EVİNİ DEĞİL SİNİR SİSTEMİNİ DÜZENLİYORSUN
Farkındalık

Evini değil sinir sistemini düzenliyorsun

İnsanlığın yerleşik düzene geçmesiyle birlikte “ev”, en temel anlamıyla bir barınma alanı olarak tanımlandı. Ancak bugün bu tanım, insan ihtiyaçlarını açıklamak için yeterli değil. Modern yaşamın getirdiği yoğunluk ve sürekli uyarılmışlık hali, evin işlevini sessizce dönüştürdü, dönüştürmeye de devam ediyor.

Özellikle COVID-19 pandemisi sırasında uzun sürelerimizi evde geçirmek zorunda kalmamız, bu dönüşümü hızlandırdı. Evler artık yalnızca başımızı soktuğumuz yerler olmaktan çıktı; kendimizi koruduğumuz, toparladığımız ve en önemlisi sinir sistemimizi regüle etmeye çalıştığımız alanlara dönüştü. O dönemi hatırlarsak bu değişimi günlük davranışlarımızda da net bir şekilde görebiliriz. Evde ekmek yapmayı öğrenenler, yoğurt mayalayanlar, mutfakta daha fazla vakit geçirenler… Bir yandan da evini yeniden düzenleyen, perde siparişi veren, “şu köşeyi değiştireyim” diyerek yaşam alanına müdahale eden pek çok insan vardı.

İlk bakışta bunlar basit ev aktiviteleri gibi görünebilir. Oysa bugün geriye dönüp baktığımızda, bu davranışların ortak bir motivasyona işaret ettiğini fark ediyoruz: İnsanlar evlerini değil, sinir sistemlerini düzenlemeye çalışıyordu. Aşırı stres ve korkuyla baş etmeye çalışıyor, kapalı bir alana kısılıp kalıyorduk. Ya o alanla daha sağlıklı bir ilişki kuracaktık ya da evimiz bir tür hapishaneye dönüşecekti.

EV ARTIK “YAŞANILAN YER” DEĞİL, “HİSSEDİLEN ALAN”

EV ARTIK “YAŞANILAN YER” DEĞİL, “HİSSEDİLEN ALAN”

Bu zorlu süreçle birlikte ev algısı da doğal olarak değişti. Ev, yalnızca yaşanılan bir mekân değil; dinlenme, üretim, kaçış ve yeniden toparlanma alanı olarak yeniden tanımlandı. Günümüzde birçok insan için ev tasarımında estetikten çok duygusal işlev ön plana çıkıyor. Çalışma alanlarının ayrılması, doğal ışığın önemi, sadeleşme eğilimi, koku ve ses gibi duyusal unsurlara verilen değer bu değişimin göstergeleri. Bu noktada kritik bir ayrım da giderek daha fazla kabul görüyor:

“İyi tasarlanmış bir ev, güzel görünmekten önce iyi hissettirmelidir.”

Çünkü pahalı eşyalarla, güncel tasarımlarla donatılmış bir mekânın huzur vermesi garanti değildir. Buna karşılık, daha sade ama dengeli bir alan, kişinin kendini daha güvende ve sakin hissetmesini sağlayabilir. Bu da evin estetik bir nesne değil, psikolojik bir alan olduğunu gösterir. İçinde yaşayan insanlarla bir bütün olan ev, kişinin zihinsel ve duygusal durumunu doğrudan etkileyen bir alan haline gelir.

PSİKOLOJİK EV TASARIMI: KİŞİSEL BİR REGÜLASYON ALANI

Ev düzenleme meselesi burada kişisel bir boyut kazanıyor. Çünkü her bireyin ihtiyaçları farklıdır.  Bu konularda akıl verecek yetkinlikte olmamama rağmen şunu çok iyi biliyorum ki: kimi insan fazla eşya ile kendini güvende hissederken, kimi için sadeleşmek bir zorunluluktur. Bu noktada belirleyici olan, mekânın kişide yarattığı etkidir.

Kendi deneyimimden baktığımda ev ile kurduğum ilişkinin zaman içinde belirgin şekilde değiştiğini görüyorum. Daha genç yaşlarımda ev, düzenli olması gereken ama duygusal bağ kurmadığım bir alandı. Ancak zamanla, özellikle evde geçirdiğim süre arttıkça ve yaratıcı üretim hayatımın merkezine yerleştikçe bulunduğum alanın niteliğinin doğrudan zihinsel durumumu etkilediğini fark ettim.

Evin ışığı, düzeni, sessizliği ve genel atmosferi, yalnızca fiziksel konfor değil, aynı zamanda zihinsel açıklık da sağlıyordu. Bu farkındalıkla birlikte ev kavramı benim için “barınma alanı” olmaktan çıkıp bir tür “korunaklı alan”a dönüştü. Bu dönüşüm, yalnızca fiziksel düzenlemeleri değil, aynı zamanda sınır koymayı da beraberinde getirdi.

Şimdilerde, yoldan geçen herkesi evine davet eden Nihan’ın yerinde; aynı şefkati koruyan ama sınırlarını da bilen bir Nihan var. Eve girdikten sonra hissettiğim o derin rahatlama hali, büyük ölçüde bundan. Bu huzur alanını yaratmak zamanımı aldı ama karşılığını da aldım.

EVDE HUZUR KURMAK: DAVRANIŞSAL MİKRO ADIMLAR

EVDE HUZUR KURMAK: DAVRANIŞSAL MİKRO ADIMLAR

Belki de öncelikle tek bir “sakin alan” oluşturmak, işin başlangıç noktasıdır. Ben kendime bir çalışma alanı yaratırken, görsel karışıklığı azaltmak için az eşyalı olmaya, gün ışığı efekti veren bir aydınlatma kullanmaya ve sevdiğim objeleri bu alana yerleştirmeye özen göstermiştim.

Ara ara kokulu mumlar yakarak, plak çalarda klasik müzik dinleyerek kendime küçük bir dijital detoks alanı yarattım. Gün sonunda ise çalışırken oluşan dağınıklığı toparlamak için kendime on dakika ayırdım. Bu küçük rutinler hem alanla kurduğum bağı güçlendirdi hem de üretim sürecimi daha sürdürülebilir hale getirdi.

Bu mikro adımların herkes için uygulanabilir olduğunu düşünüyorum. Büyük değişimlerden önce, küçük ve sürdürülebilir düzenlemelerle başlamak mümkün. Alanı sadeleştirmek, sınırlarını korumak ve oraya kendi ritmini taşımak… Bunların her biri, evle kurulan ilişkiyi dönüştüren temel adımlar.

En çok vakit geçirdiğimiz yer olan evimiz, sevdiklerimizi ağırladığımız bu özel alan; ne kadar güzel eşyalarla dolu olduğu ile değil, bize nasıl hissettirdiğiyle hatırlanır. Bu yüzden dış dünyanın temposu ne kadar hızlanırsa hızlansın, insanın içine dönebildiği, kendi ritmini bulabildiği ve kendini gerçekten ait hissedebildiği bir yerinin olması artık bir lüks değil; giderek artan temel bir ihtiyaç.

Yaradan, hepimize içinde huzurla oturabileceğimiz sıcacık yuvalar nasip etsin.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

nihan-uycan-ozen_
Yazar, sosyal girişimci…”Her yeni adımla kendine biraz daha yaklaşmış, yapmak istediklerini keşfetme yolunda ilerleyen bir ruh. Toplumda sosyal fayda yaratımını @kopruproject ile destekliyor.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.