Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’ndaki Kahraman Sensin, Benim, Biziz
Aktüalite

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’ndaki Kahraman Sensin, Benim, Biziz

Değerli dostum ve Mümkün Dergi’nin değerli yazarlarından Aycan Saroğlu’nun geçtiğimiz günlerde düzenlediği Ruh Beden Zihin söyleşisi, hafta içi gün ortasına düşen şifalı bir mola gibiydi. Sevilay Eriçdem’in Kadıköy’de yeni açılan Kozmik Bilinç Okulu merkezinde gerçekleşen buluşma, yalnızca bir söyleşi değil; insanın kendi iç sesine yeniden kulak verdiği küçük bir durak hissi yarattı.

MASAL DER GEÇERSİN AMA HER ŞEY ONUN İÇİNDEDİR

Aycan Saroğlu konuşmasına masallarla başladı. Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz “Bir varmış bir yokmuş” cümlesinin aslında yaşamla ölüm, başlangıçla son arasındaki kadim döngüyü anlattığını söylerken salonda hepimizi tanıdık ama unutulmuş bir yere götürdü. Masalların yalnızca çocuklara anlatılan hikâyeler olmadığını, insanlığın ortak bilinçaltını taşıyan sembolik anlatılar olduğunu hatırlattı. Bugünün dijital dünyasında hayal kurma alanımızın giderek daraldığını anlatırken verdiği örnek ise oldukça çarpıcıydı: Eskiden çocuk zihni kendi şatosunu kurarken bugün birkaç saniyede yapay zekâ tarafından önümüze hazır imgeler getiriliyor. Belki de bu yüzden hayal gücü artık her zamankinden daha kıymetli.

Söyleşinin en etkileyici bölümlerinden biri Judith Malika Liberman’ın Masal Terapi[1] kitabından paylaşılan “Hayat Veren Ağacın İki Dalı” masalıydı.

Bir köyün ortasında iki dalı meyvelerle dolu muhteşem bir ağaç varmış. Kimse bu meyvelerden bir ısırık dahi almaya cesaret edemiyormuş çünkü bir tarafındaki meyvelerin hayat veren, diğerinin ölümcül olduğunu biliyorlarmış. Hangi dalın hayat verdiği bilgisi zaman içinde kaybolduğu için denemeye yanaşmıyorlarmış. Büyük bir kuraklık döneminde torunu hastalanan bir dede, kendini feda ederek dallardan birini denemeye karar vermiş ve eğer ölürsem diğer daldan bir meyveyi torunuma yedirin ki iyileşsin demiş. Dede meyveyi yemeye başlamış ve gençleşmeye başlamış. Tabii bunu görenler o dalın meyvelerine saldırmışlar. Onlar kopardıkça yerine yeni meyveler hemen çıkıyormuş. O gece ağacın altında kutlamalar yapılmış. Ancak zaman içinde endişeli fısıltılar dolaşmaya başlamış köyde, ya hangi dalın hayat verdiğini unutursak diye. Bir çözüm olarak ölümcül meyve veren dalı kesmeye karar vermişler ve kesmişler de. Ertesi sabah bir de bakmışlar ki ikiye bölünmüş ağaç bir gecede kuruyup ölmüş.

Bir yanı yaşam, diğer yanı ölüm taşıyan iki dallı ağaç üzerinden anlatılan hikâye, hayatın içindeki düaliteyi sade ama güçlü bir biçimde görünür kılıyordu. İnsan zihninin sürekli güvenli olanı seçmek istemesi, belirsizliği ortadan kaldırma arzusu ve bunun bazen yaşamın kendisini de kurutabilmesi…

BİZE EN ZOR GELEN GÖLGELERİMİZLE YÜZLEŞMEK

BİZE EN ZOR GELEN GÖLGELERİMİZLE YÜZLEŞMEK

Söyleşinin benim açımdan en güçlü kısmı ise Joseph Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu[2] kitabı üzerinden yapılan anlatımdı. Campbell’ın ortaya koyduğu “kahramanın yolculuğu” modeli aslında yalnızca mitolojik kahramanları değil, hepimizi anlatıyor. İnsan sıradan hayatının içinde bir çağrı alıyor; bazen çok büyük bir kırılma, bazen küçücük bir işaret… Ardından korkular, ertelemeler, eşikler ve dönüşüm geliyor.

Aycan’ın özellikle vurguladığı şey şuydu: Kahraman sandığımız kadar uzak bir figür değil. Hepimiz her gün kendi küçük kahramanlık yolculuklarımızı yaşıyoruz. Bazen gitmekte tereddüt ettiğimiz bir davet, bazen kurmaya cesaret edemediğimiz bir ilişki, bazen de değiştirmeyi ertelediğimiz bir hayat biçimi bu yolculuğun başlangıcı olabiliyor. Ancak insan çoğu zaman çağrıyı hemen kabul etmiyor. Önce direniyor, korkuyor, geri çekiliyor. Sonra hayat bir şekilde karşısına bir rehber çıkarıyor. Bu bir öğretmen, bir dost, bir kitap ya da yalnızca doğru anda duyulan bir cümle olabiliyor.

Yolculuğun en zor kısmı ise insanın kendi mağarasına girdiği an. Yani kendi korkularıyla, gölgeleriyle ve sınırlılıklarıyla yüzleştiği dönem… Belki de gerçek dönüşüm tam burada başlıyor. İnsan hem sınırlılığını hem de potansiyelini aynı anda görmeye başladığında eski benliğinden uzaklaşıp yeni bir yere doğru hareket ediyor.

Aycan’ın söylediği bir cümle özellikle aklımda kaldı: Her gün, hatta her an yeni bir çağrı alıyoruz. Gelmekle gelmemek, başlamakla ertelemek, konuşmakla susmak arasında verdiğimiz her karar aslında küçük bir kahraman yolculuğu.

O zaman bu yazıyı, üzerinde uzun uzun düşünmeyi gerektiren birkaç soruyla kapatalım:

• Gün içinde aldığımız çağrıların farkına varabiliyor muyuz?

• Karar anlarımızda karar merkezimizin neresi olduğunu hissedebiliyor muyuz?

• Bir çağrı aldığımızda kararı zihinle mi kalple mi veriyoruz?

• Gerçek bir çağrı ile zihnimizin eşzamanlılık oyunları arasındaki farkı ayırt edebiliyor muyuz?

• Hem şikâyet edip hem de yola çıkmaktan kaçınıyor muyuz?

• Henüz kendi yolculuğumuza çıkmaya cesaret edemeden başkalarını yolculuğa teşvik etmeye çalışıyor muyuz?

Yolumuz açık olsun.


[1] Judith Malika Liberman, Masal Terapi, Doğan Novus

[2] Joseph Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, İthaki Yayınları, Çev. Sabri Gürses

©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

yaprak-cetinkaya
Gazetecilik eğitimini Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde aldı. 27 yıldır farklı görevlerde daima mesleğine aşık bir hal ile çalışıyor. Gazeteciliği en çok wellbeing, kişisel gelişim, psikoloji, ezoterizm, mitoloji gibi daha az konuşulan konular üzerinden yapmayı seviyor. Mümkün Dergi, Yuka Dükkân ve Yuka Ajans’ın kurucu ortaklarından…