29 Nisan 2026’da Esentepe’de Galeri Deniz’de etkileyici bir sergi açıldı, ben de konukları arasındaydım.
Çağdaş sanatın önde gelen isimlerinden Devrim Erbil ve Akın Ekici’nin “Ters Yüz İmgeler- Sanata İyi Bakın!” başlıklı sergisi, Uğur Batı küratörlüğünde sanatseverlerle buluştu. Farklı tekniklerin ve ifade biçimlerinin bir araya geldiği sergi, izleyiciyi alışılmış görme biçimlerini yeniden düşünmeye davet ederken, iki sanatçının özgün dilini aynı zeminde bir araya getiriyor. Çok katmanlı bir görsel deneyim sunan “Ters Yüz İmgeler”, 17 Mayıs’a kadar ziyaret edilebiliyor.

Küratör Prof. Dr. Uğur Batı, her iki ressamın üretimlerinde ortaklaşan noktaları görünür kılarak, buradan hareketle imge ile gerçek arasındaki ilişkiyi sorgulatan bir seçki kurmayı amaçlamış. Bu eser gruplarından birinde ise baba–kız sanatçılar Sebahattin Gündoğdu ve Aylin Gündoğdu, yine Batı’nın küratörlüğünde önemli bir koleksiyonla yer alıyor. Koleksiyon gelişmeye devam ediyor; ancak ilk örnekler oldukça etkileyici. Devrim Erbil eserlerinin seramik yorumlarının da sergilendiği bu sergide, iki usta seramikçinin izini sürmek mümkün oluyor.
Bu yaklaşımı küratör Uğur Batı şu sözlerle ifade ediyor: “Devrim Erbil’in seramik ve mozaik yorumları üzerine uzun zamandır düşündüğümüz, farklı sergilerle büyütmeyi planladığımız bir hattın ilk adımını atıyoruz. Sebahattin ve Aylin Gündoğdu’nun ortaya koyduğu iş ise yalnızca teknik bir yorum değil, evrensel bir dil kurma çabası.”
Serginin kapsamına değinirken Batı, izleyiciyi oldukça geniş bir üretim alanının içine davet ediyor. Toplam 36 eserin yer aldığı seçkide yağlı boyadan marküteri ve sedef işlerine, batikten ahşap üzerindeki özel uygulamalara kadar uzanan bir çeşitlilik söz konusu. Bu çeşitlilik, sergiyi yalnızca bir araya getirilmiş işler toplamı olmaktan çıkarıyor; farklı tekniklerin birbirine değdiği, geçişken ve bütünlüklü bir deneyime dönüştürüyor.

Bir Seramik Koleksiyonunu Okumak
Sanat tarihinde seramik, insanlığın doğayla kurduğu ilk ve en sahici diyalogdur. Sebahattin ve Aylin Gündoğdu’nun çalışmaları, bu kadim diyaloğu 21. yüzyılın estetik diliyle yeniden kurguluyor. Onların ellerinde çamur, sadece şekil verilen bir hammadde değil; zamanı, mekânı ve duyguyu kabzeden organik bir arşiv gibi.
Sebahattin Gündoğdu: Formun Ontolojisi ve Zamansızlık
Sebahattin Gündoğdu’nun eserlerinde mimari bir akıl ve heykelsi bir vakar hâkim. Onun form arayışları, antik çağların anıtsal duruşuyla modernizmin yalın geometrisini birleştiriyor.
Doku Tasarımı: Sebahattin Gündoğdu’nun eserlerine bakarken, yüzeyin bir tuval gibi ele alındığı açıkça görülüyor. Toprağın kendi rengi, oksitlerin ham etkisi ve fırın atmosferinin rastlantısallığı bilinçli bir şekilde kullanılıyor. Eserlere yaklaştıkça rüzgârın çöl kumunda bıraktığı izleri ya da kurumuş bir nehir yatağının çatlaklarını andıran dokular beliriyor. Bu yüzeyler, doğanın yıkım ve yeniden yapım döngüsünün seramik üzerindeki karşılığı olarak okunuyor.
Boşluğun Estetiği: Eserlerde, formun yalnızca doluluk üzerinden değil, boşluk üzerinden de kurulduğu fark ediliyor. Negatif alanlar, eserin çevresindeki havayı da yapının bir parçası haline getiriyor. İzleyici, yalnızca dış katmanı değil formun içindeki derinliği ve bu boşluğun yarattığı sessizliği de hissediyor.

Aylin Gündoğdu: Lirik Bir Anlatı ve İncelikli Dokunuş
Aylin Gündoğdu’nun işleri ise seramiğin sert ve kırılgan doğasına daha yumuşak, şiirsel bir yaklaşım getirdiğini hissettiriyor. Eserlere bakıldığında, doğadaki mikro ve makro evrenin iz düşümlerinin yüzeye taşındığı görülüyor.
Organik Formların Dansı: Aylin Gündoğdu’nun çalışmalarında akışkan, organik ve kıvrımlı hatların öne çıktığı görülüyor. Bir deniz kabuğunun sarmalı, bir yaprağın damar yapısı ya da suyun akış yönü, bu formlarda açıkça hissedilen ilham kaynakları arasında yer alıyor. Seramik, onun yorumunda statik bir nesne olmaktan uzaklaşıp canlı bir organizmayı andıran bir yapıya bürünüyor.
Sır ve Işık Oyunları: Seramiğin en gizemli aşamalarından biri olan sırlamanın Aylin Gündoğdu’nun çalışmalarında bir duygu aktarım aracına dönüştüğü görülüyor. Renk geçişlerindeki yumuşaklık ve ışığın yüzeyle kurduğu ilişki, eserlere masalsı bir atmosfer kazandırıyor.

İki Ruh, Tek Atölye: Gündoğdu Sanatının Sinerjisi
Sergiyi gezerken bu iki sanatçının bir araya gelişinin yarattığı bütünlük hemen hissediliyor. Seramikte çok sık karşılaşılmayan bir denge bu. Sebahattin Gündoğdu’nun strüktürel kuvveti ile Aylin Gündoğdu’nun daha lirik ve hassas yaklaşımı birbirini dışlamıyor; tam tersine aynı form içinde birbirini besleyerek ilerliyor. Eserlere bakarken bu iki farklı enerjinin dengede tutulduğu bir üretim sürecine tanıklık ediyorsunuz.
Atölyelerinden çıkan her parça, aslında bu dengenin izini taşıyor. Ne yalnızca formun gücüne yaslanan ne de sadece duygusal bir inceliğe açılan bir dil var, ikisi birlikte çalışıyor.
Bu üretim hattı, Anadolu’nun binlerce yıllık çömlekçilik geleneğine açık bir selam gönderiyor. Ancak bu selam, doğrudan bir tekrar ya da taklit olarak değil; daha çok parçalayarak yeniden kuran, dekonstrüktif bir bakışla kendini gösteriyor. Formlarda Hititlerin ağırlığını, desenlerde Selçuklu’nun geometrik zekasını sezmek mümkün; bütün bunlar günümüzün soyut arayışıyla aynı yüzeyde, sessizce bir araya geliyor.
Felsefi Boyut: “Topraktan Geldik, Toprağa Dönüyoruz”
Sergide Gündoğdu çiftinin işlerine bakarken, seramik sürecinin onlar için yalnızca bir üretim tekniği değil, bir sabır disiplini olduğu açıkça hissediliyor. Kilin yoğurulması, kurutulması, fırınlanması ve sırla buluşması; adım adım ilerleyen, beklemeyi ve kabullenmeyi gerektiren bir süreç olarak izleniyor. Bu sürecin, insanın kendi kemalat yolculuğuna benzer bir ritim taşıdığı düşüncesi eserlerin bütününe yayılıyor.
Ateş ise bu hattın merkezinde yer alıyor. Hem yok eden hem var eden bir güç olarak, her aşamada belirleyici oluyor. Ancak bu güç, sanatçılar tarafından bir risk ya da engel olarak değil, sürecin doğal ve vazgeçilmez bir parçası, hatta bir tür ortak olarak kabul ediliyor.
Ortaya çıkan eserler, izleyiciye doğrudan bir mesaj vermekten çok, belli bir hissi taşıyor: Güzellik, kusursuzlukta değil; ateşle pişmiş, yaşanmışlık kokan ve ruhu olan bir çatlaktadır.
Yaşayan Bir Miras
Sebahattin ve Aylin Gündoğdu’nun, çağdaş Türk seramiğinde yalnızca teknik ustalıklarıyla değil, bu alana kattıkları entelektüel derinlikle de ayrıştıkları görülüyor. Eserleri bir mekâna yerleştirildiğinde, o mekânın yalnızca dört duvardan ibaret kalmadığı; toprağın, suyun ve ateşin hikâyesinin taşındığı bir alana dönüştüğü hissediliyor.
Eserlere bakarken toprağın dilsizliğini ortadan kaldıran ve ona güçlü bir ifade kazandıran bir yaklaşım öne çıkıyor. Her fırın açılışında ortaya çıkan şeyin yalnızca bir obje değil, beraberinde bir ruh taşıdığı düşüncesi izleyiciye geçiyor.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

