Işık Yaradan Sızar: Travma, İlişkiler ve Yas Üzerine
Farkındalık

Işık yaradan sızar: Travma, ilişkiler ve yas üzerine

Gabor Maté’ye göre travma, maruz kalınan sarsıcı olayların haricinde, o anlarda kişinin kendi özüyle bağının kopmasıdır. Bir ilişkinin bitişi ya da sarsıcı bir kayıp, ruhsal bir yaralanma meydana getirir. İyileşme süreci, bu yaraya sırt çevirmek yerine ona şefkatle bakma cesaretiyle başlar.

Mevlana’nın yüzyıllar önce “Işık yaradan sızar” sözü Maté’nin “Acına şefkatle yaklaş, o sana neye ihtiyacın olduğunu söyleyecektir” yaklaşımıyla aynı noktada buluşur. Yarayı tamamen kapatmaya çalışmak, şifayı getirecek farkındalığın içeri girmesine engel teşkil eder. Acı bizi parçalamayı hedeflemez, o yarıktan sızan bilinçle bizi daha bütün bir insana dönüştürmeyi amaçlar. Kundalini Beyond Okulu’nun kurucusu, yoga ve meditasyon öğretmeni Esra Pulak ile travma, yas ve ilişkileri bu bakış açısıyla ele aldık.

ESRA PULAK
ESRA PULAK

Öncelikle bize kendinden bahseder misin? Yol seni nasıl buralara çıkardı?

İnsanın kendinden bahsetmesi kolay değil. Kendimi bildim bileli insan iç dünyasına, dış dünyadan daha fazla merak duyan biri oldum. Sanırım yol beni insan ruhunu keşfetmeye yönelik merakım sayesinde buralara çıkardı.

Sen en sade haliyle travmayı nasıl tanımlarsın?

Travma kelimesi, Yunanca’da “yara” anlamına geliyor. En sade haliyle travma, insanı şok eden ve acı veren bir olay karşısında, bizim içimizde olanlardır. Yani olaydan çok, olay neticesinde ortaya çıkan tepkilerimiz, varlığımızda yara açıyorsa, travmaya neden oluyor.

İnsan bazen travmanın içindeyken bunu anlayamayabiliyor ancak oradan çıkınca bu bir travma diyebiliyor. Sen bu konuda ne düşünüyorsun? Hiç başına geldi mi?

Bir travmanın oluşumu esnasında kendimizi yaşanan deneyimden koparıyoruz. İyi ki de böyle oluyor çünkü travma anında, yaşanan olayın şiddetini, sertliğini tam anlamıyla hissedecek olsak, belki de hayatta kalmamız güç olurdu. Shakespeare’in şu cümlesi çok hoşuma gider; “Hangi acı var ki, aşamasız şifa bulsun.” Acı dolu bir deneyimden geçtikten sonra, zamanla acımız hafifliyor ve ancak o zaman geriye dönüp bakma cesaretimiz oluyor. “Bu gerçekten çok zordu, bu benim için bir travmaydı” dediğim birkaç durum yaşadım tabii. Zordu.

Travmaya maruz kalan insanlar kendilerini suçlama eğilimi gösterebilirler. Acıyla suçluluk arasındaki ilişkiyi nasıl açıklarsın?

Travmaya maruz kalan insanlar kendilerini suçlama eğilimi gösterebilirler. Acıyla suçluluk arasındaki ilişkiyi nasıl açıklarsın?

Suçluluk duygusu, iç sesimiz olarak bizimle şöyle konuşur; “Ben yanlış bir şey yaptım” deriz. İnsanın bünyesinde suçluluk duygusunu canlı tutmasının, acısını da arttırdığını düşünüyorum.

Bir yandan da şöyle bir gerçeklik var; travmaya maruz kalan bir çocuksa eğer, suçu kendinde arar. Onu travmaya maruz bırakan anne ya da babasında bir yanlışlık olduğu gerçeği ona çok ağır gelir çünkü. Bir çocuğun, kendisinin yanlış bir şey yaptığını düşünmesi, bağ kurma ihtiyacına hizmet ediyor.

Travma insanın bağ kurma biçimini değiştirir mi? Güven duygusu travmadan sonra yeniden inşa edilebilir mi?

Travma bizi hayattan koparır. Kendimizden, insanlardan uzaklaşırız. Yaşamla bağımız zayıflar. Ancak insanın doğuştan gelen bağ kurma ihtiyacı sayesinde, güven duygusu yavaş yavaş, minik minik, yeniden inşa edilebilir.

“Bir ilişkinin bitişi acı verici çünkü o bitişle beraber ilişkiye yüklediğimiz anlamı da kaybederiz.”

Bir ilişkinin bitişi neden bu kadar derin bir acı yaratıyor? İnsan sevdiği kişiyi mi kaybeder, yoksa kurduğu dünyayı mı yoksa hepsi birer alışkanlık mı?

Bir ilişkinin bitişi acı verici çünkü o bitişle beraber ilişkiye yüklediğimiz anlamı da kaybederiz. İlişkinin geleceğine dair umutlarımız ve hayallerimiz yıkılır. İlişkinin bitişinin ardından sadece duygusal olarak değil, fiziksel olarak da acı çekeriz. Alışılagelmiş olanın artık hayatımızda yer almayacak olması düşüncesi ve gerçekliği, ruhen ve bedenen kolay uyum sağlayabileceğimiz bir süreç değildir. Alıştıklarımızdan ayrı düşmüşüzdür ve yeni alışkanlıklar inşa edecek gücümüz yoktur. Ancak sevgi öyle güçlü bir kaynaktır ki, acının etkisi yavaş yavaş azalınca yaşam bize kaybolanın sevgi olmadığını gösterir.

İlişkiler sence iyileştiren alanlar mı, yoksa travmayı en çok görünür kılan yerler mi?

İlişkiler sence iyileştiren alanlar mı, yoksa travmayı en çok görünür kılan yerler mi?

Dr. Gabor Mate şöyle der “İlişkilerde yara alır, ilişkilerde iyileşiriz.”

Bu cümleyi çok kıymetli buluyorum. İlişkiler bize, bizde olanı, huyumuzu suyumuzu, inançlarımızı ve davranış kalıplarımızı gösteren birer aynadır. İçimizde ne varsa, onu – öncelikle bize ve sonra partnerimize- görünür kılarlar. Tabii gördüklerimizden her zaman hoşlanmayabiliriz. Ya da kendimizi birine bu kadar görünür kılmak başlangıçta çekici gelse de sonra korkutucu olabilir.

Romantik ilişkilerin içimizde çözümlenmemiş meseleleri gösteren muazzam bir ayna olduğunu düşünüyorum. Kalbimizi, bedenimizi açtığımız insanlara yaralarımızı da görünür kılıyoruz ki bu da bizi savunmasız kılıyor. Bu sebeplerden yakın ilişki yaralarımızı tetikleyebilir de iyileştirebilir de. Burada kiminle ilişkilendiğimizin öneminin altını çizmek isterim. 

İlişkisel travmaların çocukluk yaralarıyla bağlantısı hakkında ne söylemek istersin?

Çocukluk yaraları kendilerini yakın ilişkilerde yeniden açığa çıkarır. Çocukluk yarasının bugünümüze etkisini, yakın ilişkilerimizde deneyimleriz. Yukarda da bahsettiğim gibi iç dünyamızda çözümlenmemiş tüm meselelerimiz, kendilerini mutlaka dış dünyamızda, ilişkilerimiz aracılığıyla bize gösterirler.

“Yas tutmak için kendimize izin verdiğimizde, bir zamanlar yaşamış olduğumuz sevgiyi de onurlandırdığımızı düşünüyorum. Yas tutmak, derin sevmenin bir bedeli gibi geliyor.”

İlişkilerde tekrar eden döngüler sence travmanın mı, yoksa öğrenilmiş bilinç kalıplarının mı sonucu?

Tekrar eden döngülerin kökeninde mutlaka bir kök inanç vardır. Bir durum sürekli olarak hayatımızda tekrar ediyorsa, orada mutlaka bir inancımız vardır. Örneğin, değersiz olduğumuza dair bir inanç taşıyorsak, hayatımıza bu inancı onaylayacak deneyimleri çekeriz. Deneyim gelir, inancımız güçlenir ve bir deneyim daha gelir. Böylece değersizlik döngüsü içine sıkışıp kalırız.

Yas tutmayı bilmeyen bir toplumda yaşıyoruz. İlişki yasını sağlıklı yaşamak ne demek?

Yas tutmaya ihtiyacımız var. İlişki yasını sağlıklı yaşamak demek, yasın ardından gelecek zorlu duygularda kalmak için kendimize izin vermemiz demek. Yasın bütün evrelerini yaşamak için kendimize izin vermemiz demek. İnkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme; yas’ın evreleridir. Her bir evre, önceden ön göremeyeceğimiz bir duyguyla gelir. Her bir evreyi yaşamak için kendimizle mevcut olmamız, yas’ımızı şifalandırır.

Yas süreci lineer değil. Geri dönüşler, dalgalar var. Yasın döngüsel doğasını nasıl anlatırsın?

Yas süreci lineer değil. Geri dönüşler, dalgalar var. Yasın döngüsel doğasını nasıl anlatırsın?

Her tutulan yas biricik, her yas deneyimi kişiye özel. Yasla beraber gelen duyguları dalgaya benzetiyorum çünkü ne zaman ve ne şiddette geleceklerini ön göremiyoruz. Tam iyileştim dediğiniz yerde, sizi tekrar içine alan bir doğası var yasın. Yas tutmak için kendimize izin verdiğimizde, bir zamanlar yaşamış olduğumuz sevgiyi de onurlandırdığımızı düşünüyorum. Yas tutmak, derin sevmenin bir bedeli gibi geliyor bana.

Yas süreci ruhsal bir inisiyasyon gibi görülebilir mi? İnsan yasla birlikte başka bir eşiği mi geçiyor?

Yas insanı sadeleştiriyor. Hani “Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi” diyor ya, o ölmeye izin verdiğinde, yeniden diriliyor insan

Yasın içinde gizli bir dönüşüm potansiyeli var mı?

Hissetmeye izin verildiğinde ve tüm evreleri ile kucaklandığında yas, içinde muazzam bir dönüşüm potansiyeli taşıyor. Yasın insanı alçakgönüllü kıldığını hissediyorum.

Yas sırasında insan en çok neye ihtiyaç duyar?

Neye ihtiyaç duymadığımızdan başlayayım. Akıl verilmesine hiç ihtiyaç duyulmuyor. “Hayırlısı”, gibi kelimeler, iyi niyet taşısa da o anda hayırlı olanı değil neyin içinde olduğunun anlaşılmasına ihtiyaç duyuyor insan. Çünkü başlarda canınız o kadar çok yanıyor ki, durumun içindeki hayrı görecek bir bilişe erişemiyoruz henüz.

Yas sırasında insan en çok ve şefkatli bir insanın mevcudiyetine ihtiyaç duyuyor. O insan hiç konuşmadan yanında otursun, bir yemek getirsin, bunlar çok kıymetli.

İnsan iyileştiğini ve yaralarını sardığını anlar mı?

Güneş her sabah yeniden doğar, değil mi? İnsanın yarası tazeyken, her sabah penceresinden doğan güneşi göremiyor. Ve sonra günün birinde; “Ne kadar güzel bir gün doğumu” deyiverdiğini fark ettiğinde, iyileştiğini anlıyorsun.

Belki tüm yaraların sarılmıyor ama iyileşiyorsun.

Bugün travma ve yas yaşayan birine tek bir cümle söyleme şansın olsa ne derdin?

Bu da kalbinin bir mevsimi… Geçecek.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

dilara_duman
Kendini dönüştürme yolculuğunda, dönüşümün en etkin yolunun bilgiyi aktarmak olduğuna inanıyor. Çok satanlar listesinden inmeyen yazar ve kişisel gelişim duayeni Louise L. Hay’in geliştirdiği Heal Your Life eğitmeni. Felsefeyi de kişisel gelişim yolculuğunun bir parçası olarak görüyor.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.