Kalbimizdeki Saklı Tomurcuk
Farkındalık

Kalbimizdeki Saklı Tomurcuk

Ekranımın başına oturdum ve ne yazacağıma dair hiçbir fikrim yok. Yeni bir boş sayfa açmadan önce gözlerim eski dosyalara takılıyor. Hayatımın farklı evrelerinde yazdığım, bazen tamamladığım, bazen de yarım bıraktığım bir sürü şey görüyorum. İçlerinden bazıları yarım, çünkü yarı yolda değiştim.

Aynı İnsan Gibi Hissedememek: Ben Şimdi Kimim?

Bakış açım, olduğum kişi, zihnimin yapısı tamamen farklı sanki. O yüzden belki de bir şeyi anlatma derdiyle başına oturduğum bir sürü yazının yarısına geldiğimde o derdin uçup gittiğini gördüm, dolayısıyla bıraktım, geri dönerim dedim ama geriye dönemedim. Çünkü olduğum yerin gerisi orası değil sanki. Bu beni düşündürüyor şimdi. Ama aslında bir süredir kurcalıyor içimi. Aynı değilim, aynı değilim, aynı değilim… O zaman ben şimdi kimim?

Elbette bir tek bana ait olan, bir tek benim içimi dalgalandıran bir soru değil “ben kimim?” Yüzyılların sorusu değil mi bu zaten? Bu normal o yüzden ama o kadar anormal hissettiriyor ki. Yüzlerce kez yüzünüze gülücük konduran bir hikâyenin, dönüp huzur bulduğunuz o köşenin şimdi artık tamamen etkisiz olduğunu, artık onlara sığınamadığınızı düşünün. Tıpkı içime neşe veren şeylere geri dönemediğim gibi, mana bulduklarıma da can yeleği gibi sıkı sıkıya tutunduklarıma da geri dönemez oldum. Batıyor muyum peki? Bazen öyle hissediyorum. Çünkü bu his bazen boğulmak gibi. Günün sonunda ise boğulmuyorum, hala hayattayım. O zaman iyiyim sanki? İyi miyim? İyi miyiz?

Bozuk Saatler ve İşaretler

Bozuk Saatler ve İşaretler

Etrafıma bakınıyorum şimdi. Bu yazıyı mutfağımdaki son derece rahatsız bar sandalyesine tünemiş bir şekilde yazıyorum ve bir an gözüm fırının saatine takılıyor: 11.11. Fırının saat ayarı bozuk bir süredir, hayatımda bir süredir ayağıma takılan taşlar, kalıntılar ve bulanıklıklar için hiçbir şey yapmadığım gibi, bir türlü saati de düzeltmiyorum. Elim gitmiyor. Doğru gösteren bir fırın saati olan o düzenli ve tertipli halden çok uzak hissediyorum. Ve fakat şu anda, o bozuk saat, tüm karışıklığın hissettirdiğinin aksine, ben kalbimi buraya açarken bana 11.11 diye göz kırpıyor. Bu bir işaret olmalı öyle değil mi? Eskiden bunun bir işaret olduğuna çok emin olabilirdim. Şimdi bu bile sıradan geliyor bana, çünkü saat şu an 16.10, 11.11 değil. Sorgulamaya başladığım anda içimdeki o karanlık köşelerden gelen fısıltıları daha yüksek sesle duyar oluyorum: “Hepsi yalan, bu bir işaret değil.” Zaten ben de buraya çok özel bir şey yazmak için oturmamıştım. Sadece yazmak istedim. Belki biraz kalbimi açardım. Ne yazacağıma dair hiçbir fikrim yok… Zincirleme bir reaksiyona sebep oluyor milisaniyede zihnimden geçen bu düşüncelerim ve geçen geceki rüyamı hatırlıyorum. Art arda hayal kırıklığı ve değersizlik hisleri yaşadığım yoğun ve ağır bir rüyanın sonlarına doğru elimde bir hamur yoğurduğumu görüyorum. Hamur bir şeye benzemiyor. Yağlı, tuhaf ve bir türlü toparlanmıyor. O sırada içeri Vernon giriyor. Bana bakıyor, yüzünde hiçbir duygu ifadesi yok. Bana yardım etmesi için içten içe kahroluyorum. İçimde bir yangın var, gelsin söndürsün istiyorum. Oysa Vernon bana sadece bakıyor ve acımanın olmadığı o net ve nötr yerden “ne yaptığını anlamasan da yapmaya devam et” diyor elimdeki hamuru işaret ederek. Hemen uyanıyorum. İçim ağır, vücudum katı. Yine net bir cevap, gönlümün ateşine bir kaşık su alamadığım için hayal kırıklığı yaşıyorum. Çünkü ne yaptığımı bilememek beni mahvediyor. İşte uzun bir süredir tam da olduğum yer. Ne yaptığımı da kim olduğumu da ne istediğimi de artık bilmiyorum. Geriye dönüp baktığımda istediğim şeyleri neden istediğimi anlamaya çalışıyorum. Bana ne getireceklerini ummuştum? Amaç? Sevgi? Kabul? Para? Mutluluk? Bütün bunları ve daha nicelerini istediğim şeylerin getireceğine nereden inandım? Nasıl ikna oldum?

Hakikatine Yaklaşmanın Bedeli mi?

Hakikatine Yaklaşmanın Bedeli mi?

Bir şeylerin hayalini kurmamızın, kendimize amaçlar belirlememizin, hayatın içindeki mücadelemizin ardındaki gerçek motivasyonun ne olduğunu düşünüyor musunuz hiç? Neyi arıyoruz? Peki buluyor muyuz? Bulan insanlar pek yok benim etrafımda. Daha çok aramaktan vazgeçmişler ya da hep, daima arayanlar var. O zaman bulmak da bir yalan olabilir mi kendimize söylediğimiz? Belki de ben yanılıyorum, etrafımda yalnızca içimden dışarı yansıttığım karanlığı görüyorum. Yıllarca bakmaktan korktuğum, bana ait hissetmediğim karanlığım. Bu aralar onunla tanışıyorum. En çok onu dinliyorum. Bol bol şaşırıyorum. İçimde o kadar dev bir düalite var ki. Acaba hiç dengede miydim yoksa hep bir uçta mıydım diye merak etmeden duramıyorum. İşim bu şimdilerde, biliyorum. İşin içine karanlığımı da katmak, onu da kapsamak, kapsayabileceğimi anlamak.

“Hatırla, bunu sen istedin” sözleri geliyor Vernon’ın şimdi aklıma. “Bir süredir realitende her şey ölüyor ve bu çok zor. Ama hatırla, bunu sen istedin…” Ben tam olarak ne istedim? Tarif etmesi güç ama deneyeceğim: Ben en çok hakikatim olmak istedim, ben en çok özüm olmak istedim. Ben, ben oldukça, ben sandığım her şey yok olmaya başladı. Yani basitçe açıklaması bu sanırım. Eyvallah demekten başka ne gelir elimden? Eyvallah o zaman. Bir zamanlar ne istediğimi daha iyi biliyormuşum ve dileklerim kabul olmuş görünüyor fakat şu an olduğum yerde, o zamanlar hayalini kurduğum gibi durmuyorum, öyle hissetmiyorum. Bu da bana şu sözleri hatırlatıyor: “Ne istediğini biliyor musun ve istediğinin ne olduğunu biliyor musun?” Buyurun günün sorusu.

Fırının saati şimdi 12.22’yi gösteriyor, vay canına 1 saatten fazladır bir düşünce trenini sürüyorum adeta. Saat geçekte ise 17.21 ama bu, arada geçen zamanın miktarını değiştirmiyor sonuçta. O zaman ne önemi var saatin gerçekte kaç olduğunun? İhtiyacım olan zamanda duymaya ihtiyacım olan şeyi göstermesi, bana “ne yazdığını bilmesen de yaz” demesi ihtimali gerçekten de önemsiz mi? 11.11’i fark ettikten sonra içimden dökülenlere baksana… Bir nefes alıyorum. Tekrardan inanmak çok iyi hissettiriyor. Belki her zaman, her yerde, yüzde yüz değildir aradığımız umut. Belki küçük işaretlerde, minik anlarda, ayarı kaçmış saatlerdedir. Ve belki bugünlük bu yeterlidir.

Yeniden Başlayabilmenin Umudu

Allah dağına göre kar verirmiş derler ya. İşte buna inanıyorum. Altına girdiğim bu yükün beni yok etmeyeceğini biliyorum, taşımaya ve zamanı geldiğinde bırakmaya gücüm var.  Bunu defalarca yaptım. Yine yaparım. Bütün bunları yazıyorum ve yazarken de umuyorum: Eğer orada bu satırları okuyan, hayatını benim gibi alt üst hisseden, kendinin farklı veçheleriyle karşılaşan, kayıplar veren, yas tutan, her şeyi bozup yeniden yapmaya hazırlanan birisi varsa, yalnız olmadığını kemiklerine kadar hisset istiyorum. Sen ve ben ve biz, iflah olmaz romantikleriz. Biz gökkuşağının altından geçebileceğimize inananlarız. Kalbimizde, en derinlerde ekili bir tohum var. Gösteremeyiz, kanıtlayamayız, yalnızca bilebiliriz. Görünenin ve bilinenin daha fazlası var ve oraya gidebilmenin yolu bildiğini unutmak, sevdiklerini salmak, tutunduklarını bırakmak, bol bol denemek ve bozmak. O yüzden düşeriz, dinleniriz, bazen ölü taklidi yaparız ama yarın yine devam ederiz. Sırf kalbimizdeki o tomurcuk için, o çiçek açsın diye, içimize yine bahar gelsin diye. Çünkü layığımız odur. Çiçeklerdir, bahardır, güneştir. İşte ben kalbindeki o tomurcuktan öperim.

Sevgi olsun!


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Aslıhan Aydoğan Büyükakgül
1988 yılında doğdu. 21 yaşında Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Çalışma hayatına özel sektörde başladıktan 5 sene sonra, istediğinin bu olmadığına karar verdi ve hayallerinin peşine düşmek için işinden ayrıldı. 27 yaşında oyunculuk dersleri almak adına çıktığı yol onu kendi özüne doğru olan yoluna da yönlendirdi. Bu süreçte birbirinden farklı birçok eğitim aldı. Bu eğitimler hem bilişsel bilgileri, hem mistik ilimleri içermekteydi. Şimdi ise oyunculuğun yanı sıra tüm bu deneyimleri esentezleyerek tasarladığı atölyeler, danışmanlıklar ile kişiler ile birebir çalışmalar yapıyor.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.