Gençler Neden Bu Kadar Kaygılı?
Farkındalık

Gençler neden bu kadar kaygılı?

Her pazartesi üniversite öğrencilerinden oluşan bir grupla meditasyon çalışmaları yapıyoruz. Hepsi genç kadınlar. Bir ayı aşkın süredir düzenli olarak buluşuyor, birlikte meditasyon yapıyoruz. Çalışma bittikten sonra genellikle sohbet ediyoruz. Zorlandıkları şeylerden bahsediyorlar, konu konuyu açıyor.

Bu sohbetlerde dikkatimi çeken ortak bir tema var o da “gelecek kaygısı.”

Neredeyse hepsi gelecek hakkında ciddi bir belirsizlik hissediyor. Birçoğu son derece umutsuz konuşuyor. Bu kadar genç yaşta panik atak yaşayanlar ya da yoğun anksiyete deneyimleyenler var. Duygusal yeme, erteleme, motivasyon kaybı ve hayata karşı erken bir bıkkınlık hissi sık sık dile getiriliyor. Bir başka ortak düşünce de hayatlarını yurtdışında sürdürme isteği.

Bu tablo beni gerçekten çok üzüyor çünkü ben kendi okul yıllarımı düşündündüğümde capcanlı, neşeli, eğlence ve kahkaha dolu yıllar hatırlıyorum. Ahhh gençlik…

Ve kendimi onlara karşı sorumlu hissediyorum. Güzel günler bırakamadık onlara…Ama kendi adıma, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.

Genç Yetişkinlik ve Belirsizlikle Yaşamak

Genç Yetişkinlik ve Belirsizlikle Yaşamak

Zaten belirsizlikten korkmak aslında genç yetişkinlik döneminde oldukça yaygın bir duygudur. Gelişim psikolojisi bu yılları hayatın en yoğun geçiş dönemlerinden biri olarak tanımlar. İnsan bu yıllarda aynı anda birçok büyük kararla karşılaşır. Üniversiteden mezun olmak, kariyer yönünü belirlemek, ekonomik bağımsızlık kazanmak, ilişkilerde yön bulmak ve kendi kimliğini kurmak bu dönemde gerçekleşir. Üstelik bütün bunlar, ergenliğin hızlı akan kanı ve değişen hormonları henüz dinmemişken yaşanır.

Bu nedenle genç yetişkinlik çoğu zaman stresli bir dönem olarak görülür. Ancak bu stres her zaman zararlı değildir. Belirli bir düzeyde stres insanı harekete geçirir, yeni beceriler geliştirmeye yardımcı olur ve bireysel gelişimi destekler.

Ancak bugünün gençleri için tablo biraz daha karmaşık görünüyor. Özellikle son beş yılda birçok genç çok kısa bir zaman aralığında birden fazla küresel krizle karşı karşıya kaldı. Pandemi, ekonomik belirsizlikler, iklim krizi ve savaş haberleri gençlerin hayatının arka planında sürekli yer aldı.

Fransız düşünür Edgar Morin, modern dünyada krizlerin artık tek tek ortaya çıkmadığını söyler. Ekonomik, çevresel ve siyasal sorunlar çoğu zaman aynı dönemde ortaya çıkar ve birbirini besleyerek büyür. Morin bu durumu polycrisis kavramıyla açıklar. Polycrisis, bir toplumun aynı anda birden fazla büyük kriz yaşadığı dönemleri ifade eder. Bu krizler üst üste geldiğinde yalnızca ekonomi ya da siyaset değişmez. İnsanların dünyayı algılama biçimi de değişir. Gelecek fikri daha kırılgan ve daha belirsiz hale gelebilir.

Genç yetişkinlik zaten belirsizlikle dolu bir evredir. Bu dönem küresel krizlerin yoğun olduğu bir zamanla çakıştığında kaygının artması şaşırtıcı görünmez.

Araştırmalar Ne Söylüyor?

Araştırmalar Ne Söylüyor?

Son yıllarda yapılan araştırmalar da genç yetişkinlerde artan kaygı düzeylerine dikkat çekiyor. Özellikle 18–24 yaş arası gençlerde kaygı ve depresyon belirtilerinin önceki kuşaklara göre daha yüksek olduğu görülüyor.

Amerikan Psikoloji Derneği’nin yürüttüğü “Stress in America” araştırması genç yetişkinlerin birçok yaş grubuna kıyasla daha yüksek stres düzeyi bildirdiğini gösteriyor. Araştırmaya göre gençlerin ortalama stres düzeyi on üzerinden altı civarında. Özellikle ekonomik belirsizlik ve finansal gelecek konusunda duyulan kaygı öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.

Dünya Sağlık Örgütü de gençlerin ruh sağlığına ilişkin benzer bir tabloya işaret ediyor. Kurumun verilerine göre dünya genelinde gençlerde anksiyete ve depresyon görülme sıklığı son yıllarda belirgin şekilde artmış durumda.

Araştırmalar ayrıca gençlerin yalnızlık duygusunu daha yoğun yaşadığını da gösteriyor. Sosyal medya kullanımının artması, sürekli karşılaştırma kültürü ve ekonomik güvencesizlik bu duygunun güçlenmesine katkıda bulunan faktörler arasında sayılıyor.

İklim değişikliği de gençlerin psikolojisini etkileyen yeni bir kaygı alanı olarak karşımıza çıkıyor. Son yıllarda yapılan çalışmalar, birçok gencin iklim krizi nedeniyle gelecek hakkında ciddi bir endişe yaşadığını ortaya koyuyor. Tüm bu bulgular, gençlerin yaşadığı kaygının yalnızca bireysel bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini düşündürüyor. İçinde yaşadıkları dönemin koşulları bu duygunun önemli bir parçası gibi görünüyor.

Beyin Gelişimi ve Kaygı

Beyin Gelişimi ve Kaygı

Genç yetişkinlik dönemi sosyal ve ekonomik kararların yoğunlaştığı bir dönem olmakla birlikte beyin gelişiminin de devam ettiği bir evredir.

Nörobilim araştırmaları insan yaşamında iki büyük beyin gelişim atağı olduğunu gösterir. İlki doğumdan sonraki ilk yıllarda gerçekleşir. İkincisi ise ergenlik döneminde başlar ve yirmili yaşların sonlarına kadar devam eder.

Bu süreçte beynin özellikle duygularla ilişkili bölgeleri oldukça aktiftir. Amigdala adı verilen yapı tehdit algısı, korku ve yoğun duygusal tepkilerle yakından ilişkilidir. Aynı zamanda insanın savaş, kaç ya da donma tepkilerinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynar.

Beynin bu kadar hassas olduğu bir gelişim döneminin, küresel krizlerin yoğun olduğu bir çağla çakışması gençlerin yaşadığı kaygıyı anlamayı kolaylaştırır. Belirsizlik sadece dış dünyada yaşanan bir durum olarak kalmaz; zamanla beynin tehdit algısını sürekli harekete geçiren bir deneyime dönüşebilir.

 Kolektif Travma ve Zamanın Ruhu

Son yıllarda psikoloji alanında giderek daha fazla tartışılan kavramlardan biri de kolektif travmadır. Travma genellikle bireysel bir deneyim olarak düşünülür. Ancak bazı olaylar yalnızca bireyleri değil, tüm toplumları etkileyebilir.

Pandemi, ekonomik krizler, savaş görüntüleri, iklim krizi ve sürekli değişen dünya gündemi birçok genç için büyüme yıllarının arka planını oluşturdu. Bu durum, gençlerin dünyayı algılama biçimini de etkiliyor.

Sürekli kriz haberleriyle büyüyen bir kuşak için gelecek fikri daha kırılgan ve daha belirsiz görünebilir. Güven duygusunun zayıflaması, geleceğe dair plan yapmayı da zorlaştırabilir.

Bu nedenle gençlerin yaşadığı kaygıyı yalnızca bireysel psikoloji ile açıklamak yeterli değildir. İçinde büyüdükleri çağın ruhu da bu duyguların şekillenmesinde önemli bir rol oynar.

Gençlerin Söylediklerine Kulak Vermek

Gençleri dinlerken sık sık aynı durumla karşılaşıyorum. Anlattıkları duygular çoğu zaman ebeveynleri tarafından küçümseniyor. “Gençlik işte, geçer” deniyor ya da fazla büyüttükleri düşünülüyor.

Oysa söylediklerine biraz daha dikkatle kulak versek, bu kaygının boşuna ortaya çıkmadığını görmek zor değil. Üzerimizden bir pandemi geçti. Hâlâ ciddi bir ekonomik krizin içindeyiz. Artık birçok genç için bir ev ya da araba sahibi olmak uzak bir hayal gibi görünüyor. Üstelik bunun yanında savaşlar, cinsiyet ayrımcılığı, zorbalık, eğitimsizlik ve adaletsizlik gibi sorunlar da hayatın gündelik gerçekliği hâline gelmiş durumda. Sanki bütün bu meseleler tek bir fragmanın içine sığmış gibi gençlerin önünde duruyor.

Böyle bir dünyada büyüyen gençlerin gelecek hakkında kaygı duyması şaşırtıcı gelmiyor. Belki de yapılması gereken ilk şey bu kaygıyı küçümsememek; gençlerin söylediklerine gerçekten kulak vermek. Onları yargılamadan dinlemek ve anlamaya çalışmak.

Güzel günler bırakamadık belki ama en azından onları anlamaya çalışabiliriz.

Kaynakça

American Psychological Association. (2023). Stress in America 2023: Generation Z. Washington, DC: APA.

World Health Organization. (2022). World mental health report: Transforming mental health for all. Geneva: WHO.

Hickman, C., Marks, E., Pihkala, P., et al. (2021). Climate anxiety in children and young people and their beliefs about government responses to climate change. The Lancet Planetary Health, 5(12), e863–e873.

Morin, E., & Kern, A. B. (1999). Homeland Earth: A Manifesto for the New Millennium. New York: Hampton Press. (Polycrisis kavramı)

Tooze, A. (2022). Welcome to the world of the polycrisis. Financial Times.

Twenge, J. M. (2017). iGen: Why Today’s Super-Connected Kids Are Growing Up Less Rebellious, More Tolerant, Less Happy—and Completely Unprepared for Adulthood. New York: Atria Books.

Haidt, J. (2024). The Anxious Generation: How the Great Rewiring of Childhood Is Causing an Epidemic of Mental Illness. New York: Penguin Press.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

dilara_duman
Kendini dönüştürme yolculuğunda, dönüşümün en etkin yolunun bilgiyi aktarmak olduğuna inanıyor. Çok satanlar listesinden inmeyen yazar ve kişisel gelişim duayeni Louise L. Hay’in geliştirdiği Heal Your Life eğitmeni. Felsefeyi de kişisel gelişim yolculuğunun bir parçası olarak görüyor.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.