HERKES KOŞU – YOR
Esenlik

Herkes koşu – yor

Bir süredir Caddebostan sahilinde, koşu gruplarını görüyorum. Sabah belli bir noktada buluşuluyor ve yüksek sesli bir müzik eşliğinde sahil boyunca koşuluyor. Önce bir iki grupken son zamanlarda sayıları giderek artıyor bu grupların. Merak ediyorum ne kadar süre devam edecek bu gruplar, çünkü hemen hemen her alanda olduğu gibi fiziksel aktivitelerin de bir modası oluyor.  Benim çocukluğumda karate ve bale modası vardı mesela, sonra onun yerini basketbol ve piyano dersleri aldı, bir de bateri.

“İnsan – Kendine İyi bakma Reçetesi” kitabının yazarı Görkem Arslan ile koşu üzerine sohbet ettik. Koşmak herkes için uygun mu, bedene yararı olduğu kadar zarar da verebilir mi, koşarken nelere dikkat edilmeli gibi soruların cevaplarını merak ediyorsanız, sizi okumaya devam etmeye davet ediyorum.

GÖRKEM ARSLAN
GÖRKEM ARSLAN

Merhaba Görkem. Sanırım sen de Caddebostan sahilinde koşu gruplarına denk gelmişsindir. Son günlerde sayıları giderek artan koşu gruplarına şahit olmuşsundur. Bir antrenör ve sporcu olarak senin bu konudaki görüşlerini ve yönlendirmelerini merak ediyorum. Koşmak insan bedeni için ne kadar uygun bir egzersiz?

Koşmak aslında atletizm branşının bir dalı, bu anlamda bir spor ve hatta bunu belli bir süreye ve kalıba kurallara soktuğumuz zaman yarış oluyor. Koşu branşı, sporda, her şeyin temelini barındırıyor. Ama, sorduğunuz soruya gelince cevap: Koşmak herkese uygun değil. Bir performans sporcusu değilseniz koşmak konusunda bir değil, iki kere düşünmeniz gerekir. Koşu kondisyon gerektirir ve biz sedanter bir vatandaşsak günün büyük bir çoğunluğunu oturarak geçiriyorsak koşmak bizim için zararlı bile olabilir.

Nasıl zararları var koşmanın?

Şöyle düşünün: çalışıyorsunuz, gün boyu masa başındasınız, hatta tüm hafta boyu. Nabzınız 70 – 90 aralığında. Sonra haftanın bir günü birkaç saat koşuyorsunuz ve nabız birden 160’lara çıkıyor. Bu durum kalp için iyi değil; sadece kalp değil, aynı zamanda eklemler, kemikler ve tüm beden sağlığı için de iyi değil. Eklemlere birdenbire inanılmaz bir yük biniyor. Her koşma, bedene ağırlığımızla, zemine bir kuvvet uygulamak demek.  O kuvvet bizim eklem yerlerimizde karşımıza çıkıyor.

Sizin az önce bahsettiğiniz koşu grupları ile ben de çok sık karşılaşıyorum ve gözlem yapıyorum; koşan insanların birçoğu aslında acı çekerek koşuyorlar:kafaları önde ve nefes nefese. Çok fazla oksijen soluyorlar ve aslında karbondioksit tüketiyorlar. Ayaklarını çok sert vurarak ve gövdelerini öne bükerek koşuyorlar. Bütün bunlar kortizol artışı demek.  Özetle, sporcuysak ve bedenimizin kondisyonu uygunsa koşmak evet ama değilse maalesef çok doğru değil.

“Kendimize sormamız gerekir: Neden koşuyorum? Bir heves mi, bir performans mı, sosyalleşme mi?”

Sporcular da belli bir yaştan sonra sporu bırakıyorlar aslında değil mi?

Profesyonel sporcular, özellikle atletler, maksimum kırk yaşında sporu bırakırken o yaştan sonra sahilde koşmaya başlamak konusunda bir kez daha düşünmek gerekir. Burada bir çelişki var: profesyonel olan birisi koşmayı bırakırken, hayatında hiç hareket olmayan birisi koşuyor. Profesyonel olarak koşan ya da sporun diğer dallarında aktif olan kişilerin bırakmasının sebebi bu kondisyonun sürdürülebilir olmaması. Bir süre sonra bedene zarar vermeye başlaması.  Halı sahalardaki futbol için de aynı şey geçerli. Maalesef halı sahada kalp krizi gibi haberlerle sıklıkla karşılaşabiliyoruz. Kendimize sormamız gerekir: Neden koşuyorum? Bir heves mi, bir performans mı, sosyalleşme mi?

“Heves” dedin ya, orada kaldı zihnim. Sosyal medya paylaşımları, bir gruba dahil olma ihtiyacı da bu hevesi tetikliyor olabilir mi?

Evet, olabilir. İnsanın burada başkasına bakmaktan ziyade gerçekçi şekilde kendisine bakması gerekiyor. Bedenim koşmaya uygun mu? Düzenli olarak bu sporu hayatıma alabilir miyim? Kondisyonum yeterli mi? Sürdürülebilir mi benim için? Sahildeki koşu gruplarında gözlemlediğim bir başka şey şu, genelde farklı insanlar koşuyor, gruplardaki insanlar değişiyor. Burada söylemek istediğim koşmayın değil, sadece dikkat edilmesi gereken noktaları işaret etmeye çalışıyorum. Koşmak yerine evde oturalım ve kahve içelim değil söylediğim: Hareket beden ve zihin için elzem ama hangi hareket?

İnsanlar artık yürüyemiyorlar, genelde koşu gruplarına katılıyorlar son dönemde çünkü hayat çok hızlandı, her şey çok hızlı akıp gidiyor.

İnsanlar artık yürüyemiyorlar, genelde koşu gruplarına katılıyorlar son dönemde çünkü hayat çok hızlandı, her şey çok hızlı akıp gidiyor. Yürümek insanlara yavaş geliyor. Herkes bir koşturmanın içinde. Yavaşlamak zor geliyor ve hız çağında kaçınılmaz olarak koşu grupları doğuyor. Devir haz ve hız çağı ama bu sağlıklı olan mı, bunu düşünmek gerek.  Yürüsek, etrafımıza baksak, martıyı, ağacı, dalgayı görsek… Koşuda bunların hiçbiri mümkün değil. Zaten yüksek sesli bir müzik de var. Müzik sesiyle kendilerini uyuşturan ve kitlesel olarak birlikte hareket eden insanlar. Bu bana biraz gece kulübüne gitmeyi anımsatıyor; yüksek sesli müzik ve yüksek bir enerji.

Koşarken diğerlerine yetişmen gerekiyor. Grubun içinde kalman gerekiyor. Yavaşlama şansın yok. Müziğin ritmi buna göre ayarlanmış durumda. Müziğin sesini duyarken kendi sesini duman mümkün değil. Oysa yavaşladığında kendi sesini duyarsın, tefekkür edersin, düşünürsün…

“Koşu grupları sosyalleşme ihtiyacını da karşılıyor.”

Belki de insanlar kendilerini duymaktan kaçıyorlardır, ne dersin?

Belki de… Koşmak aslında Savaş – Kaç modudur. Ceylan durup dururken koşmaz; avlanmak için ya da av olmamak için koşar, o da belli bir süre.  İnsan da aslında sadece bir felaketle karşılaştığında koşmaya programlıdır.  İnsanın doğası koşmaya değil, yürümeye programlıdır.

Günümüzde kendimizi sürekli tehdit altında hissediyoruz tabii. Bu da koşuya yönelmek için bir sebep gibi.

Yakın çevremde de koşu gruplarına katılan insanlar var. Onlarla konuştuklarımdan çıkardığım bir yorum: Sosyal medyadaki o sürekli değişen görüntüler, kaydırma refleksi ve bağımlılığı. Dediğiniz gibi sürekli tehdit altında hisseden insan dopamin ihtiyacı duyuyor ve bunu sosyal medyada sürekli ekranı kaydırarak elde etmeye çalışıyor. Kimse yalnız kalmak istemiyor. Yalnızlığın getirdiği o yüzleşmelerden kaçınıyor insanlar. Koşmak aslında bu şekilde bir kendini uyuşturma hali.  Çevrenize bakın, bir kafede oturan bir insan, elinde telefonuyla… Karşısında arkadaşı varsa bile insanlar sohbet etmek yerine telefona bakmayı tercih eder oldu. Bu anlamda koşu grupları sosyalleşme ihtiyacını da karşılıyor.

Maraton koşan bir arkadaşım var, ellili yaşlarında. Aslında artık bedenine iyi gelmediğini ama bir türlü vazgeçemediğini söylüyor. Senin anlattıklarınla çok bağlantılı aslında. Çünkü koşmanın verdiği yüksek hazza bağımlı olduğunu söylüyor.

Bir maraton koşucusu olduğuna göre aslında kondisyonu var demektir, disiplinli olarak çalışmış demektir ama işte, bir süre sonra beden izin vermiyor. Burada yine sürdürülebilirlik devreye giriyor. İnsanlar koşarken iş yüklerini unutuyorlar, problemlerini düşünmüyorlar ama peki gerçekten bu durum ne kadar faydalı?

Koşmak ve haz çokça birlikte dile gelen ifadeler oldu. Stres ise her zamanki gibi esas kaynak. Bedendeki hangi işaretler stres belirtisidir?  Zaman zaman hazla stresi de karıştırabiliyor çünkü zihin.

En başta nefes bir işarettir. Stresle birlikte nefes alışverişi değişir. İnsan daha çok ağızdan solumaya başlar. Vücutta oksijen azalır. İkincisi zihin soru üretmeye başlar: Koşmayı bıraksam mı, devam etmesem nasıl olur, biraz dinlensem…  Beyin bedenin zarar görmesini istemez çünkü. Ağrılar oluşur. Ve sonrasında çok fazla yemek yeme ihtiyacı doğar.  Koşu gruplarındaki insanlar koşu bittikten sonra kahvaltıya oturduklarında dünyaları yiyebiliyor.  Stres yükseldiği için beden basit şeker ister. Sonra insanlar şunu söylüyor: Koşuyorum ama kilo veremiyorum. Kortizol seviyesi arttığında beden kilo veremez. Oysa gerçek bir sporcu, bir atlet koştuktan sonra bunları yemez, hemen yemek de yemez, belki bir muz yer o kadar.

Bir de zihinsel koşma hali var. Hatırlıyorum, düzenli meditasyona ilk başladığım zamanlar. Meditasyondan sonra nasıl acıkıyorum, canım şeker istiyor. Anlam verememiştim önce, sonra fark ettim ki aşırı bir çaba sarf ediyorum meditasyonda sakinleşmek için ve bu halin kendisi bende stres yaratıyor. Meditasyon sakinleşmek ve gevşemek içindir gibi bir yanlış anlamam da var.

Kortizol seviyesinin en yüksek olduğu zaman dilimlerinden biri uyku öncesi. İnsanların birçoğunda uyku problemi var, yatağa yattıklarında uykuya geçemiyorlar, sorular geliyor zihinlerine. Kaygılar doğuyor, öfkeler çıkıyor. Stres aslında kötü bir şey, baş edemediğimiz stres kötü. Şu an sizinle konuşurken bile bir stres var ama dediğim gibi bunu yönetebildiğin ya da yönetemediğin önemli olan. Yönetilemeyen stres insanı şekere ya da kendisini uyuşturabileceği aktivitelere yönlendiriyor. Savaşta da öyledir, kendini korumak için en kestirme yolu seçersin. Stres yönetimini öğrenmemiz ve buraya yatırım yapmamız gerekiyor. Bir araştırmaya değil, gözlemlerime dayanarak söylüyorum; yürüyüş yapan insanlar koşu gruplarında koşanlardan çok daha sağlıklı gıdalara yöneliyorlar.

Seninle yaptığımız bireysel çalışmalardan da biliyorum, çok olan ve yorucu olan değil, hafif olan sürdürülebilir olan bedende çok olumlu sonuçlar veriyor. Dışarıdan baktığında çok basit görünen egzersiz bir programı uygulamana rağmen benim bedenimde yağ oranı düşerken kas oranı artış gösterdi. Hem de hiç yorulmadan…

Çok harıl harıl çalışırsan çok harıl harıl yemek yersin. Sedenter bir vatandaş için haftada iki saat yüksek yoğunlukta egzersiz yaptırmak sürdürülebilir ve bedene zarar verebilir. Belki o anda anlamaz ama ileride anlar; boyun fıtığı olur, bel ağrıları olur. Yavaş hareket edersen hayatını da yavaşlatabilirsin. Çok hızlı nabız doğru karar vermeye de engeldir. Kalenin önünde adam kaleye topu atamadığında şaşırıyoruz, kızıyoruz ama o nabızla doğru karar vermek gerçekten çok zor. Dolayısı ile yüksek nabızda yanlış yemek tercihi yapabilirsin, çalışanlarına öfkelenebilirsin, çocuğunla ilişkini bozabilirsin, kendine kızabilirsin… 

Yavaşlamak sağlıklı bir yaşam için olmazsa olmaz.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

ozlem-cetinkaya
Yaşam gözlemcisi olma yolunda bir yolcu. Yolculuğun her anında farkındalıkla deneyimin içinde kalabilmek, kalbini uyandırmak adına kullandığı araçlarını diğerleri ile paylaşmaya gönül vermiş bir elçi. Jaadoo İyi Yaşam markasının kurucusu. Yazar, yazar koçu, farkındalık ve şefkat eğitmeni.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.