öğrenebilir; aynı şekilde, sonunda zevk getirecek acılara da dayanma gücü bulabilir.
Esas sorun, çoğumuzun ne yapacağıyla ilgili kararlarımızı uzun dönemde değil de kısa dönemde acı ve zevk yaratmasına göre verişimizdir oysa başarıya ulaşmak için yapmamız gereken değer verdiğimiz şeylerin çoğu kısa dönemli acı çemberini yarıp uzun dönemli zevke ulaşmamızı gerektiriyor.”

KISA ANLARIN EGO ÇEMBERİ, UZUN VADELİ ANLAM
Geçici korku ve tahrik anlarını bir kenara bırakıp uzun vadede ortaya çıkacak sonuçlara odaklanmamız gerekir; yani değerlerimize ve kişisel standartlarımıza. Ego çoğu zaman kısa süreli bir çemberin içinde dolaşır: tahrik, korku ve zevk anları. Oysa bizi harekete geçiren şey çoğu zaman acının kendisi değildir; belirli bir eylemin sonunda ortaya çıkacağını düşündüğümüz acıdan duyduğumuz korkudur. Aynı şekilde bizi yönlendiren şey zevkin kendisi de değildir; bir eylemin bize zevk getireceğine dair inancımız ve bundan büyük ölçüde emin olmamızdır.
İnsan davranışlarının merkezinde çoğu zaman sandığımız gibi olayların kendisi yer almaz. Olaylar yalnızca ham malzemedir; asıl belirleyici olan, zihnin onlara verdiği anlamdır. Acı da zevk de tek başına hükmeden güçler değildir. Onları yönlendirici kılan, zihnin geleceğe dair kurduğu beklenti ve yorumlardır. İnsan bu yüzden çoğu zaman gerçeğin kendisine değil, o gerçeğin içinde gördüğü ihtimallere tepki verir. Nihayetinde korkuyu büyüten de cesareti mümkün kılan da aslında kontrolü bizim elimizde olan anlamlandırma gücüdür.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

