Düşünüyorum da insan, ancak verebildikleriyle anlam buluyor. Yaptığımız tüm olumlu ve olumsuz davranışları “vermek” fiilinde topladığımda, aslında hayatın bu fiilin şartları çerçevesinde yaşandığını görüyorum. Artık biliyorum ki insan olma yolculuğu, bir yerden yola çıkıp varmak istediğimiz noktaya ulaşabilmek için gösterdiğimiz çabanın ve harekete dönüşen adımların toplamından ibaret.
Öyle ya bir adım atmadan yürümek, bir cümle kurmadan konuşmak mümkün değil. Hayat yolculuğunda bir şey almak istiyorsak, mutlaka bir karşılık vermek zorundayız.
İşte Ramazan ayı, benim için bu yolculukta “vermek” fiilini iliklerime kadar yaşadığım bir zaman. Aynı zamanda, yıl boyunca verebildiklerimin hasat mevsimi gibi. Bu ayın en büyük hatırlatması şu oluyor: Sahip olduğum sandığım her şey aslında bana emanet. Ve o emaneti paylaşırken görüyorum ki veren de verdiren de O. Paylaşan benim elim ama o eli hareket ettiren kudret, O.

Manevi Dünyamızın Beytullah’ı Kalplerimizdir
Ramazan’da hissettiğim bu yüksek duyguları geçtiğimiz aylarda ziyaret ettiğim Mekke’de yaşamıştım. Orada, her an Allah frekansında kalabilmek için istekle ve huzurla gösterilen o çaba öylesine derin bir tatmin duygusu yaratmıştı ki dünyada sahip olduğum hiçbir unvan, hiçbir maddi güç, hiçbir başarı ya da hiçbir aşk için gösterdiğim çaba bana böylesi bir doyum yaşatmadı.
Ramazan’a her yıl, Mekke’de tattığım o hâli kalbime taşıma niyetiyle giriyorum. Çünkü zamanla şunu anladım: Asıl olan mekân değil, frekans; asıl mesele o frekansta kalabilmek. Mekke’de bunu dış dünyanın güçlü hatırlatmalarıyla yaşamak mümkün. Ramazan ise, aynı dikkati ve özeni insanın kendi iç dünyasında kurabilmesi için bir imkân sunuyor. Maddi dünyada Allah’ın evi, yani Beytullah nasıl ki Kâbe ise manevi dünyamızda Beytullah kalplerimizdir. Evlerimizi nasıl temiz tutmak için özen gösteriyorsak, kalbimizi de aynı titizlikle temiz tutmaya gayret etmeliyiz.
Her evin olduğu gibi, kalplerimizin de bir giriş kapısı ve bir anahtarı vardır. Tevbe Suresi’nin 18. ayetinde Rabbimiz şöyle buyurur: “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namaz kılan, zekât veren ve Allah’tan korkan kimseler imar eder.” O hâlde kalplerin temizlenmesi de Allah’ı anmakla, o bağı canlı tutmakla mümkün olur.
Ramazan ayı bana evimi sevdiren, Rabbimi anarak kendi kapımı bulduran manevi bir öğretmen oldu her zaman. “Bir aydan öğretmen olur mu?” diye sorarsanız, bence olur. Çünkü bu ay, Allah’ın 99 esmasının her birinden bir iz taşır; her gün, her hâl o isimlerden birini kalbe işler. Ve bütün bu öğreti, en derin anlamını tek bir hakikatte bulur: Kelime-i Tevhid. Tevhid öylesine bir anahtardır ki şimdiye kadar gördüğümüz hiçbir anahtara benzemez. Bu anahtar üçgendir. Anahtarın tabanını Kur’an ayetleri oluşturur. Kur’an’ın sayfaları arasında kendi aklınızla gezinecek olursanız, Ankebût Suresi 49. ayete bakmanızı öneririm. Bu ayette şöyle denir: “Kur’an, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık ayetlerdir.” Bu kişiler, Tevhid’i önceden bilmiş kullardır. Rabbimiz bu ayetinde, Gönül Kur’an’ını okuyabilen dostlarını kastetmiştir.
Peki ya bizim durumumuz?

PERDELER VE ANAHTAR: TEVHİD’İN YOLCULUĞU
Rabbimiz bizi bir kenara mı bırakıyor ya da yolda mı bırakıyor? Asla. O, öylesine yüce bir Allah’tır ki hem bilen hem de bilmeyen kullarının tümünü korumuş, hepimizi düşünmüştür. Ne bilenler ne de bilmeyenler O’na dayanamaz. Bilmeyenlerle kendi arasına bir karanlık, bilenlerle arasına ise bir aydınlık perdesi koymuştur. Ve istemiştir ki insan, bu perdeleri kendi çabasıyla aralasın. İnsana verilen bu yetki -hem karanlık hem de nur perdelerini kendi iradesiyle açabilme imkânı- aslında onun yaratılmışlar arasında neden ayrı ve yüce bir mertebeye sahip olduğunun da bir göstergesidir.
Karanlıktan Nura Açılan Kapı: İnsan, Perdelerini Kendisi Aralar
Allah bilinmek istemiş ve insanı yaratmıştır. İşte Tevhid, herkesin kendi evinin kapısını açan ve Rabbiyle arasındaki perdeleri aralayan anahtardır. Tevhid, kalp evimizle doğrudan bağlantılıdır. Kelime-i Tevhid, insanın kalbinin anahtarıdır ve içinde barındırdığı değerler, insanın kalbinde “Lâ” ile başlar. Lâ ile kişi, fena adı verilen yokluk âlemine girer. Bu girişle birlikte artık evimizde temizlik başlamıştır; basiret gözünüz açılmaya başlar. Fena âleminden sonra geçtiğimiz diğer âlem ise cezbe âlemidir. Bu merhalede ceset ile ruhu, yani Âdem ile âlemi keşfederiz. “İllâ” kelimesiyle artık üçüncü merhaleye, ölüm yani kabz âlemine girilir; sırlar işte bu âlemde görünmeye başlar. Kelime-i Tevhid’de Rahman, Rahim ve Allah kavramları artık bilinmeye başlanır. Ancak hâlâ elimizdeki anahtarla kapısını açmaya çalıştığımız bu ev, aslında içinden çıkmaya çalıştığımız yerdir…
RAMAZAN: KUDRETİN VE BİLİNCİN YOLCULUĞU
Hak Teâlâ “Kudret benim elbisemdir” der. Kudret, Hakk’ı bilen insanların sıfatıdır. Kendini akılla belli eden bu hakikate ulaşmak, aklımızı kullanarak nefsimizin karanlık perdelerini aralamak ve kalp evlerimize nur doğurmak için bize ayrılmış çok özel bir zamandır Ramazan.
Yolculuk sabır ister. Tîn Suresi’nde geçen “Biz insanı en güzel surette yarattık” ayetinin işaret ettiği anlama erişmek, bu bilince yükselebilmek için Ramazan, insana verilmiş otuz günlük bir imkân, bir lütuftur. Bu fırsat değerlendirilmezse ayetin devamı ne büyük bir hatırlatıcıdır: “Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.”
Kelime-i Tevhid’in bir ucu insan bedenine, bir ucu ruha bağlıdır. Ramazan ayının ilk sahuruyla adım attığımız bu mukaddes zamanlar hem ruhumuzu hem de bedenimizi Rahman, Rahim ve Âdem bilincine yükseltebilmek için eşsiz bir fırsattır. Bu zamanlar, küllî akla yaklaşmak, nefsimizi arındırarak bütünlüğe ulaşmak ve Mukaddes Ruh’un bir parçası olduğumuzu yeniden hatırlamak içindir. Ve dostlar, bu makamı bana anlat deseniz, size ancak şu satırlarla ifade edebilirim:
Ne yerdeyim ne göklerde
Emin ellerdeyim, emin ellerde

KALP SOFRASI HER RAMAZAN’DA YENİDEN KURULUR
Ramazan’ı nasıl sevdiğim anlaşılmıştır sanırım. Ramazan, kalbimizi Beytullah hâline getirebilmek için sunulmuş bir imkândır. Bu ay, kalbin yeniden düzenlendiği, insanın kendini Allah’la hizaya getirebildiği özel bir zamandır. Çünkü tevhid; kalbin ve bedenin O’nunla uyumlanması, hayatın O’nun ölçüsüyle dengeye kavuşmasıdır. İnsanın O’na verdikleri, aslında onu O’na yaklaştırır. Bu yakınlık yalnızca ibadetlerde değil, O’nun yarattığı bütün varlıklara karşı kurduğumuz ilişkide de kendini gösterir. O zengindir, her şeyden münezzehtir. O’na vermek, kalbimizi hizaya getirmektir. Ne güzeldir ki insan, verdikçe kendi iç düzenine yaklaşır.
Bu hizalanmayı hayatımızın her alanına taşıyabiliriz. Sözlerimizde, davranışlarımızda, niyetlerimizde ve düşünce dünyamızda bir bütünlük kurmak… Tevhid kalbe indiğinde, insanın içinde bir Beytullah oluşur. “Ben mümin kulumun kalbindeyim” buyurulur. Ama hangi kalpte? Ramazan, kalplerimizi bu misafirliğe hazırlamak için eşsiz bir zamandır. Kalbi arındırmak, yüklerinden hafifletmek ve iç dünyayı sadeleştirmek… Böyle bir hazırlık, insanın varlığına derin bir sükûnet kazandırır; ne kıymetlidir.
Ramazan, on bir ayın içinde bir telafi vaktidir. Bedene kazandırılan disiplin, ruha katılan derinlik, yapılan ibadetler, hayır ve hasenat… Bu ayda eksik kalanları tamamlamak, dağılmış ruhsal bütünlüğümüzü toparlamak, kendimize yeniden yön vermek için ibadet etmek harikadır. Tövbe etmek, af dilemek, affetmek, sevgi sunmak ve şükretmek… Kalbin yüklerinden arınması… Bu arınmaya niyet etmek bile çok kıymetli olacaktır.
Ramazan’ın kıymetini bilmek, kendimizi bu ayın frekansına yerleştirmektir. Beytullah’ın edebini, terbiyesini ve teslimiyetini kalbimizde yeniden kurmak, yeniden ve yeniden hatırlamak… Her samimi niyetin, her küçük iyiliğin bu hâli güçlendirdiğini görmek ne anlamlıdır.
Ramazan’ın, kalbin yeniden hizaya girdiği insanın kendine, hayata ve Rabbine yaklaştığı bir ikram olduğu hep hatırlanmalı. Kim bilir belki de bu yakınlığı fark edebilmek ve kalbimizde yer açabilmek, hayatımızda derin ve kalıcı bir dönüşüme vesile olur.
Hepimizin, içimizde Hakk’la; dışımızda ise halkla birlikte olabildiği bir hasat mevsimi olsun bu Ramazan…
Dua…
Ramazan’ın kalbimizde açtığı bu kapıyı, içten bir niyet ve dua ile mühürlemek isterseniz, kendim için hazırladığım niyet duasını yazımın sonunda paylaşmak isterim. Ben bu duayı, bu ayın ruhuna yönelmek ve kalbimi Rabbimize teslim etme niyetiyle okuyorum.
Ey kalpleri evirip çeviren, hem veren hem de verdiren Allah’ım. Sen rahmeti her şeyi kuşatan Rabbimiz… Hamd Sana, şükür Sana. Sahip olduğumuz her şeyin emanet olduğunu bize hatırlatan, bizi nimetlerinle kuşatan Sensin. Biz zayıfız, eksik ve unutkanız; Sen ise sonsuz merhamet ve kudret sahibisin.
Ey benim güzeller güzeli Rabbim, bu Ramazan’a kalplerimizi Sana yöneltme niyetiyle giriyoruz. İçimizde biriken ağırlıklardan arınmayı, kalbimizi Beytullah’ın edebiyle temizlemeyi bize nasip et. Tövbe edebilmeyi, af dilemeyi, affedebilmeyi ve kalbimizi hafifletebilmeyi kolaylaştır. Sen affedicisin, affetmeyi seversin; bizi de affınla kuşat.
Sözlerimizi, niyetlerimizi ve davranışlarımızı rızana uygun kıl. Verdikçe Sana yaklaşmayı, paylaştıkça kalbimizin genişlediğini görmeyi nasip et. Sen zenginsin, hiçbir şeye muhtaç değilsin; bizi de, vererek senin zenginliğini çoğaltan kullarından eyle.
Bu ayda bedenimize sabır, ruhumuza sükûnet ver. Nefsimizin karanlıklarını azalt, kalbimize nur indir. Eksiklerimizi tamamlamayı, dağılmış hâlimizi toparlamayı, Seni daha çok anmayı bize kolaylaştır.
Ey Rahman ve Rahim olan Allah’ım, sen bizi kalbini zikrinle imar edenlerden eyle. İçimizde Seninle, dışımızda kullarınla güzel bir hâl içinde yaşamayı nasip et. Bu Ramazan’ı bizim için bereketli, arındırıcı ve Sana yakınlaştıran bir zaman kıl.
Hamd Sana, şükür Sana.
Âmin.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

