Gözlerin kapalı, salınıyorsun. Müziğin ritmi bedeninden geçiyor, bedenin her birini yakalıyor sanki. Her bir vuruşta, bedenin de atıyor. O kadar andasın ki sihrin tam ortasındaymışsın gibi hissediyorsun. Tam burada, bu anda her şeyi yapabilecek güçte hissediyorsun. Bir sihirbazsın adeta ve hatta biraz daha ileri gidersek, bir Tanrıça’sın. Müzik seni bir suya çevirmiş sanki. Sen ise akıyorsun. Akmak nedir diye düşünmeden, akıyorsun. O anda bir şeyi fark ediyorsun: Bedeninin içinde olduğunu. Onun tüm duyumsamalarını, farklı hazlarını. Bu kaygısız ve yumuşacık halin ne kadar da konforlu ve ne kadar da olması gereken gibi olduğunu. Buraya nereden geldin? Neden hep böyle hissedemiyorsun? Bu mümkün mü? En azından dansla, hareketle mümkün olduğunu deneyimliyorsun. Tebrikler, artık bir referans noktasına sahipsin. Neye dair bir referans noktası mı? Bedeninde yargısızca, özgürce, olduğu gibi olmanın referans noktası. Bazısı için bu nötr bir ilişkiden doğuyor, bazıları için ise bedeni ile başka bir aşk doğuruyor. Bugün ise konumuz bu nötr ilişki.
Konuya danstan girdim, çünkü benim için bu deneyim portalını açan şey her zaman dans oldu. Bazısı için bu yoga, bazısı için spor, bazısı için ise bambaşka şeyler olabilir. Dilerim ki herkes bir gün o portala girmenin kendince olan yolunu bulur. Ben dans ederken başka bir güç tarafından ele geçiriliyormuşum gibi hissediyorum. Ele geçirilmek belki doğru bir tabir değil. Daha çok başka bir güce kontrolü devrediyorum. Ve bunu yapabilmemin tek yolu bırakmak. Her şeyi. Düşünceleri, kaygıları, yargıları.
“Bu, bedeni olması gerektiği şey için, duyumsamak ve deneyimlemek için kullanmak ve onurlandırmak demek.”
Dans bedensel bir aktivite olduğundan olsa gerek, kendini ona bırakabilmenin yolunun da bedene dair birçok şeyi bırakmaktan geçtiğine inanıyorum. Bu müzik ile, dans ile çok kolay gerçekleşirken, günlük hayatta o kadar da kolay gerçekleşmiyor ne yazık ki. Oysa ben az önce dans ederken pantolonumdan taşan göbeğimin, pantolonumun gizleyemediği tombul popomun hop hop zıplamasından hiç de rahatsız olmuyordum. Yediklerimin karnımı nasıl şişirdiği, o gün kendimi ne kadar da “çirkin” hissediyor olmam, ödem tutmuş suratım umurumda değildi. Yalan söylemeyeceğim elbette, bunların hakkında olumlu şeyler de hissetmiyordum. Yani göbeğimin pantolonumdan taşmasına bayılmıyordum, bacaklarımın kalınlıklarına aşık değildim. Kısacası hiçbir şeyi olumlamıyor, yani normalde hakkında negatif şeyler duyumsadığım, hadi o kadar ileri gitmeyeyim bir türlü tamamıyla barışamadığım hiçbir beden parçam hakkında aksi bir yöne geçip olumlu şeyler hissetmiyordum. Ama nötrdüm. Tüm bunlara karşı nötrdüm. Neyin nasıl göründüğüyle hiç ilgilenmiyor, yalnızca bedenimin içinde, müziğin ritminde olmanın duyumsamasında kalıyordum. Ve bu, çok ama çok yeterli ve hatta olağanüstüydü. İşte bence bu beden olumlamanın çok ötesinde bir ilişki bedenle. Bu, bedene hiçbir şey atfetmemekle ilgili. Bu, bedeni olması gerektiği şey için, duyumsamak ve deneyimlemek için kullanmak ve onurlandırmak demek. Bu bedenin nasıl göründüğü ile nötr bir ilişki kurabilmek demek.

Neden Beden Olumlama Bize Yetmedi?
İşte o yüzden tekrardan, hatırlatmak için huzurlarınıza sunarım: Beden olumlama hareketinin çok daha ötesinde, çok daha gerçek, çok daha yapılabilir, beden olumlamanın aksine non-toxic, çok daha az sömürülmüş bir hareket: Beden Nötrlüğü. Yeni bir şey değil, pek anlaşılmış değeri bilinmiş bir şey de değil ama kesinlikle tekrar dikkatimize almamız gereken bir şey. Beden olumlama hareketinin nasıl da başarısız olduğunu fark eden bir tek ben değilimdir, öyle değil mi? Neden peki başarısız oldu bu hareket? Oysa beden çeşitliliği, tüm beden tiplerinin kabulü gibi çok güzel niyetlerle çıkmıştı yola. Biraz açayım:
Beden olumlama, adı üstünde bedeni olumlama üzerine kurulmuştu. Bu da şu demek, “hakkında olumsuz şeyler hissettiğim bedenim ve beden parçalarımı acaba nasıl sevebilirim, onlar hakkında nasıl daha olumlu hissedebilirim” motivasyonu ile bedenimizle daha olumlu bir ilişki kurmayı araştırmak. Böyle söyleyince çok müthiş bir şey gibi duyulsa da birçok diğer olumlama yöntemi kadar toksikleşebilecek bir yaklaşım. Neden? Çünkü bedenimize dair sahip olduğumuz yargıları yalnızca olumlayarak değiştirmiyoruz. Yıllar boyunca bedeninin nasıl göründüğü ile obsesif bir şekilde uğraşmış, kozmetik ve estetik sektörünün tüm oyunlarına maalesef ki kurban olmuş (hangimiz olmadı ki?), nihayetinde de beden algısında müthiş bir bozulma yaşamış bir kişiye, “şimdi yağlarınla onları olumlayarak barışmalısın, ancak bu şekilde özgür olabilirsin, iyi hissedebilirsin, mutlu olabilirsin” demek, o kişiye birkaç havalı söz söylemekten daha öteye geçmeyecektir. Kaldı ki yıllarca bedeni ile negatif bir ilişki kurmuş ve bunu bir türlü iyileştirememiş o kişiye, bir de üstüne “Şimdi tüm bu kusurlarınla (hala kusur var, yani hala güzellik standartları devrede) barışmalı, onlar hakkında olumlu şeyler hissetmelisin, çünkü her beden güzeldir, değerini bilmelisin” baskısı yaratmak, o kişiyi, bunu gerçekleştiremedikçe, tekrardan benzer bir başarısızlık, suçluluk döngüsüne sokacaktır. Bu gerçekten yaşandı ve beden olumlama hareketi bence en büyük burada patladı ama zayıf kaldığı başka bir yer daha vardı.

Kendini Seyretmeyi Bıraktığında
Beden olumlamanın ikinci en büyük falsosu, değerimizi yine bedenimiz, dış görünüşümüz üzerinden belirlemeye gizlice yönlendirmesiydi. Yani nasıl göründüğü yüzünden kendini değersiz hissedenlere, “hayır, sen de güzelsin, her beden güzeldir, o yüzden sen de değerlisin” sloganı ile bir değişim yaratabileceğine ya safça ya da gizli bir yerden sinsice inanmasıdır. Göründüğün gibi güzelsin demek, değerimizi konuştuğumuz yerde öne yine güzellik kavramını taşır. Merak etme, güzelsin, sandığın kadar değersiz değilsin yani, demekten öteye geçemez. Dış görünüş takıntılı bu dünyada, bu söylemin de dönüp dolaşıp sloganını “bedenin olduğu gibi güzel” seviyesine indirmesi, günün sonunda hiçbir şeyi değiştiremedi maalesef. Çünkü ihtiyacımız olan sandığımızdan daha güzel olduğumuzu bilmek değildi. İhtiyacımız olan, görünüşümüzün ötesinde varlıklar olduğumuzu, bedenimizden çok daha fazlası olduğumuzu, biricikliğimizi, otantikliğimizi anlamak, hatırlamaktı.
Bütün bunlara rağmen, bir dönem çok ses getirdi beden olumlama hareketi. Belirli bir seviyede de bence yerini buldu, birçok hayatın dönüşmesine yardım etti ancak daha geniş ve derin bir boyutta maalesef ki çok büyük çuvalladı. Ben de çok etkilendim zamanında, ben de bu hareket sayesinde birçok kadının yolculuğuna şahitlik ederek kendi beden yolculuğumda çok şey fark ettim ancak bir noktada yetmedi. Sığ bir yerde kaldı, çünkü bedenlerimizi nesneleştirme halimize, o nesneyi sürekli başkaları gözünden görüp değerlendirmemize (İngilizce adı ile self objectification), günden güne artan güzel olma takıntımıza bir çözüm sunamadı. İşte burada çölde bulunan su gibi geldi beden nötrlüğü (body neutral) kavramı.
Kusurları Unutunca Başlayan Hayat
Beden nötrlüğü demek, yine adı üstünde, bedene dair olumlu ya da olumsuz şeyler hissetmek, hissetmeye çalışmaktansa, onunla nötr bir ilişki kurmak demekti. Vay canına gerçekten. Çünkü bu asıl mesele öyle değil mi? Bedenlerimizin aslında bakılacak, beğenilecek, eleştirilecek, düzeltilecek kusurlu objeler değil de birer enstrüman, birer araç olduğunu anlamak. Beden nötrlüğü, beden olumlamanın toksikliğini gördü ve dedi ki “Hayır arkadaşım, ben sana güzelsin demeyeceğim, ben sana diyeceğim ki nasıl göründüğünün bir önemi yok. Çünkü sen bir görünüşten ibaret değilsin. Sen bedenin de değilsin. Sen kusurlu ya da kusursuz falan da değilsin çünkü onların hepsi uydurmaca. Senin bedenin, senin enstrümanın. Onun nasıl göründüğü hakkında olumlu şeyler hissetmeye çalışmaktan vazgeçip, onunla neler yaptığına odaklansan, her şey çok daha güzel olmaz mı?” Yani bir türlü sevemediğim kalın bacaklarımı olduğu halleriyle sevmeye çalışmaya enerji harcamaktansa, bacaklarımın işlevlerine odaklansam? Onları sadece varlıkları için onurlandırsam? Bedenimin nasıl göründüğüne dair daha iyi şeyler hissetmeye çalışmayıp, görünüşü ile nötr bir ilişki kursam? Yani onu hiçbir kalıba sokmaya çalışmadan, orasını burasını parçalara ayırıp eleştirmeden, onu başka bedenlerle sürekli olarak karşılaştırmadan, yalnızca var olduğu için sevsem? Hatta hadi ilk adımda sevmeyeyim bile. Sadece o bedenin içinde olmayı deneyimlesem? İşte tam olarak dans ederken hissettiklerim. Nasıl görünürlüğüne takılıp kalmadan deneyimlemeye açılmak. Ona dışarıdan bakıp duyumsadığım şeylere değil de içerisindeyken derinleşip duyumsadığım şeylere yüzümü dönmek. Bu var ya, öyle özgürleştirici, öyle güçlü ve hatta öyle seksi bir şey ki. Evet seksi. Bunu derken onu objeleştirerek söylemiyorum, bunu derken dans ettiğimde aktive olan kök ve sakral çakramdan bedenime yayılan o sıcak ve yumuşak ve akışkan enerjiden bahsediyorum. İlahi bir şey bahsettiğim. Günün sonunda kişi bunu yalnızca bedenini deneyimleyerek kendine verebiliyorsa, dış görünüşüne dair dışarıdan gelecek onayın, takdirin, iltifatın ne önemi var? Ben içinde müthiş hissediyorum, ben içinde tat, haz, aşk hissediyorum. Dışarıdan ise şimdilik evet nötr hissediyorum. Bazen daha olumlu bazen de daha olumsuz hissediyorum ama bu hisler hiçbir zaman içinde yaşadığım o yüksek olma halinin önüne geçemez, geçmemeli.
Ve şimdi gözlerimi kapadım, yine 3 gün önce olduğum dans pistindeyim, bedenim beni şaşırtıyor. Sıcaktan yanıyor ama durmaya niyetim yok. Normalde gün içinde terlediğimde sinirlerim bozulur, bu sefer bozulmuyor. Şarkının ardına şarkı geliyor, yoruldum sanıyorum ama her şarkıda biraz daha bırakıyorum, biraz daha coşuyorum. Adeta kaynağının nerede olduğunu bilmediğim bir alana dokunuyorum. O anlarda bedenimin dışarıdan nasıl göründüğü aklıma gelmiyor. Yaptığım hareketler çok mu saçma, çok mu iddialı umursamıyorum. O kadar büyüleyici hissediyorum ki. Kendi manyetikliğimin tam merkezindeyim. Havada salladığım ellerim etrafa sihir bulaştırıyor. Her hücremde, en derinlerimde hissediyorum: Özgürüm. Bulaşıcı derecede özgürüm. Bu bedende olmak çok güzel, çok leziz, çok sarmalayıcı, çok sonsuz…
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

