Yıllardır tanıdım dediğin insanları tanıyamadığını anlarsın da hayatında sadece üç kez gördüğün birine tüm dünyan bir anda bir olur. Tüm bunlar nasıl oluyor ben her defasında şaşkınlıktan uçuşuveriyorum ama bildiğim tek bir şey var o da kalbin şarkısı.
Bazen çok iyi bildiğini zannettiğin şey seni en beklemediğin yerden alt ediyor.
“O zaman farkına varıyorum ki her defasında bilinmeyene olan korkum aslında beni bilinmeyenin bana hediye etmek istediği o şahane hediyelerden alıkoyuyor.”
(Yukarıdaki tekerlemeyi birkaç defa daha okuyunuz.)
Bildiğimi zannettiğin, o kısıtlı zihnimle olacak ve olmayacak dediğim her şeyin aslında sonsuz ihtimaller arasındaki o birkaç taneden ibaret olduğunu her defasında kalben hissedebilseydim eğer, acaba kendimi kendimin neresinde bulurdum?
Bugün en son yedi yıl önce gördüğüm çok yetenekli, bambaşka diyarlardan ve çok başka geçmişlerden gelen bir arkadaşımla buluştuk ve bu arkadaşım dediğim kişiyi 10 yıl içinde sadece üçüncü kezdir görüyorum. İlk tanışmamız benim üniversite zamanı yaptığım bir değişimle gittiğim Kuzey ülkelerinden birinde sınıfıma düşen bir arkadaşım vesilesiyle olmuştu. Fotoğraf ortak noktamızdı ve bana o en sevdiğim kendi şehrimde turist olma halini hediye etmişti bu tanışıklık.
İlk tanışmamızdan yıllar sonra yeniden bir tam gün geçirmiştik beraber ve sanki dünyayı ve şehri yeniden keşfetmiştik yan yana çünkü birbirimize dair hiçbir önyargımız yoktu, birbirimizden herhangi bir beklentimiz yoktu, sadece o ana beraberce tanıklık etmek ve neyi keşfedeceksek onun bize görünür olmasına izin vermek o gün en büyük derdimiz olmuştu.
İşte o görüşme yedi yıl önceydi: Araya kıtalar, zamanlar, insanlar, olaylar girdi. Bir gün çıkageldi tekrar İstanbul’a, annesini şehri benim gördüğüm gözden göstermeye geldiğini söyledi.
“İnsanın pusulası her daim kalbi olduğunda döndüğü tek yer kendisi oluyor.”
Buluştuk. Ve yedi yıl sonra ona sarıldığımda fark ettim ki o birbirine sarılan iki insan çok başkaydı, lakin bu yeni halleriyle hala birbirlerine şahane bir alan tutuyorlardı. Uzaktan uzağa birbirlerine düzenli yazdıkları e-postalarla birbirlerinin hayatına, sevincine, kutlamasına, bazen de ağlamalarına tatlı tatlı ortak olmuşlardı. Ama bu sefer sanki ilk defa tanışmışlardı. Oysa ben yan yanayken hep o ilk tanıştığım kişiyi aradığımı fark ettim, içimden hep eskiye dair bir referans noktası arıyordum, itinayla buluyor ve o halle karşılaştırmalarımı yapıyordum.

Kafam mavi ekran.
İnsanın başladığı yere dönmeye çalışması ne acayip, bıraktığı şeyi bulmak istemesi aslen nasıl da komik ve her şey bu kadar büyürken ne kadar da abesle iştigal. Dönmeye çalıştığımız şeyin tanıdık, bildik bir şey olduğunu zannediyoruz ama aslında bir hayale, artık var olmayan bir hale dönmek olduğunu fark edemiyoruz.
Oysa insanın pusulası her daim kalbi olduğunda döndüğü tek yer kendisi oluyor.
İşte o buluşmada yedi yıl sonra sarılan o iki kişi birbirine döndü, döndükleri kişilerin bambaşkalarına dönüştüğünü bilerek bu hakikati kutsadı. Sonra da içlerindeki iki küçük çocuk el ele tutuşup bir dondurmacının yolunu aldı.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

