HEVES, DİSİPLİN VE BEDENE YATIRIM
Kitap

Heves, disiplin ve bedene yatırım

Bazı kitaplar bilgi verir. Bazıları motive eder. Bazıları ise okuru kendi hayatına bakmaya davet eder. Müptela Yayınları etiketiyle yayımlanan Ceyden Güran imzalı Ayna Yaşımı Bilmiyor! bu üçüncü türde bir kitap. Yalnızca spor yapmayı anlatmıyor kitap asıl olarak, neden başlayamadığımızı, neden ertelediğimizi ve çoğu zaman kendimizi hayatımızın son sırasına koyduğumuzu gösteriyor.

Fitness Eğitmeni ve Antrenör, IFBB Bikini Fitness Masters Türkiye Şampiyonu Ceyden Güran’ın yaklaşımı, hareketi estetik bir hedef ya da kısa vadeli bir değişim programı olarak görmüyor. Onun için hareket yaşam kalitesini korumanın, bağımsız kalmanın ve yaş aldıkça güçlü hissetmenin bir yolu. Kitapta selülit, menopoz, yoğun iş temposu, motivasyon kaybı ya da “ben sporu sevmem” cümlesi bir sorun başlığı olarak değil, hayatın gerçekleri olarak ele alınıyor. Dilinin etkisi de buradan geliyor; yargılamayan ama net, anlayan ama ertelemeye alan açmayan bir ton.

QR kodlarla desteklenen egzersiz videoları, günlük hayata uyarlanabilir küçük adımlar ve gerçek hayatın içinden örneklerle Ayna Yaşımı Bilmiyor!’un en güçlü yanı, sporu bir sonuç hedefi olmaktan çıkarıp bir yaşam becerisi olarak ele alması.

CEYDEN GÜRDAN - AYNA YAŞIMI BİLMİYOR
CEYDEN GÜRDAN – AYNA YAŞIMI BİLMİYOR

SORUN ZAMAN DEĞİL, BAŞLAMA EŞİĞİ

Heves meselesi sadece yayıncılıkta değil, spordan hobiye kadar her alanda var. Bir şey zor geldiğinde, otomatiğinde olmadığında ve hayatının parçası olmadığında insanlar içine giremiyor. Okumak, spor yapmak, düzen kurmak… Sizce hepsi aynı yerde mi başlıyor?

Evet, bence aynı yerden başlıyor. Heves bir tür giriş kapısı. İnsan heveslenmezse niye gelsin, niye başlasın? Elbette öz disiplin sadece hevesle kurulmaz ama o disipline giden yolu açacak ilk kıvılcımı siz yakabilirsiniz. Ben öğrencilerimi hep heveslendirmeye çalışırım. Heves yoksa devam da yok.

Hevesin sönmesi de çok kolay. Kişi sıkılırsa, kendini kötü hissederse, aradığını bulamazsa… Kitabınız da sanki tam burada devreye giriyor.

Evet. İnsanlar bir yola hevesle giriyor ama hevesi sürdüren şey, süreçte anlam bulmak. Bulamayınca heves bitiyor.

Spor neden zor geliyor? Örneğin benim için sonuç almak için çok uzun mücadele gerekiyor. Kafamda hep şu var: Bu yolda kesin sekteye uğrayacağım ve bir şey alamayacağım. Üç kere gidip bırakacağım gibi.

Peki siz şu anda spordan ne almayı bekliyorsunuz?

Fiziksel bir iyileşme. Kilo vermek olabilir, sıkılaşmak olabilir, daha sağlıklı olmak… Ama uzun vadede sonuç verecek diye bilmek de yetmiyor; istikrarı sürdürmek benim için zor. Hayatın iniş çıkışları olunca gelecek göremiyorum.

Sporsuz bir gelecekte kendinizi nerede görüyorsunuz?

Bilmem hastalıklar var. Romatizma olabilir, fıtık olabilir, göbek yağlanmasına bağlı iç organ yağlanması, metabolik hastalıklar… Bir yandan da “belki genetik avantajım vardır, bin yaşına dipçik gibi giderim” diye bir ihtimal de var ama mesele yaşamak değil; yaşam kalitesi.

Beden bir yatırım alanı. Mesela ev almayı düşünün: Yıllarca çalışıyorsunuz. Aldıktan sonra da evi ayakta tutmak için çalışmaya devam ediyorsunuz. Vücudunuz da sizin eviniz. Ama çoğu insan en son ona yatırım yapıyor, hatta hiç yapmıyor. Sonra beden çatlıyor, kırılıyor; ağrı kesiciyle, geçici çözümlerle idare ediliyor. Alışkanlık olmadığında üç gün ilgilenip bırakılıyor. Sonunda da dökülen parçalarla yaşamaya çalışıyorsunuz.

Şeker hastalığı ve ilaca dayalı yaşam, fıtık ataklarıyla yatağa bağlanmak, insülin direnciyle sürekli feragat ve zor rejimler, karaciğer problemleri, damar sertliği, kalp sorunları, tansiyon… Ben bunu rahat söylüyorum çünkü sadece spor ve beslenmeyi azıcık düzelterek insülin direncini, karaciğer bozukluklarını, tansiyonu yenen çok öğrencim oldu. Doktorları şaşırıyor. Üstelik bu insanlar genç değil, 60 yaş bandında.

Çünkü önce sağlık, hareket kabiliyeti, yaşam kalitesi geliyor. Bedendeki değişim, moral, kendine inanç, iyi hissetmek zaten ardından geliyor. Ve evet, bir kadın için aynada kendini beğenmek de önemli; o da gelir. Ama asıl kazanç yatırım kısmı. Üstelik bu vadesiz. Forever. Hareketi hayatınızda tutmanız gerekiyor; yaş aldıkça daha da.

UYGUN SPOR, UYGUN HOCA, RİTÜEL

UYGUN SPOR, UYGUN HOCA, RİTÜEL

Ben uygun sporu ve hocayı bulduğumda kış boyu gittim. Hayatımda ilk defa spor saatimi heyecanla bekliyordum. Hocamı çok sevmiştim, müzikler harikaydı, ortam güzeldi. Akşam 7 oldu mu koşa koşa gidiyordum. Çıkışta kahve içmek gibi küçük ritüellerimiz bile vardı. Orada “heves” dediğimiz şey oluştu.

Tam olarak bu. Sporu zul olmaktan çıkarıp keyifli bir paket hâline getiriyorsunuz. Heves ittirici güç. Dersten zorlanarak çıkabilirsiniz ama sonunda memnuniyet var. Üstelik hormonal olarak dopamin, serotonin, endorfin yükseliyor. Sonra küçük ödül geliyor: sosyallik olabilir, ufak bir ritüel olabilir. Ve en önemlisi vicdanı rahat, kendinize ait bir ödül.

Özellikle kadınlarda “önce herkes” refleksi çok güçlü. İş, güç, aile, sorumluluklar… Sonra bir “ben” kalıyor. Bu çok yanlış. Çünkü siz ayakta duramazsanız etrafınızı nasıl ayakta tutacaksınız? Üstelik bedensel çöküş zihinsel çöküşle beraber ilerliyor. Bedensel çalışma beyni de rahatlatıyor.

Kitapta, bahanelere güçlü cevaplar veriyorsunuz. Bu kitabı yazarken ana motivasyonunuz neydi?

Çünkü sürekli bahane görüyorum. Mesela biri programım hakkında defalarca bilgi alıyor, sekiz kere soruyor, yine soruyor. Belli ki hiç başlamayacak çünkü bahane evresinden çıkamıyor. İçten içe yapması gerektiğini biliyor ama bir adım atmıyor. “Evet ama…” cümleleri, “ben kendim yaparım” düşüncesi, yıllardır yapmadığı şeye hâlâ ihtimal gözüyle bakması… Başlangıç en zor yer. Bahanelerin arkasına saklanarak hayatta neyi başardın da bunu yapacaksın? Ben kendime de böyle bakarım.

Bu katılık değil, terazi. Neye öncelik veriyoruz, neye veremiyoruz? Eğer konu sağlıksa, bu öncelik olmak zorunda. Üstelik bugün hareket etmek eskisine göre kolay: sosyal medya var, online programlar var, kayıtlar var. “Gidemem” artık bahane değil. “Vaktim yok” da bahane değil; kaydı sabahın köründe de gece yarısı da açarsınız. Ekonomik olarak da programlar birçok şeye göre çok daha erişilebilir. Olmadı yürürsün, zıplarsın, hareket edersin. En yüksek bahane vakitsizlik; ikinci bahane gidip gelememek. Bunların karşılığı var.

CEYDEN GÜRAN

YAŞ ALMAK KAÇINILMAZ, GÜÇSÜZLEŞMEK DEĞİL

Bir de “Ben eskiden yapardım” cümlesi var.

Çok duyuyorum. O “eskiden” çok eski oluyor genelde. Onu “çok uzun zamandır yapmıyorum” diye çevirmek daha gerçekçi. Çünkü bu, her gün yapılan bir şey gibi düşünülmeli. Nasıl her gün yemek yiyorsanız, hareket de böyle.

İstikrar neden kurulamıyor?

İstikrar tamamen disiplin işidir ve sanıldığından daha derindir. Şunu ayırmak lazım: İnsan topyekûn mü disiplinsiz, yoksa bazı konularda mı? Eğer her konuda dağınıksa, sorumluluktan kaçıyorsa, öz bakımı hiç yoksa, mesele spordan öteye geçer; insanın yaşam biçimini baştan inşa etmesi gerekir.

Spor ve öz bakım alanında disiplinsizlik varsa, o zaman yöntem var. Birincisi, kendini mecbur bırakmak. En pratik yöntem para vermek: bir programa yazılmak gibi. Yüzde yüz garanti değil ama sorumluluğu artırır. İkincisi, kendine uygun modeli seçmek: çalışıyorsan akşam dersi, online sevmiyorsan fiziksel ortam, mutlaka sevdiğin bir trainer. Bu çok önemli. Sevdiğin insanla buluşmak gibi olursa devam gelir. Üçüncüsü, hedef: küçük, ulaşılabilir hedefler. Karşılaştırmalı değil, kişisel. Bir hedefe ulaştığında bir sonraki hedef gelir.

Siz kendi disiplin formülünüzü nasıl kuruyorsunuz?

Ben hiçbir şeyi hedefsiz bırakmam. Hedef yoksa dalgalanırım. Önce kendime söz veririm, sonra birilerine anlatırım. Birilerine söylediğim anda mecbur gibi olurum, psikolojide de yeri var. Sonra deadline koyarım. Hedefi haftalığa, günlüğe bölersin. “İşe gider gibi” çerçevelersin. Rutine oturdukça doğal akışa dönüşür. Gerçek disiplin nerede başlıyor? Zor günlerde. Yorgunken de, kafan dağınıkken de, meşgulken de yapabilmek. Planlayıp uygulayabilmek.

YAPMA SEVİNCİ VE ÖZ MEMNUNİYET

YAPMA SEVİNCİ VE ÖZ MEMNUNİYET

Bir de “yapma sevinci” var. Koltuktan kalkmak zor ama başladığın an bir sevinç geliyor.

Ben bunu öz memnuniyete bağlıyorum. Kendinle ilgili kararlar alıp uygulayamamak öz memnuniyetsizlik yaratır: “Ben zaten yapamam” duygusu benliğe işler. Bu başka alanlara da yayılır. O yüzden zor da olsa kendine şunu hatırlatman gerekir: Bu bana iyi gelecek. Ve gelir. Disiplini böyle kurarız. Burada “Niye istiyorum?” sorusu çok kritik gibi. Evet. Kendinle çok dürüst bir görüşme yapacaksın: Bunu niye istiyorum? Korkularım ne? Ne kadar kanalize olabilirim? Olamıyorsam neden? Bu korelasyonları kurarsan harita çıkar. Bir de hayal meselesi var: Hayal gerçekçilikten koparsa tehlikeli. “Üç ayda on kilo, fit olacağım” gibi uç hedefler patlar. Acele sakatlığa, bıkkınlığa götürür. Gerçekçi, yavaş, sürdürülebilir ritim.

Tek tip spor yok diyorsunuz.

Yok. Fitness dersi şart değil. Tenis, yüzme, yoga, yürüyüş, grup sporları… Günlük hayatta daha az asansör, daha çok hareket. Bir uçtan başlayıp yavaş yavaş gitmek de tamam.

Program alıp düzenli gelenlerle gelip sonra bırakanlara baktığınızda çalışanlar mı, ev kadınları mı daha çok?

Benim çok az ev kadını öğrencim var. Senelerdir devam eden bir grubum var ismi Terminatör. 60+ da var, 30’lar da. Yıllardır sürüyor, kimse gitmiyor, yeni kişiler ekleniyor. Çünkü bir dinamik bir program, orada bir aidiyet oluştu herkes için. Birbirimize yaklaştık, bir hatta buluştuk. Aidiyet olunca devamlılık artıyor. Özel derslerde de aynı, haftada birkaç kez buluşuyorsunuz, sohbet de işin parçası oluyor. Sevdiğin biriyle buluşmak gibi.

Kısa programlarda durum nasıl derseniz kısa programlarda istikrar daha düşük. On derslik program alıp iki dersten sonra bırakabiliyorlar, hatta hiç başlamayan da oluyor. Bağandığın, parçası olduğun yapı daha sürdürülebilir.

“Neden koltuğun yanında 3 dakika bir şey yapamıyorum?”

Ben bunu kendimde çok merak ediyorum: Günün büyük bölümünü evde geçiren, zamanı olan ve aslında hareket etmesi gerektiğini bilen biri olarak kalkıp üç dakika bile bir şey yapamamanın arkasındaki gerçek zihinsel engel nedir? Bu tembellik mi, erteleme mi, motivasyon eksikliği mi?

Çok basit: Ne yapman gerektiğini tam bilmiyorsun. Beş squat niye yapacaksın? Ne işine yarayacak? Üstelik muhtemelen doğru yapmayacaksın; dizin acıyacak, işe yaramayacak ve vazgeçeceksin. Spor bir bilim. Anatomi var, teknik var, sıralama var, doz var. Tarif olmadan yemek yapmaya kalkmak gibi. Tarif yoksa ortaya kötü bir şey çıkar ve bir daha yapmak istemezsin.

Bu açıklama içime su serpti. Çünkü “başarısızlık kulvarı” gibi kafamda dönüp duruyordu.

Yalnız değilsiniz. Yüzlerce kadınla konuşmuşluğum var ve şunu çok net gördüm: Başlayamamanın temelinde çoğu zaman zaman ya da imkânsızlık değil, içsel kabul eksikliği var. İnsan gerçekten “Ben bunu yapmalıyım” noktasına gelmediğinde harekete geçemiyor. En büyük tehlike de şu düşünce: “Bana bir şey olmaz.”Size küçük ama çok şey anlatan bir hikâye anlatayım.

Yıllardır haftada üç gün birlikte çalıştığım, 60 yaşın üzerinde bir öğrencim var. Bir gün bana heyecanla bir mesaj attı: “Dün seni andım” dedi. Evde kombuça yapıyormuş. Hani o büyük, kalın camdan turşu kavanozları vardır ya… İçine beş litre su konunca başlı başına ağırlaşır. Üstelik camın kendi ağırlığı da cabası. Eskiden o kavanozu yerinden kaldırması bile meseleymiş. Normalde iki eliyle zorlanarak kaldırıyormuş. O gün ne yapmış biliyor musunuz? Kavanozu tek eliyle almış, tezgâha koymuş. Sonra durmuş ve gülmüş. Çünkü o hareketi hiç düşünmeden yapmış. Gücünü fark ettiği an da o an olmuş.

Bu, dışarıdan bakınca küçük bir şey gibi görünebilir. Ama aslında çok büyük bir değişimin işaretidir. Tek elle bir kavanozu kaldırabilmek, belinize ani bir ağrı saplanmaması demektir. Günlük hayatta eğilip kalkarken korkmamak demektir. Kasların yükü taşıması, omurganın zorlanmaması demektir. Dengenizi kaybettiğinizde düşmemek demektir. Omuzların öne düşmemesi, göğsün kapanmaması, nefesin rahat açılması demektir.

Ve belki de en önemlisi, günlük hayatın içinde kendinizi güçlü, yeterli ve bağımsız hissetmek demektir. Bir şeyi yerden kaldırırken yardım aramamak, merdiven çıkarken tutunma ihtiyacı duymamak, bir kıyafeti giydiğinizde kendinizi iyi hissetmek…

HAREKETSİZLİK BİR TERCİH, HAREKET BİR KARAR

Bunlar yaşam kalitesi kavramını hatırlatıyor.

Ben “bedene yatırım” derken tam olarak bundan söz ediyorum. Spor sadece estetik bir hedef değildir. Spor, ilerleyen yıllarda hayatın içinde muktedir kalabilmektir. Kendi işini kendi yapabilmek, bağımsız kalabilmek ve bedenine güvenerek yaşamak demektir. Asıl kazanç da budur; güçlü, güvenli ve kendine yeten bir hayat.

Dışarıdan sert görünüyorsunuz ama kitapta çok tatlı bir dil var. Neredeyse “haylazlığımı da bilen” bir hoca gibi.

Kitabı yazma sebebim buydu, ben birine iyi gelmeyi seviyorum. Ama hocalıkta biraz otorite olmak lazım. İnsanlar kendini zorlamamaya meyilli; küçük bir kırbaç görmek iyi gelir. Benim görevim potansiyeli ortaya çıkarmak. Her şeye “tamam canım” deseydim, 60+ öğrencilerim bugün push-up yapıyor olmazdı.

Kitabın adı Aynı Yaşımı Bilmiyor. Bu isim çok güçlü. Hikâyesini sizden dinlemek isterim.

Martina Navratilova’yla ilgili bir hikâye. Profesyonel sporda emeklilik yaşı erken sayılır; 30’lar bile “yaşlı” kabul edilir. Navratilova 40’larının ortasında bir röportajda “Bu gücü nasıl koruyorsunuz?” sorusuna benzer bir şey sorulduğunda, top yaşımı bilmiyor ki diyor. Ben mental gücün fiziksel gücün önünde olduğuna inanıyorum. Sınırlarımızı büyük ölçüde zihnimiz belirliyor.

Kendimizi sürekli yaşımızla, çizgimizle, bedenimizle aşağı çekersek zaten yapamayız. Korku geldi mi, yapamamanın garantisi olur. Aynada sürekli yaşını saymayı bırakıp hedeflerini ve kendini sevdiğin hâlini merkeze alabilirsin. Elbette herkesin genetiği, kapasitesi farklı; kıyas yok. Ama “kendi en iyi versiyonun” mümkünken niye kendini aşağı çekesin?

Kitapta hedef koyma tarafınızı çok net anlatıyorsunuz.

Benim hayatım sporla geçti. Küçüklüğümden beri hareketliyim, yıllarca spor yaptım. Profesyonel sporcu değildim ama hep ciddi yaptım. İkinci doğumumdan sonra sporu hayatımdan çıkardığım bir dönem oldu. Sonra ağırlık sporuyla tanıştım ve çok sevdim. Kuvvet, konsantrasyon, disiplin istiyor. Ben kendimi zorlamayı severim. Sonra hedef koydum: bikini fitness yarışmaları ve şampiyonluk. Bu geç bir yaş sayılabilir; 48’den sonra.

Röportajın sonuna gelirken… Bu kitap kimlere iyi gelir?

Her kadının okuması gerektiğini düşünüyorum. Ortak dertlerimiz var ve bakış açısı değişince kuvvet değişiyor. Nereden başlayacağını bilemeyen, motivasyon kaybı yaşayan, evvelden yapıp bırakmış olan, yapan ama gelişmek isteyen… Herkese hitap eder. Bir de QR kodlarla videolara bağlanma ve başlangıç-orta-ileri seviyede antrenman planı var, bu kitabı değerli kılıyor.

Bir de şu var: Kaç kere başladım, bıraktım; benden bir şey olmaz duygusu. Ama öte yandan “yine dene” diyen bir motivasyon da var. Bu ikisinin ortasında kalanlara ne dersiniz?

Saçınızı kötü boyadı diye berbere bir daha gitmiyor musunuz? Kesimi beğenmediniz diye tekrar yaptırmıyor musunuz? Hastalandınız diye hayata küsmüyor, ilacınızı alıp devam etmiyor musunuz? Hayat başlangıçlar bütünü. Spordan vazgeçerek kendinizden doğru sonuç alamazsınız. Her zaman yeniden başlanır: iş değişir, ilişki biter, yeni düzen kurulur. Burada niye olmasın?


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

serda-kranda-kapucuoglu_
Kitap projeleri, yayın danışmanlığı, yazar koçluğu ve geliştirici editörlük yapıyor. Jungian Koç. Birdenbire adlı ilk romanını 2022’de yayımladı. Kurucusu olduğu ZB Akademi’nin Serda Kranda Akademi markası altında hem kurumlar hem de bireyler için editörlük ve yazarlık atölyeleri düzenliyor, editoryal danışmanlık veriyor. 21 Gün Okuyanları adlı okuma kulübünün kurucusu. Mümkün Dergi’nin ve 360 derece editörlük ve yayın danışmanlığı hizmetleri veren Mümkün Ajans’ın kurucu ortaklarından. Edebiyat, felsefe, mitoloji ve psikolojiyle ilgileniyor. 1979 İstanbul doğumlu. Evli, kedili ve iki kız annesi.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.